Eskisi Gibi Davranmak Mümkün Değil

Dina, çocukluğundan beri arkadaşlarını evine davet etmeyi severdi. Annesi de böyleydi; her zaman izin verirdi. Dina’nın hatırladığı kadarıyla, annesinin arkadaşları, özellikle hafta sonları, evlerinde sık sık bulunurdu.

Doğum günleri asla misafirsiz geçmezdi. Babasıysa sakin bir adamdı; annesinin arkadaşlarının ziyaretlerine karşı çıkmaz, bazen onlarla çay içer, şakalaşırdı. Ama çoğu zaman garajda vakit geçirir, arkadaşları pek olmazdı, sadece komşularla görüşürdü.

Dina, annesinin arkadaşlarının bir anda uğramasına bayılırdı. Nadiren şarap içerlerdi, çoğunlukla çay veya kahve içip sohbet eder, gülüşürlerdi. Misafirler geldiğinde annesinin yüzü güler, bazen şarkılar bile söylerlerdi.

“Anne, Rüya ve Aslı bize gelebilir mi?” diye sorardı.

“Tabii, kızım, gelsinler. Masada kurabiye ve şeker var, ikram et istersen,” der, işine giderdi.

Eğer arkadaşları uzun süre gelmezse, annesi börek yapar ve, “Nurcan teyzeyi ve komşumuz Ayşe’yi çağırayım,” derdi. “Dina, git onlara haber ver.”

Hayat böyle devam etti. Üniversitedeyken, hafta sonlarını veya tatilleri arkadaşlarıyla geçirirdi, tabii annesinin izniyle. Annesinin misafirperverliği Dina’ya da geçmişti.

Son sınıfta, sınıf arkadaşı Emir’le evlendi. Ayrı bir ev tuttular, Dina arkadaşlarını çağırmaya devam etti. Emir başta karşı çıktı, ama sonra bunun eşi için önemli olduğunu anladı.

“Emir, bizim evde hep misafir olurdu, buna alışkınım. Ara sıra arkadaşlarımızı çağırsak olur mu?”

“Bizim evde pek misafir olmazdı, annem misafir sevmezdi. Babam bir arkadaşını getirse, akşama kadar kavga çıkardı. Ama sen istiyorsan, sorun değil,” derken, zamanla alıştı.

Dina ve Emir, birlikte kimi çağıracaklarına karar verdi, sonunda bir arkadaş çevresi oluştu. Emir, Dina’nın arkadaşı Tülay’ı sevmezdi. Tülay dul kalmış, hep hüzünlü bir kadındı.

“Nasıl bu kızla arkadaş olabiliyorsun?” diye sorardı Emir. “Hep asık suratlı, bir kelime bile konuşmaz. Şakalaşmayacaksan, ne işin var misafirlikte?”

“Ama benimle konuşuyor, iyi tavsiyeler veriyor. Tülay kötü bir şey söylemez. Üstelik dinlemeyi bilir, sır tutar. Bazen böyle birine ihtiyaç duyarsın. Gülüp eğlenmez belki, ama içini dökersin.”

“Tamam, buldun işte dinleyecek birini, neşe kaynağı!”

“Hayır, Emir, onu seviyorum. Kalabalık sevmez, bazen tek başına gelir. Onun yanında huzur buluyorum.”

Zaman geçti. Dina ve Emir büyük bir ev yaptırdı, bir oğulları oldu. Arkadaşlarıyla görüşmeye devam ettiler. Bazen çocuklarla parka giderler, ama çoğu zaman Dina’nın evinde toplanırlardı. Ev genişti, çocuklar koşup oynayabiliyordu.

İki arkadaşı kayınvalideleriyle yaşıyordu, oralarda fazla gülüp eğlenemezlerdi. Sadece Seda, kocası ve oğluyla ayrı bir evde yaşıyordu, ama o da genelde Dina’ya gelirdi. Bazen eşlerle toplanırlardı. Erkekler biraz içer, garajda veya banyoda otururlardı.

Bir gün Tülay ziyarete geldi ve sohbet esnasında, “Dina, senin yerinde olsam Seda’ya çok güvenmezdim. Kocana fazla ilgi gösteriyor, dikkatli ol,” dedi.

“Ne diyorsun, Tülay? Seda neşeli bir kız, şakacıdır,” diye savundu Dina arkadaşını.

Ama sonra bu sözleri düşündü.

“Kocası yok, belki bize gıpta ediyordur. Üstelik annem de hep, ‘Dul arkadaşlardan uzak dur,’ derdi. Belki de Tülay’la aramı açmalıyım.”

Emir’le de konuştu.

“Ben sana dememiş miydim? O kız hep gizli kapaklı bir şeyler çeviriyor.”

Sonunda Dina, Tülay’ı arkadaş listesinden çıkardı. Ama hayatında bir şey değişmedi. Arkadaşlarıyla görüşmeye devam ettiler. Birbirlerine yardım ediyorlardı, çocukları okuldan alıyorlardı.

“Dina, benim Can’ı da alsana, Levent balıkçıya gitti, ben işteyim,” diye sık sık arardı Seda.

“Tabii, Seda, zaten çocuklar aynı okuldalar.”

Zaman akıp gitti. Bir gün Dina, okuldan oğlu Ali’yi alırken Seda’yla karşılaştı. Parka giderlerken Can, Seda’ya sordu:

“Anne, Emir amca bugün bize gelecek mi? Dün bana lezzetli cips getirmişti.”

Seda cevap vermedi, yüzü kızardı. Dina’nın aklına bir şey takıldı—kocasının adı da Emir’di.

Dün akşam Emir, kardeşinin yanına gitmişti, bir mobilya taşıyacaklardı. Gece yarısına doğru dönmüş, “Kardeşimde kaldık,” demişti.

“Herhalde başka bir Emir’dir,” diye geçirdi içinden. Ama Seda’nın kocası vardı, bu tuhaftı.

Seda telefonunu çıkardı, şarjı bitmişti.

“Seda, benim telefonumu al, aramak mı istiyorsun?”

“Yok, o kadar acil değil,” diyerek geri çevirdi.

Parka gitmediler, Seda aceleyle, “Anneme uğrayacağım, parka sonra gideriz,” deyip uzaklaştı. Dina şaşkındı.

“Peki, biz de eve gidelim o zaman.”

Yolda Seda’yı düşündü. Emir’in hep ondan övgüyle bahsettiğini hatırladı. Misafirler bir şeyler getirirdi, Seda hep kendi yaptığı bal kurabiyelerini getirirdi.

“Seda’nın kurabiyeleri harika oluyor,” derdi Emir herkese, hatta Seda’nın yüzüne karşı bile övgüler yağdırırdı.

“Dina, senin kocan çok ilgili. Benim Levent birSonra Dina, Tülay’ın yanında ağlayarak gerçekleri anladı ve hayatına yeniden başlamaya karar verdi.

Rate article
Lifequest
Eskisi Gibi Davranmak Mümkün Değil