Pasta ve Diğer Hayal Kırıklıkları
Leyla, pandispanyanın üzerine kremini çırpıyordu, hareketleri bir saat ustasının titizliğiyleydi. Kızı Defne için yaptığı bu pasta bir şaheser olmalıydı: üç katlı, vanilyalı mousse, taze ahududu, ince çikolata kıvrımları… Bugün Defne’nin on sekizinci yaş günüydü ve Leyla, son bir yıldır aralarına örülen duvarı bu pastanın eritebileceğini umuyordu.
“Anne, daha bitmedi mi?” diye seslendi Defne mutfağa dalarken, spor ayakkabıları laminat zeminde gıcırdadı. “Tuğba geliyor, burası hâlâ darmadağınık!”
“Az kaldı,” dedi Leyla gülümseyerek, ellerini önlüğüne sildi. “Beğendin mi?”
Defne pastaya şöyle bir baktı, yüzünde hiçbir ifade yoktu.
“Şey… normal. Ama bilirsin, Tuğba diyor ki böyle pastalar artık moda değil. Şimdi minimalist pastalar yapılıyor, bütün bu kıvrımlar falan yok.”
Leyla, elindeki kaşığın birden ağırlaştığını hissetti.
“Bunlar kıvrım değil, Defnecim. On yaşındaki doğum gününde sevdiğin desenler. Hatırlıyor musun?”
“Anne, on yaşındaydım,” diye gözlerini devirdi Defne. “Tamam, ben salondaki eşyaları topluyorum. Babam yine bütün evi kağıtlarla doldurmuş.”
Çıkarken ardında hafif bir parfüm kokusu ve Leyla’nın boşluğa konuşuyormuş hissini bıraktı.
—
Akşam saat altıya kadar salon süslenmiş, balonlar, ışıklar, mezelerle dolu bir masa hazırlanmıştı. Leyla pastayı masanın ortasına yerleştirdi, ahududular avizenin ışığında küçük yakutlar gibi parlıyordu. Geçen sene Defne’nin aile kutlamasını reddedip arkadaşlarıyla kafelere gittiğini hatırladı. “Ben büyüdüm artık, anne,” demişti o gün. Leyla, bu pastayı yapabilmek için altı ay boyunca biriktirmiş, yeni ayakkabı almayıp yemek kurslarından vazgeçmişti.
Kapı çaldı. Defne koşarak açtı ve içeri Tuğba girdi – uzun boylu, pembe ojeli, etrafı tarayan bir bakışla.
“Vay, bu da ne?” diyerek pastanın önünde durdu. “Ciddi misin Defne? Bu çocuk pastası gibi!”
“Anne böyle şeylere takıntılı,” diye kıkırdadı Defne, ama yanakları kızarmıştı.
“Eski moda yani?” Tuğba güldü, sesi kırık cam gibi tırmaladı kulakları. “Şimdi sade pastalar moda, kremasız, üstünde birkaç meyveyle. Doğru mu, Defne?”
Leyla önlüğünün kenarını sıktı, mutfağın daraldığını hissetti.
“Merhaba Tuğba,” diyerek gülümsemeye çalıştı. “Bu, Defne’nin sevdiği türden bir pasta. Vanilya ve ahududuyu hep severdi.”
“Severdi,” diye vurguladı Tuğba, Defne’ye baktı. “Ama zevkler değişir, değil mi? Artık vegan modasındasın, öyle değil mi?”
Defne bileziğiyle oynayarak duraksadı.
“Yani, pek değil… Ama Tuğba haklı, anne. Belki seneye daha modern bir şey yaparsın?”
Leyla’nın yüreği burkuldu, ama başını salladı.
“Tamam, Defnecim. Şimdi hadi misafirleri karşılayalım.”
—
Misafirler – Defne’nin okul ve üniversiteden arkadaşları – salonu kahkahalarla doldurdu. Leyla mezeleri dağıtırken, Tuğba’nın Defne’ye pastayı göstererek fısıldaştığını görmezden geldi. Kocası Emre, köşede dizüstü bilgisayarına gömülmüştü. Onun “acil proje”leri her zaman aileden önce gelirdi.
“Leyla, iyi misin?” diye sordu Emre gözlerini kaldırmadan. “Pasta yine harika olmuş.”
“Teşekkürler,” diye zoraki gülümsedi Leyla. “İçecekleri dağıtmama yardım eder misin?”
“Hemen, şu maili bitireyim,” diyerek tekrar ekrana daldı.
Leyla, Tuğba’nın “trend partiler”den bahsettiği masaya döndü.
“Geçen hafta İstanbul’da bir parti vardı,” dedi gürültüyle. “Glütensiz, şekersiz, matchalı pasta! İşte bu tarz olmalı! Buradaki…” pastayı işaret etti, “sanki büyükannen yapmış.”
Misafirler güldü. Defne’nin yüzü kızardı, ama suskun kaldı, örtünün kenarıyla oynadı.
“Tuğba, bu annemin emeği,” diye fısıldadı. “Çok uğraştı.”
“Uğraşmak mı?” Tuğba kaşlarını kaldırdı. “Defne, uğraşmak başka, trendi yakalamak başka. On sekiz yaşın çocuk partisi gibi mi görünsün istiyorsun?”
Leyla’nın yanakları yandı. İtiraz etmek istedi, ama Defne’nin başını öne eğdiğini görünce sustu.
—
Gece, mumlar üfleneceği sırada gerilimle doldu. Leyla pastayı tekerlekli servis arabasıyla getirdi, elleri heyecandan titriyordu. Misafirler sustu, telefon kameraları Defne’ye çevrildi. Mumlar yandı, alevler kızın gözlerinde çocukluğundaki gibi yansıdı.
“Defnecim, dilek tut,” dedi Leyla, boğazında düğümlenen bir sesle.
“Bekle,” diye atıldı Tuğba, sesi sessizliği bıçak gibi kesti. “Bu da ne, normal mum mu? Defne, havai fişek istediğini söylemiştin! Bu senin günün!”
“Havai fişek mi?” Leyla şaşkındı. “Defne, böyle bir şey dememiştin…”
“Çünkü yine kendi bildiğini okurdun!” diye patladı Defne, sesi titriyordu. “Anne, basit ve modern bir şey istemiştim! Ben çocuk değilim artık!”
Misafirler fısıldaşmaya başladı. Leyla, yerin ayaklarının altından kaydığını hissetti.
“Defne, seni mutlu etmek istedim,” dedi zor duyulan bir sesle. “Bu senin sevdiğin tat…”
“Sevdiğim mi?” Defne güldü, ama gözleri doluyduLeyla o gece sokaklarda yürürken, elinde tuttuğu eski fotoğraftaki gülümseyen kızın artık yalnızca bir hayal olduğunu anladı.




