Şansını Zorlama

Hayat tecrübesinin yüksekliğinden bakan Nermin, hayatta hiçbir şeyin sebepsiz yaşanmadığını anlamış ve buna kesinlikle inanmıştı. Her karşılaşma, her tanışma, yazgının bir cilvesiydi.

“Tesadüf ya da şans derler ama aslında öyle değil,” diye ısrarla söylerdi. “Kaderi değiştirebileceğini ya da kandırabileceğini sananlar çıkar, ama daha kimse bunu başaramadı. Herkesin bir sırrı vardır, derinde saklı, kimsenin bilmemesi gereken. Benim de var elbet,” diye düşünürdü bazen kendi kendine. “Ama kimse öğrenmesin isterim.”

Pencereden dışarı, çiçek açmış yabani elma ağacına bakarken, yine böyle bir mayıs ayını hatırladı. Leylak kokuları etrafa yayılıyordu, Nermin ve Sevgi okuldan dönüyorlardı, onuncu sınıftaydılar. O zamanlar bu, mezuniyet sınıfıydı. Kızlar sınavlara hazırlanıyordu. Çocukluktan beri ayrılmaz ikiliydiler, yan yana otururlar, aynı sınıfta okurlardı. Birbirlerine anlattıkları ne sırlar, ne gizler vardı. Sevgi daha utangaç ve naifti, yanakları her zaman gelincik kırmızısıydı. Belki de bu yüzden elma gibi pembe yanakları vardı. Nermin ise hareketli ve atılgan, her durumda arkadaşını korumaya hazırdı.

“Sevgi, yapma ya, biraz kendini savunsana! Şu Hüseyin’e bir defa kitabı kafasına vursan, bir daha saç örgünü sandalyeye bağlamaz,” diye öğüt verirdi Nermin.

Sevgi’nin uzun bir örgüsü vardı, Hüseyin de tam arkasında oturur, sessizce saçını sandalyeye bağlardı. Sevgi hissetmez, kalkmaya çalışınca birden geri oturuverirdi, sınıf da kahkahalara boğulurdu. Tabii kimse bilmezdi ki, Hüseyin ona aşıktı. Sevgi’den hoşlanmazdı, fazla haşarı ve ukalaydı.

“Nermin, yapamam, Hüseyin’e vurmaya kıyamam. Hak etse de…”

“Boş ver o zaman, ben hallederim,” diye söz verdi Nermin.

“Bırak gitsin, takma kafana,” diye cevapladı Sevgi.

Okul bittikten sonra, iki arkadaş ticaret meslek lisesine yazıldılar, satış elemanı olmak istiyorlardı. Beraber okudular, dostlukları daha da güçlendi, ama Sevgi artık biraz daha atılgan olmuştu. Nermin, başka bir sınıftan Murat’la çıkıyordu, buluşmalara koşuyor, Sevgi ise akşamları evde oturuyordu.

“Sevgi, gel seni Murat’ın arkadaşıyla tanıştırayım, çok komik bir çocuk. Fıkraları hiç bitmez!” diye güldü Nermin. “Beraber gezeriz, hatta Ahmet sordu, ‘Senin bir arkadaşın yok mu?’ diye.”

“Yok Nermin, ben öyle tanışmaları sevmem. Bilirsin, gerçek aşkı bekliyorum, bir kere ve sonsuza dek.”

“Peki, evinde otur, prensini bekle o zaman. Yarın sinemaya gel bizimle,” diye ısrar etti Nermin.

Sevgi, arkadaşının keyfini bozmak istemiyordu. Üçüncü kişi olmak hoş değildi. Tanışmak da istemiyordu; kaderinin bir yerde onu beklediğine inanıyordu, belki de zamanı gelmemişti.

Bir gün, Sevgi, arkadaşının keyifsiz olduğunu fark etti:

“Bir şey mi oldu Nermin? Niye böyle durgunsun?”

“Murat’la kavga ettik. Sinemaya beraber gittik, ama o iki kızı görür görmez yanlarına gitti, kahkahalar atıyor. Ben de bir köşede ‘fakir akraba’ gibi dikiliyordum. On dakika sonra beni hatırladı. Sonra film boyunca onlara baktı durdu. Çıkışta hepsini söyledim tabii.”

“Peki o ne dedi?” diye merakla sordu Sevgi.

“Ne diyecek? Beni ‘defol git’ diye tersledi. Üstüne bir de ‘Bıktım senden’ dedi. Ben de geri durur muyum? Onu uzaya yolladım… Aşkımız bitti. Bir daha yanıma gelmeyi denesin bakalım,” diye öfkeyle cevap verdi Nermin.

Murat bir daha yanaşmadı. Kız biraz üzüldü ama çabuk unuttu. Zaman geçti, mezuniyet yaklaşırken iki arkadaş parkta gezmeye karar verdiler. Erken bahardı, hava ılıktı. Kızlar keyifle sohbet ediyor, Sevgi’nin elinde bir kitap vardı. Tam o sırada yanlarından geçen bir genç, eline çarptı, kitap yere düştü. Hemen eğilip kitabı aldı ve mahcup bir sesle:

“Özür dilerim, istemeden oldu,” dedi, ama kızların gülen gözlerini görünce o da gülümsedi. “Alın lütfen. Vallahi bilerek yapmadım.”

“Tamam, affettik,” diye cevap verdi Nermin, Sevgi ise sessiz kaldı.

Genç, uzun boylu, yakışıklı, mavi gözlüydü, alnına düşen hafif dalgalı saçları vardı. Sevgi ile göz göze geldiler ve ikisi de aynı anda bir çekim hissettiler.

“Böyle şeyler de oluyormuş,” diye geçirdi içinden Sevgi, genç ise gözlerini ondan ayırmıyordu.

Kendine gelince konuştu:

“Can, Caner. Ama Can derler bana.”

“Nermin,” diye elini uzattı hızlıca, “bu da Sevgi.”

“Memnun oldum,” dedi Can, “bir yere mi yetişiyorsunuz?”

“Yok, sadece geziniyoruz,” diye cevap verdi Nermin.

Can, Nermin’in de hoşuna gitmişti. Bu sefer kaçırmayacaktı. Ama bir yandan da arkadaşının ona baktığını, yanaklarının kızardığını görüyordu.

“Demek Sevgi de beğendi onu,” diye düşündü. “Ona hallederim, utangaçtır, geri çekilir.”

Can’ın Sevgi’den hoşlandığı belliydi. Nermin ne kadar konuşursa konuşsun, o hep Sevgi’ye bakıyordu.

“Ne kadar naif ve zarif bir kız. Tam benim sevdiğim türden,” diye geçirdi içinden.

Sonra yüksek sesle:

“Ben de acelesizim aslında, size katılabilir miyim

Rate article
Lifequest
Şansını Zorlama