Seri Gibi Olmasa Da, Benzer!

Ayşegül dizileri çok severdi ve hayatının da tıpkı ekrandaki gibi güzel olmasını hayal ederdi. Ancak bunlar sadece hayaldi, gerçek hayat ise çok daha sıradandı ve hayalleri hep hayal olarak kalıyordu. Günleri sessiz ve sıkıcı geçiyordu.

Mehmet’le âşık olduğu için evlenmişti, en azından öyle sanıyordu. Mehmet ise çocukluğundan beri değişmemişti, kararsız ve vefasızdı. Eşini köydeki küçük evine getirdi. Üç yıl sonra bir gün:

“Seni bırakıp şehre gidiyorum, istediğin gibi yaşa. Burası bana dar geliyor, ruhum daha geniş bir hayat istiyor,” dedi.

“Mehmet, bu ne ani karar? Hepimiz iyiyiz,” diye tutmaya çalıştı Ayşegül, hiçbir şey anlamamıştı.

“Sen iyisin, ben değilim,” dedi ve pasaportunu alıp eski çantasına sığan birkaç eşyasını toplayıp gitti.

Köyde hemen dedikodular yayıldı. Kadınlar her köşede fısıldaşıyordu:

“Mehmet, Ayşegül’ü bırakıp şehre gitti, orada başka birini bulmuş olmalı.”

Ayşegül sessizce acısını içine gömdü. Ağlamadı, şikâyet etmedi ve Mehmet’in evinde yaşamaya devam etti. Gidecek yeri yoktu, ailesinin evinde kardeşi ve kalabalık ailesi yaşıyordu, ona yer yoktu. Çocuğu da olmamıştı.

“Allah, Mehmet’in iyi bir baba olamayacağını biliyordu, bu yüzden bana çocuk vermedi,” diye düşündü Ayşegül, köydeki çocukları izlerken.

Her akşam işlerini bitirip televizyonun karşısına geçer, dizilerdeki aşkları, ihanetleri izlerdi. Her şeyi içine çekiyor, sonra uzun süre uyuyamıyordu.

Sabah olunca domuzunu, kazlarını, tavuklarını ve genç öküzü Karamığı beslerdi. Onu sürüye salmaz, bahçenin arkasında bağlardı.

“Ayşegül,” diye seslendi komşusu, “Karamık kaçtı, köyde dolaşıyor!”

“Nerede?” diye koştu ve öküzünün komşunun çitlerini zorladığını gördü. Yeni çıkan boynuzlarıyla tahtaları zorluyordu.

“Karamık, Karamık,” diye seslendi yumuşak bir sesle, ekmek uzattı, ama o başını salladı. “Seni gidi!” diye bağırdı Ayşegül öfkeyle. Karamık, sanki alınmış gibi, birden fırladı ve komşunun ördeklerini korkuttu.

Ne kadar peşinden koşacaktı bilinmez, traktörcü Ali yetişti. Kalın ipi yakaladı, öküzü çekip bağladı. Ayşegül, onun güçlü ellerine, kirli gömleğinin altından belli olan kaslarına baktı. Birden, o kolların kendini sıkıca sarmasını, ona yakın olmayı istedi.

Ama hemen bu düşüncelerini kovaladı:

“Ben ne diyorum böyle? Sanki kedi gibi sevgi istiyorum,” diye utandı kendinden.

Ali, elindeki ıslak ipi otlara sildi. Ayşegül birden:

“Gel, evde ellerini yıka,” dedi. Ali sessizce peşinden yürüdü. Sırtında onun bakışlarını hissediyordu.

Ali’nin ona farklı baktığını fark etmişti. “Neden böyle bakıyor?” diye düşündü. Ama Ali ellerini yıkayıp havluya silerek gitti.

O günden sonra aralarında görünmez bir bağ oluştu. Ali geçerken Ayşegül’ün yanakları kızarıyor, o da sabahları işe giderken bilerek onun bahçesinin yakınından yürüyordu.

Ayşegül erken kalkıp sebzeleri sulamaya başladı, ama aslında Ali’yi görmeyi umuyordu. Göz göze geldiklerinde, onun bakışlarında samimi bir ilgi görüyordu. Günah düşüncelerinden korkuyordu, bir de Ali’nin yanında yaşayan Hatice’den.

“Aman Allahım, Hatice görürse beni köyde rezil eder,” diye endişeleniyordu.

Ama Ali yine de yanından geçiyor, ona bakıyordu. Bir gün bahçeyi süpürürken, arkadan bir ses duydu:

“Merhaba, Ayşegül.”

Dönüp baktığında eski kocası Mehmet’i gördü. Aynı kendini beğenmiş gülüşü, eskiden kalbini eriten kahverengi gözleri ve tıraş olmamış yüzüyle duruyordu.

“Geri döndüm… Beni kabul eder misin?”

“Neden? Şehirde neyi beğenmedin?”

Bu sefer kalbi hiç kıpırdamadı. Demek ki aşk yokmuş, ya da vardı da bitti. Mehmet şehre eğlence peşinde gidip onu çağırmadığında, kapı zaten kapanmıştı.

Mehmet evine geri döndü. Ayşegül’ün gidecek yeri olmadığı için onu geri çeviremedi. Gece odasının kapısını kilitledi, ağır dolabı da dayanak yaptı. Mehmet evin diğer tarafında kaldı.

Ali ise her gün geçerken onu gözlüyordu. Bir sabah Ayşegül’ün pencereden çıktığını görünce içi ferahladı:

“Demek ki eski kocasını içeri almadı.”

Ertesi sabah pencereden çıkarken ayaklarının altında bir basamak hissetti.

“Kim yaptı bunu?” diye şaşırdı. “Mehmet olamaz, onun vakti yok.”

Ali, gece gizlice küçük bir merdiven yapmıştı. Hatice’yle evli değildi, sadece birkaç yıldır birlikte yaşıyorlardı. Hatice ondan üç yaş büyüktü, ilk evliliğinden bir kızı vardı, ama Ali ona iyi davranıyordu.

Hatice bir gün köydeki bir eğlencede Ali’yi sarhoş edip evine götürmüş, sonra da orada kalmıştı.

Zaman geçti, kış geldi. Mehmet’in parası bitmişti, kimse ona ikram etmiyordu, bu yüzden yeniden şehre gitti. Ayşegül rahat bir nefes aldı. Ali’nin de hayatı değişti, Hatice aniden hastalandı.

Sağlıklı bir kadınken birden yatağa düştü. Annesi kızını aldı, Ali elinden geldiğince baktı, ama hastaneye kaldırıldı ve orada vefatAli bir sabah Ayşegül’ün elini tutup “Artık yalnız değilsin,” dedi ve iki yalnız kalp nihayet huzuru birbirine sarılarak buldu.

Rate article
Lifequest
Seri Gibi Olmasa Da, Benzer!