Sekiz Yılın Ardından, Hayallerim Sona Erdi

Bugün günlüğüme yazmak istedim çünkü içimde birikenleri artık taşıyamıyorum. Adım Emre, yirmi sekiz yaşındayım, İzmirliyim ve sekiz yıllık aşkımın bir anda yok oluşunu hâlâ anlamlandıramıyorum.

Elif’le üniversitenin ilk yıllarında tanışmıştık. Yirmi yaşımızdaydık. Birlikte ev tutmuş, zor zamanlarımızda birbirimize destek olmuş, tatil için para biriktirmiş, büyükannemi birlikte toprağa vermiştik. Eski Türk filmlerine gülüp ağlardık. Onunla aramızda sadece aşk değil, sağlam bir ortaklık olduğunu sanıyordum. Yanılmışım.

Bir ay önce aramıza mesafe koymaya karar verdik. “Belki birbirimiz olmadan da yaşayabiliriz,” dedi. O an mantıklı geldi. Kavga etmiyorduk, birbirimize kırıcı davranmıyorduk. Sadece, onun deyimiyle, “içinde bir şeyler değişmişti” ve “duygularından emin değildi.”

Kabul ettim. Aptallık ettim. Birkaç haftaya her şey düzelir diye düşündüm. İlk geceden beri dayanılmazdı. Onsuz yatağımızda uyuyamadım, sabah kahvelerimizi içtiğimiz mutfağa giremedim, sevdiği çikolatayı aldığı marketin önünden geçerken yüreğim sızladı. Anladım ki onsuz olamıyorum.

Ona mesajlar attım. Aradım. “Kırdıysam affet. Geri gel. Sensiz hiçbir şeyin tadı yok,” yazılı bir kartla çiçek gönderdim. Akşam yemeğine davet ettim, reddetti. Her sabah “Günaydın, nasılsın?” diye yazdım, her gece “Özledim…” dedim. Karşılığında soğuk, resmi cevaplar aldım. Hepsi bu. Onu her gün biraz daha kaybettiğimi hissediyordum.

Direkt sordum: “Benimle olmak istemiyor musun?” “Biraz alana ihtiyacım var,” dedi. Saygı duydum. Sevgi zorla olmazdı. Çekildim. Ama kalbim çekilmedi. Umudumu kaybetmedim. Çünkü planlarım vardı… Bu yaz ona evlenme teklif edecektim. Yüzük bile almıştım. Yeri bile seçmiştim; ilk öpüştüğümüz köprü. Diz çöküp “Benimle evlenir misin?” diyecektim. O da mutluluktan ağlayıp “Evet,” diyecekti.

Ama onun yerine bir mesaj geldi. Soğuk, uzak bir SMS: “Üzgünüm, ama bizim bir geleceğimiz yok. Lütfen artık yazma.”

O an yer yarılmış da içine düşmüş gibi oldum. Nefesim kesildi. Mutfakta, boş bardağa bakarken donup kaldım. Sekiz yıldır birlikteydik. Alışkanlıklarını, kokusunu, uykudaki sesini biliyordum. Onu delicesine, aptalca, sadakatle sevmiştim. Ve bir anda silinip atıldım. Sebepsizce. Açıklamasızca.

Başka biri var mı bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla yok. Kavga etmedik, incitmedik. Takımdık. Aynı yöne gidiyoruz sanıyordum. Meğer ben ileri koşarken o çoktan geri dönmüş.

Şimdi onu hatırlatan her şeyle dolu bu bomboş evde oturuyorum: çatlağı olan kahve fincanı, komodindeki kitabı, banyonun kenarındaki saç tokası… Yaşamaya çalışıyorum ama henüz olmuyor. Ayrılıkla ilgili yazılar okuyorum, psikolog tavsiyelerine bakıyorum, başkalarının hikâyelerini dinliyorum… Hiçbiri işe yaramıyor.

Tek istediğim şu: Neden? Sekiz yıl nasıl bir çırpıda silinip atılır? Sevgi nasıl biter? Yoksa ben sadece eski bir tişört gibi miydim; rahat, alışılmış, ama artık sıkıcı?

Zor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Herkes “Zaman her şeyin ilacı,” diyor ama şimdilik zaman sadece acıtıyor. Her gün ruhumu zımparalıyor.

Bunu yazma sebebim, artık sessiz kalamayacak olmam. Belki birileri okuyup kendini görür. Belki birileri, üç aylık değil de neredeyse on yıllık bir ilişkinin ardından terk edilmenin ne kadar acıttığını anlar. Eğer siz de böyle bir çukurdaysanız, bilin ki yalnız değilsiniz. Biz varız. Gerçekten sevenler. Hayal kuranlar. İnananlar. Ve seçilmeyenler.

Adım Emre. Ve sadece sevmeye çalıştım.

Rate article
Lifequest
Sekiz Yılın Ardından, Hayallerim Sona Erdi