“Onun En Büyük Hayali”
“Yiğit, yine okuldan yırtık pantolonla geldin,” diye söylendi annesi oğluna. “Yine kavga ettin, üstelik yine Efe’yle, değil mi? Ne zamana kadar bu böyle sürecek? Aynı sınıftasınız işte!”
“Evet, anne, yine Efe’yle. Ama bu sefer ben kazandım,” diye gururla cevapladı Yiğit. “Ama doğrusunu söylemek gerekirse, o başlattı. ‘Leyla sadece benimle arkadaş’ diyor. Göreceğiz daha…” diyerek pencereden bilinmeyen birine yumruğunu salladı on üç yaşındaki delikanlı.
Efe bu sefer hakkını bulmuştu. Geçen sefer Yiğit’i hileyle yenmiş, pusu kurup ayağını kaydırmıştı. Yiğit düşmüş, Efe de üzerine çullanmıştı. Küçüklüklerinden beri bu iki çocuk, güzel kız Leyla’nın kime daha çok ilgi gösterdiğini kavga ederek çözmeye çalışıyorlardı. Leyla da o gün okuldan sinirli bir şekilde dönmüştü. Annesinin sorusuna şöyle cevap verdi:
“Yiğit yine Efe’yle kavga etti. Efe’nin gözü mosmor oldu. Yiğit de dizinden pantolonunu yırttı, annesi ona iyi bir azar çekecek. Hak etmiş zaten! Neden hep Efe’yi rahatsız ediyor? Neden Efe ondan uzak dursun diye kavga etmek zorunda? Yiğit’i hiç sevmiyorum ben…”
“Kızım, hayat hep böyledir. Kızlar birini seçmek zorunda kalır. Erkekler de aralarındaki anlaşmazlıkları yumrukla çözer,” dedi annesi, içinden kızının büyüdüğünü düşünerek hüzünlendi. Yakında gerçek bir seçim yapmak zorunda kalacaktı.
“Anne, Yiğit’i sevmiyorum, ona yüzlerce kez söyledim. O gözlüklü uzun boylu çocuk hiç hoşuma gitmiyor. Efe daha yakışıklı ve hareketli. Asla Yiğit’i sevmeyeceğim, asla!”
“Ah kızım, ‘asla’ deme hiç. Hayat ne getirir bilinmez. Öyle sürprizler olur ki ‘Allah korusun’ dersin. Kaderin ne hazırladığını bilemezsin. Allah iyiliğini versin,” diyerek başını salladı annesi.
“Anne, kaderin ne alakası var? Ben Efe’yi Yiğit’ten daha çok seviyorum, anlamıyor musun?” diye çıkıştı kızı, ama annesi kendi düşüncelerine dalmıştı.
Okulun sonuna yaklaşılıyordu. Leyla hâlâ Efe’yle beraberdi, Yiğit ise sessizce acı çekiyordu. Görünüş olarak rakibine göre dezavantajlı olduğunu biliyordu. Artık kavga etmiyorlardı; Yiğit, Leyla’nın seçimini kabullenmişti.
Leyla ve Efe akşamları yürüyüşe çıkıp hayaller kuruyorlardı.
“Biliyor musun, Efe, ben büyük bir aile istiyorum. Evlenince geniş bir yuvamız olsun, herkes bir arada otursun. Ayrıca öğretmen olmak istiyorum, pedagoji okuyacağım. Yazın da tüm aile denize gideceğiz,” diyerek başını Efe’nin omzuna koydu Leyla, mutlulukla gülümsüyordu.
Efe sessizce dinledi, sözünü kesmedi ama tamamen de onaylamadı.
“Leyla, büyük aile güzel tabii, ama o zaman gece gündüz çalışmam gerekir, hepinize bakabilmek için. Yorulacağım, deniz keyfini nasıl yapacağız?”
“Efe, ben de çalışacağım, eve para getireceğim. İkimizin maaşı yeter de artar bile,” diye ciddi ciddi ikna etmeye çalıştı Leyla.
“Ne? Sen çalışmayacaksın! Evde oturup çocuklara bakacaksın, ben işten gelene kadar bekleyeceksin,” diye açıkladı Efe.
“Neden evde oturayım?” diye şaşırdı Leyla.
“Çünkü sen kadınsın, evde oturacaksın. Erkek ailenin reisidir, unutma. Ben ne dersem o olacak!”
Bu konuşma Leyla’nın hiç hoşuna gitmedi. Tartışmaya dönüşmesinden korktu, Efe’ye el sallayıp eve gitti. Efe şaşkın şaşkın ensesini kaşıdı:
“Ne dedim ki şimdi? Neden kızdı?”
Evinin önünde Leyla’yı bekleyen Yiğit, elinde kırmızı bir gülle duruyordu.
“Selam, bu senin için.”
Leyla homurdandı, sinirliydi.
“Yiğit, yine sen! Ne istiyorsun benden? Neden peşimi bırakmıyorsun? Anlamıyor musun, ben Efe’yi seçtim!”
“Çünkü seni çok seviyorum, tıpkı Efe gibi. Gülü al,” dedi Yiğit, ama Leyla gülü almadı ve içeri girdi.
Sabah evden çıkınca kapının önünde kırmızı bir gül buldu. Yiğit’e kızgın olsa da gülü aldı.
“Ne kadar güzel, solmamış bile,” diye düşündü.
O günden sonra Yiğit yanına yaklaşmadı, ama bazen akşamları kapının önüne gül bırakıyordu. Leyla sabahları gülü buluyor ve kimin bıraktığını biliyordu. Uzun boylu, gözlüklü Yiğit’i hâlâ sevmiyordu, ama içten içe gülü görünce birinin ona böyle romantik davrandığını bilmek hoşuna gidiyordu.
Okul bittikten sonra Leyla ve Efe evlendiler. Leyla uzaktan eğitimle öğretmenliğe başladı, Efe ise askerliğini bekliyordu. Düğünde çok kalabalık yoktu. Yiğit de oradaydı, masanın en ucunda oturmuş, gelinin yüzüne bakıyor, herkesle birlikte kadeh kaldırıyor ama içmiyordu. Düğün bitmeden sessizce gitti. Yiğit başka bir şehre, mühendislik okumaya gitti.
Hayat bu üç eski arkadaşı farklı yönlere savurdu. Kısa süre sonra Efe de askere gitti.
“Ah Efe’m, sensiz ne yapacağım?” diye ağladı Leyla.
“Merak etme Leyla, beni bekle yeter. Zaman çabuk geçer,” diyerek eşini teselli etti Efe, omzunu okşadı.
Zaman hızla aktı. Leyla üç kez sınava gidip gelmişti ki Efe




