Aşkın Kimyası
“Allahım, yıllar ne çabuk geçiyor! Yakında iyice yaşlanacağım, ama hâlâ gerçek aşkın ne olduğunu anlayamadım. Hep yanlış adamlar çıkıyor karşıma,” diye düşünüyordu kendi kendine 42 yaşındaki şık kadın, Elif.
İki yıl önce, neredeyse on yıl çalıştığı şirketten kadro daraltması nedeniyle ayrıldıktan sonra, bir alışveriş merkezinde kadın giyim departmanında satış danışmanı olarak işe başlamıştı. Üstelik, mağazalarında satılan ürünler uçuk fiyatlıydı ve genellikle lüks markalara bütçe ayırabilen müşteriler geliyordu.
Erkekler nadiren uğrardı bu bölüme, hele yanlarında bir kadın olmadan hiç gelmezlerdi. Genellikle, kadınların arkasında bitkin bir ifadeyle dolaşır, sorulara isteksizce cevap verirlerdi:
“Tatlim, bu bana yakışır mı sence? Ya bu elbise?”
Kadınlar etiketlere bakıp gözlerini devirirken, erkekler de çaresizce kasada ödemeyi yaparlardı.
Elif, bazen bu müşterilere gıpta ederdi. Kendisi o kadar pahalı kıyafetlere bütçe ayıramazdı, zaten giyecek özel bir yer de yoktu hayatında. İş, ev, bazen bir arkadaşıyla kafeye ya da sinemaya gitmek… Kızı üniversiteyi bitirip evlenmiş, kocasıyla birlikte romantik bir kararla Van’a yerleşmişti.
Elif şık giyinirdi, ama gösterişten uzak, pastel tonları tercih ederdi. Zarif, bakımlı, ince yapılıydı; açık kahverengi saçları omuzlarına kadar uzanırdı.
İlk evliliği hayal kırıklığı olmuştu. Eşiyle dört yıl birlikte yaşadıktan sonra ayrılmışlardı; kararı veren de kendisiydi. Adam bir türlü aile babası olamamış, hep arkadaşlarıyla takılıp eğlence peşinde koşmuştu. Kızını büyütürken erkeklerle görüşmeye ne zamanı ne de isteği olmuştu. Belki de kimse ona göre değildi. Elif, iyi ve özverili bir anneydi; tüm ilgisini kızına vermişti.
Otuz iki yaşındayken, iş yerinden bir meslektaşı olan Cem’le bir buçuk yıl çıkmıştı. Ama sonunda pembe gözlüklerini çıkarmış ve ondan iyi bir eş olmayacağını anlamıştı. Adam çalışmayı sevmiyor, herkesi eleştiriyordu. Sürekli şikayet ediyordu. Oysa Elif, iş arkadaşlarında ya da patronlarında bir sorun görmüyordu.
“Cem, sen herkesten şikayet ediyorsun. Ne yaptılar sana ki? Herkesi kötülüyorsun,” demişti bir gün.
“Elif, sen mi görmüyorsun etraftaki insanların ne kadar kıskanç olduğunu? Başarısız olmanı bekliyorlar,” diye cevap vermişti Cem şaşkınlıkla.
“Hayır, öyle bir şey görmüyorum. Aksine, takımımız çok uyumlu, birbirimize destek oluyoruz. Patronum da çok dürüst ve adil bir insan.”
“Sen insanlardan anlamıyorsun,” diye homurdanmıştı Cem. “Senin için herkes melek. Ama gerçek dünya böyle değil. Herkes kötü niyetli, seni kötülemek için fırsat kolluyor…”
“Bilmiyorum, Cem. Ben böyle bir şey görmüyorum. Herkesin bakış açısı farklı tabii,” diye cevaplamıştı Elif.
Sonunda bu konuşmalardan sıkılıp ilişkisini bitirmişti. Cem gittikçe daha fazla sinirini bozuyordu.
Sonrasında birkaç kısa süreli ilişkisi olmuştu. Hatta bir tatilde tanıştığı bir adamla flört etmişti. Ama hepsi gelip geçiciydi.
Mağazada artık müdavim müşterileri vardı: zengin kocaların eşleri, hatta belediye başkanının eşi bile geliyordu. Ama çoğu zaman kadınlar yalnız alışveriş yapıyordu.
O gün mağaza bomboştu. Elif can sıkıntısından telefonuyla oynarken, birden rafların arasında dolaşan yakışıklı bir adam fark etti. Kırklı yaşlarında, koyu renk saçları hafifçe dalgalı, kaşları kavisli, elleri cebinde, sakin sakin dolaşıyordu. Sanki bir sanat sergisindeymiş gibi etrafa bakınıyor, ama bakışları sürekli Elif’e takılıyordu.
“Acaba bu adamın kadın giyim bölümünde ne işi var? Belki nişanlısına elbise bakıyor…” diye düşündü. “Ne yakışıklı biri ama. Şimdi gidecek,” diye geçirdi içinden ve bu düşünce bile onu hüzünlendirdi.
Ama adam kasa bölümüne yöneldi ve gülümseyerek:
“Afedersiniz, elbiseler nerede?” diye sordu. Sonra eğilip Elif’in isimlik kartına baktı. “Elif hanım, siz yardımcı olabilir misiniz?”
Elif, yanaklarının aniden kızardığını hissetti. Sessizce kasadan çıktı ve elbise bölümüne yöneldi. “Ne oluyor bana?” diye kendini azarladı. “Bu adam beni böyle mi etkiliyor? İlk görüşte aşk diye buna mı deniyor?”
Elbiselerin önünde durdu ve:
“İşte burada,” dedi, sonra hemen kasaya geri döndü.
Mağazada kimse yoktu; mesai arkadaşı öğle yemeğine çıkmıştı. Ama bu müşteri Elif’in içini kıpır kıpır etmişti. Öyle ki, kafasında onunla bir kafede oturup sohbet ettiği sahneler canlanmaya başlamıştı…
“Affedersiniz,” diyen ses, hayallerini böldü. “Yardımcı olabilir misiniz?”
“Tabii, nasıl bir yardım istiyorsunuz?”
“Şey, kız arkadaşım için bir elbise seçtim ama beden konusunda emin olamadım. Siz onunla aynı boy ve kiloda gibisiniz. Acaba deneyebilir misiniz?”
Elif, adamın elindeki zarif elbiseye baktı. Bu elbiseyi tanıyordu: yeni koleksiyondan, İtalyan ipeği ve el işlemesi dantellerle süslü, siyah bir modeldi – fiy




