“LÂNETLİ AŞK”
“Şimdi ne olacak?” diye endişeyle sordu Ayşe, daha çok kendi kendine, sevdiği adama değil.
“Ne mi olacak? Senin için dünürcü göndereceğim. Bekle bakalım,” diye karşılık verdi adam sakin bir şekilde.
…Ayşe, (sonradan hayatını altüst edecek) buluşmasından neşeli ve gizemli bir halde döndü. İki küçük kız kardeşine, Barış’la görüşmesini bütün detaylarıyla anlattı.
Kardeşleri, Ayşe’nin ona delicesine âşık olduğunu biliyorlardı. Barış, köydeki önemli işler bittikten sonra sonbaharda Ayşe’yle evleneceğine söz vermişti.
Şimdi samanlıkta bu kadar yakın bir buluşma yaşandığına göre, adamın kızla evlenmek için düğün hazırlıklarına başlaması gerekirdi.
Ama… Tarlalar boşalmış, mahsul ambarlara doldurulmuştu, Yılbaşı yaklaşıyordu, ve hâlâ dünürcüler görünmüyordu…
Ayşe’nin annesi Hacer Teyze, büyük kızında bir tuhaflık fark etti. Normalde neşeli olan Ayşe, içine kapanmış ve bir anda kilo almış gibiydi. Sonunda açık açık konuştular. Ayşe’nin acı itirafından sonra, Hacer Teyze bu sözde “damat adayı”nın gözlerinin içine bakmak istedi. Bir de dünürcülerin nerede kaldığını öğrenmek…
Fazla düşünmeden, komşu köye (Barış’ın yaşadığı yere) gitti. Barış’ın annesi karşıladı onu. Kadının, oğlunun yaptıklarından haberi yoktu. Hacer Teyze aklına gelen her şeyi söyledi ve iki kadın birden Barış’a karşı birleşti. Ama o, tüm suçlamalara şöyle cevap verdi:
“O çocuk kimden olmuş, ben nereden bileyim? Köyde erkek mi az? Ben her çocuğu kabul mü edeyim?”
Hacer Teyze öfkeden deliye döndü…
O evden ayrılırken, Barış’a son sözü şu oldu:
“Umarım seni bir daha evlendirmezler, namert!”
Belki de bu sözler göklere ulaştı. Barış sonradan tam dört kez evlendi…
Ayşe, annesinin yüzünden konuşmanın iyi geçmediğini anladı. Hacer Teyze, bütün kızlarını sertçe uyardı:
“Baban duymasın! Kendimiz halledeceğiz. Ayşe, sen İzmir’deki akrabaların yanına gideceksin. Çocuk doğunca, hastaneye bırakacaksın. Yoksa bu köyde kadınların diline düşersin, bir daha kurtulamazsın… Allah kerim, belki bir çaresi çıkar. Ah kızlar, günah tatlıdır ama insanlar yaman…”
Hacer Teyze’nin kocası, köyün okumuş insanlarındandı. Herkes ona saygıyla “Deniz Bey” diye hitap ederdi. Köy okulunda öğretmendi. Sert ama adaletliydi. Herkes ona danışır, anlaşmazlıklarda hakemlik etmesini isterdi.
Ve şimdi öz kızı, kucağında çocukla dönmüştü! Bütün köyün diline düşeceklerdi!
Hacer Teyze buna göz yumamazdı. Suçlu kızını akrabalara gönderdi. Kocasına da, “Ayşe şehre çalışmaya gidiyor, yirmisine bastı artık,” diye açıkladı.
Küçük kızlarına (hepsi birer yaş arayla doğmuştu) daha sıkı göz kulak olmaya başladı.
Ama ne mümkün! Ortanca kızı Sibel, okul dağıtımıyla Adana’ya gitti. En küçükleri Elif de Ankara’ya…
…Köyde söylenen her söz yankılanır. Zamanla, Deniz Bey’in kulağına da dedikodular geldi. Kendi öğrencilerinden, ailesinde olup bitenleri öğrendi.
“Duvarsız köyde, kulaksızlar duyar.” Deniz Bey, karısına hiç görmediği bir öfkeyle çıkıştı:
“Bu nasıl fikir? Çocuğu yetimhaneye mi bırakacaksın? Bu senin ilk torunun! En kısa zamanda bu kızı evimize getirin!”
Hacer Teyze, kocasının bu tepkisini beklemiyordu. Ama o da son bir yıldır gözyaşı dökmüştü. Torununun yetimhaneye verildiğini biliyordu. Ziyaret etmeye korkuyordu. Kendisinden korkuyordu, kanın çağrısından korkuyordu… “Dut yiyenin, badem gözlüm olur,” diye iç geçirdi.
…Kısa süre sonra Hacer Teyze ve Ayşe, kızı köye getirdiler. Adını Aslı koydular. Aslı, bir yaşına gelene kadar ailesini tanımamıştı. Bu günah, Ayşe’nin yüreğinde hep kalacaktı. Ne yaparsa yapsın (çok şey yaptı), Ayşe sabırla katlandı.
Aslı’yı hem dedesi Deniz Bey, hem anneannesi Hacer Hanım, hem de Ayşe büyüttü. Ayşe sık sık Barış’la son buluşmasını hatırlardı. Samanlıktaki kekik kokusu, o tutkulu anlar… Ayşe hâlâ Barış’ı seviyordu. Utandırmış, yalan söylemiş, canını yakmış olsa da… İşte bu lânetli aşktı! Aşk patates değil ki, pencereye atıveresin…
Ve Ayşe, bekâr anne oldu. Aslı’ya baktıkça Barış’ın yüz hatlarını görüyordu. Huyu da ona benziyordu. Kavgacı, dik başlı bir kızdı. Ayşe bir sis içinde yaşıyordu. Hiçbir şeyden zevk almıyordu. Neşeli Aslı bile hüzünlendiriyordu onu. Ah, babasız çocuk…
Ayşe yirmi beşine gelince, bir talibi çıktı. Neredeyse beraber büyümüşlerdi. Hacer Teyze’nin kız kardeşi, dul ve üç çocuklu biriyle evlenmişti. Fikret (Ayşe’ye âşık olan) bu çocuklardan biriydi. Hepsi aynı köyde yaşıyorlardı.
Ayşe, Fikret’in ilgisine isteksizce cevap verdi. Tek başına çocuk büyütmek zordu. Üstelik o hâlâ genç bir kadındı. Fikret iyi bir kocağız olabilirdi, ama Aslı… Ona nasıl davranırdı? Ayşe’nin başına gelenleri Fikret’in bildiğinden emindi.Sonunda Ayşe, Fikret’in Aslı’ya kendi evladı gibi baktığını görünce, yüreği ferahlayarak “Evet” dedi ve böylece lânetli aşkın gölgesinden kurtulup yeni bir hayata adım attı.




