-“Keşke Benim Olsaydı”
“Kızlar, cumartesi bana gelin, biraz sohbet edelim, çay eşliğinde güzel vakit geçiririz,” diye neşeyle önerdi Duygu, iş arkadaşları Elif ve Ayşe’ye. İkisi de memnuniyetle kafa sallayarak güldüler.
“Tamam, ben güzel bir şişe şarap getiririm,” dedi Elif, iyi şaraplardan anlardı.
“Ben de lezzetli bir şeyler hazırlarım,” diye ekledi Ayşe. Arkadaşları onun harika yemek yaptığını bilirdi.
“Duygu, neden senin evin? Belki bir kafeye gitsek?” diye sordu Elif.
“Of kızlar, zaten her zaman kafedeyiz. Evde daha rahat eğleniriz. Kafede dans edemezsin, herkes ne der diye düşünürsün,” diye cevapladı Duygu.
“Aslında haklısın Duygu. Evde rahat etmek daha iyi,” diye onayladı Ayşe. “O zaman karar verildi!” diyerek üçü de güldüler.
Kırklı yaşlarının başında olan bu üç kadın, aynı ofiste çalışıyor ve uzun zamandır yakın arkadaştılar. Aralarında bir diğer ortak nokta da hepsinin bekar olmasıydı. Duygu on yıl önce eşinden boşanmıştı. Elif hiç evlenmemişti ama büyüyen bir kızı vardı. Ayşe ise evlenmiş, ancak eşi oğlu üç yaşındayken onları terk etmişti.
Bundan sonra ara sıra erkeklerle görüşüyordu. Duygu ise neredeyse evlenmek üzereydi, ancak sevgilisi aniden Almanya’ya başka bir kadınla taşınıp beş yıllık bir iş sözleşmesi imzalamıştı.
“Bırak gitsin, yolun açık olsun,” diyerek tepki vermişti tabii ki üzülmüştü. O kadının yerinde kendisi olmalıydı.
Elif güzel ve hareketli bir kadındı, erkekleri sık sık değiştirirdi ama hiç ciddi bir adım atmamıştı. Ofise yakın bir yerde tek başına yaşıyordu, arabası vardı ve üçü arasında sadece o araba kullanabiliyordu.
Ayşe pek güzel sayılmazdı ama bir çekiciliği vardı. Tabii Duygu ve Elif, onun arkasından “sıradan” olduğunu düşünürlerdi.
Cuma günü işten çıkınca ayrıldılar. Duygu son bir kez hatırlattı:
“Yarın cumartesi, plan aynen geçerli…”
“Tabii tabii!” diye neşeyle cevapladı Elif. Ama Ayşe nedense sustu.
Duygu masayı hazırladı, temizlik yaptı ve mahalledeki markete gitti. Sevdiği çikolatalı kurabiyelerden aldı.
Elif ve Ayşe birlikte geldiler, Elif’in arabasıyla. Güzelce kurulmuş masada şakalaştılar, şarap içtiler. Ama Ayşe sadece bir yudum alıp bıraktı.
“Anlamadım Ayşe, neden içmiyorsun?” diye sordu Elif.
“Üzgünüm kızlar, içemem. Bu akşam Murat’la randevum var,” diyerek mahcup bir ifade takındı.
“Murat mı?” diye şaşırdılar.
“Evet, o. Sorun ne?”
“Yok bir şey, sadece bize erkeklerle tanıştığını söylemiştin ama detay vermemiştin,” dedi Duygu.
“Ben de ne olacağını bilmiyordum. Dün akşam aradı ve randevuya davet etti.”
“O zaman niye geldin ki? Bizi arayabilirdin,” diye çıkıştı Elif.
“Ona buluştuğumuzu söyledim. Hem sizle tanıştırmak istedim… Duygu, affet ama ona adresini verdim. Beni almaya gelecek,” diye itiraf etti.
“Önemli değil, tanışırız. Nasıl bir adam bu?” diye güldü Duygu.
Duygu kurabiyelerini yerken Ayşe’nin saçlarını maşa yapışına şaşkınlıkla bakıyordu. Elif de sessizdi.
“Duygu, saç spreyin var mı? Evden unutmuşum.”
“Var, banyoda.”
Duygu ve Elif, Ayşe’nin bu ilişkisinin uzun sürmeyeceğinden emindi. Ayşe hep böyleydi, âşık olur, sonra hayal kırıklığına uğrardı.
“Kızlar, saçım nasıl? Çok heyecanlıyım.”
“Normal,” dediler. “Bu kadar telaşlanacak ne var sanki? Sanki karşına Brad Pitt çıkacak,” diye ekledi Elif.
Ayşe gülümsedi ve banyoya makyajını tazelemeye gitti.
“Nasıl birini buldu anlamıyorum. Kendisi çok sade, kırk altı yaşında ama hâlâ utangaç. Karakteri öyle artık değişmez,” dedi Elif.
Tam o sırada kapı çaldı. Duygu heyecanla ayağa fırladı:
“İşte şimdi göreceğiz!”
“Merhaba,” diyen yakışıklı bir adam elinde üç demet çiçekle duruyordu. Kadınlar şaşkınlık içindeydi.
Elli yaşlarında, karizmatik, gülümseyen adam Ayşe’ye döndü:
“Hazır mısın?” Sonra Duygu ve Elif’e çiçekleri uzattı.
Duygu’nun gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Elif de donup kalmıştı.
“Murat,” diye kendini tanıttı.
Elif, Duygu’yu iterek onu içeri davet etti:
“Buyurun, bizimle oturmaz mısınız?”
“Teşekkürler, belki başka zaman,” diye nazikçe reddetti.
Duygu içinden, “Elif yine yapıştı, sinek gibi,” diye düşündü. Sonra yüksek sesle,
“Murat, size meyve suyu ikram edeyim mi?”
“Olur,” dedi. Bardaktan bir yudum alıp masaya koydu.
Ayşe yanına geldiğinde onu omzundan tuttu:
“Ayşe’nin arkadaşlarıyla tanışmaktan mutlu oldum. Hadi gidelim mi?”
Ayşe başını salladı ve çıktılar.
Kapı kapanınca Duygu ve Elif birbirlerine şaşkınlıkla baktılar.
“Duygu, böyle bir adam Ayşe’ye âşık olamaz. Birkaç gün sonra bırakır. O nasıl tutacak ki?” dedi Elif kibirle.
“Valla Elif, bu Murat gerçekten farklı. Benim hayalimdeki erkek. Ayşe bunu nereden buldu acaba?” dedi Duygu.
“Hiçbir şey bulamadBirkaç ay sonra Duygu, Murat ve Ayşe’nin düğününe katıldığında, gerçek mutluluğun dış görünüşte değil, kalpte olduğunu anladı.




