Arkadaşlık mı, yoksa Yalnızlık mı?

**Arkadaş Olmalı mı, Olmamalı mı?**

“Baba, ne kadar direniyorsun! Sana ‘Dostlarım’ uygulamasına kaydol diyorum, bir bakanlığa üye olmanı istemiyorum ki!” diye yakınıyordu Emre, babasının direncini kırmaya çalışarak. Ama adam, eski tuşlu telefonunu sıkıca tutuyor, gelen onuncu aktivasyon kodunu bile görmezden geliyordu.

“Bana gerek yok! Siz sosyal ağlarınızda balık gibi çırpının, beni rahat bırakın. Zaten yeterince bağımlılığım var, bir tane daha niye ekleyeyim?”

“İletişim için baba! Eski sınıf arkadaşlarını, askerden arkadaşlarını bulacaksın, sohbet edeceksin…”

“Allah korusun!” diye bağırdı baba, telefonu camdan dışarı attı. Neyse ki birinci kattaydı, kırılmadı. “Onların yarısı öteki tarafta! Zaten vaktiyle görüşürüz.”

“Yaşayan yarısıyla görüşürsün işte. Sen benden ve Ayşe’den başka kiminle konuşuyorsun ki? Telefon dolandırıcılarından başka!”

“Onlar en azından beni dinliyorlar! Dün, ‘Cezaevi No.7’den Müdür Hanım’ dediği bir kadınla üç saat sohbet ettik. Bilmezsin, orada insanların güvenini kazanmak ne zormuş!”

“Denesen olmaz mı? Bir hafta. Beğenmezsen, bir daha ısrar etmem.”

“Tamam. Ama mayısta benimle maça geleceksin,” diye şart koştu baba.

“İş için İzmir’de olacağım,” dedi Emre, bahçedeki çalılar arasında telefonu ararken.

“Belki gitmezsin dedin,” diye camdan uzandı baba.

“Belki. Sonra haber veririm. Beş dakika ver, senin için ayarlayayım. Normal bir insan gibi dünyayla iletişim kuracaksın.”

Oğlu telefonu buldu ve eski bilgisayarın başına geçti.

“Ne gereği var bu dünyanın…”

“Bir şey mi dedin?”

“Hadi kaydol şunu, dijital satıcı!”

‘Dostlarım’ fikrini Emre’nin eşi sürekli savunuyordu, çünkü kayınpederi en uygunsuz zamanlarda arayıp saatlerce konuşuyordu. “Birincisi, sıkıcı hikâyelerini başkalarına anlatsın. İkincisi, belki dışarı çıkmayı bırakır,” diyordu. “Bu yaşlılar bir kere sokağa çıkınca, sonra bütün şehri ararsın!”

“Benim babamdan bahsediyorsun,” diye hatırlatıyordu Emre.

“Kendi babamdan yola çıkarak söylüyorum,” diye cevaplardı eşi. Tartışma orada biterdi.

“Emre, birisi beni arkadaş olarak eklemek istemiş!” diye telaşla aradı baba o akşam.

“Harika! Kabul et, konuşursunuz.”

“Emre, bu yüzü ilk defa görüyorum. Benim hakkımı nereden biliyor? Daha profiline bile bakmadım. Bu nasıl güven?”

“Sana kayıt sırasında okulunu, işini, ilgi alanlarını doldurduk. Belki aynı okuldandınız…”

“Emre, bu kaç yıl önceydi? Taş devrinde mi?”

“Mağarada birlikte mamut avladınız o zaman. Konuş bir bakalım, ortak konular bulursunuz. Tamam baba, işim var.”

“Ah Emre, başıma iş açtın…”

Dört gün sonra baba yeniden aradı:

“Emre, beni garajdan alabilir misin?”

“Garajdan? Bu saatte orada ne yapıyorsun?” diye sordu oğlu, saatine bakarak. Demek eşi haklıydı: Baba artık gezgin bir ihtiyara dönüşüyordu.

“Lanet otobüsü bekliyorum. Kırk dakikadır geliyor! Valizimin tekeri kırıldı, yürüyemiyorum.”

“Orada kal, hemen geliyorum!”

“Tabii kalırım, Çin malı arabayla şoför buldum bir kere.”

Emre babasını garajın önündeki bankta buldu. Ütülü gömlek, yeni ayakkabılar ve tıraşlı bir yüzle oturuyordu.

“Nereden geliyorsun?” diye sordu Emre, valizi bagaja yerleştirirken.

“Mehmet’ten. İzmir’de yaşıyor,” diye mırıldandı yorgun baba.

“İzmir’e mi gittin? Oraya beş saat yol var! Bu Mehmet de kim?”

Emre emniyet kemerini taktı, babasınınkini de bağladı ve yola koyuldu.

“Dostlarım’dan bir arkadaş…” diye mırıldandı baba, pencereden dışarı bakarak. “Yine de, dostluk henüz kesin değil. ‘Fenerbahçeli’ymiş, benim ‘Beşiktaş’ sevgisini bilirsin…”

“Dur bir dakika,” dedi Emre, hızını düşürerek. “Yeni tanıştığın adama hemen mi gittin?”

“Tabii ki!” dedi baba şaşkınlıkla. “Rastgele herkese ‘arkadaş olalım’ demem. İnsanı görmek lazım: gözlerine bak, konuş, nefes alışını gör, hayatını anla.”

“Baba, sosyal medyada bunları yapmana gerek yok. Uzaktan da anlaşılır. İşin güzelliği burada.”

“Peki çocuklar da uzaktan mı yapılıyor şimdi?”

“Ne alaka?”

“Çok alaka Emre! Ben tanımadığım insanlarla arkadaş olmam. Güvendiğim insanlarla çevremi oluştururum. Nokta.”

“Tamam, tamam, sakin ol!” diye yatıştırdı Emre. Sorularıyla babasını korkutup yeniden eve kapanmasına sebep olacaktı. “Ama bir dahakine nereye gideceğini bana söyle. Nerede ağaca tırmanmışsın, bileyim.”

“Emir büyük yerden!” diyerek hayali bir selam verdi baba, sonra internete girebileceği yeni bir telefon almalarını istedi.

Sonraki çağrı cumartesi günü geldi, Emre iş seyahatindeyken:

“Antalya’ya uçuyorum, pazartesi dönerim.”

“Baba, şebekem kötü. Antalya’ya mı dedin?”

“Şebeken iyi, Antalya’ya gidiyorum. Orada yeni bir arkadaş buldum. Hatta iki tane. Aynı taburda görev yapmışız, farklı yıllarda ama. Merak etme, havaalanından taksiyle çıkarım, uygulamayı öğrendim artık.”

“Baba, sen delirdin mi? Evinde otur! Yakında geliyorumO gece, Emre babasının yeni maceralarını düşünerek uykuya daldı ve anladı ki gerçek dostluk, ekrandaki bir isim değil, hayatı paylaşan insanlarla kurulur.

Rate article
Lifequest
Arkadaşlık mı, yoksa Yalnızlık mı?