**Üvey Kız**
Hayat her zaman karmaşıktır, özellikle de aile ve yabancılar arasındaki ilişkilerde. Bazen öyle olur ki, kan bağı olanlar birbirine düşer ve ömür boyu düşman kalır. Bazen de hiç tanımadıklarınız, en yakınınız olur.
Emin Amca şimdi yetmiş beş yaşında, yaşlandığını hissediyor belki ama yalnız değil. Gençliğinde ona “Mehmet” derlerdi, şimdiyse “Emin Amca” diye çağırıyorlar. Daha kısa, daha saygılı ve sıcak geliyor kulağa. O da itiraz etmiyor.
Gençliğinde geç evlendi, yirmi altısında. Köyde erkekler erken evlenirdi ama o hep bekledi. Kendi köyünden hiçbir kız gözüne takılmadı.
“Mehmet, daha ne kadar bekleyeceksin?” diye sorardı annesi, akrabaları, evli arkadaşları.
“Böylesi de güzel,” diye gülerdi. “Daha çok var boyunduruğa girmeye. Bakıyorum da evli arkadaşlarımın yüzü gülmüyor. Hep bir şeyler istiyor karılar, çocuklar… Ben kendi kendime yetiyorum!”
Ama genç kızlar ona umutla bakardı. Yakışıklıydı, çalışkandı, işini bilirdi. Şimdiden iyi bir ev sahibi olacağı belliydi. Üstelik içki, sigara da yoktu. Analar, kızlarına onu tavlamalarını öğütlerdi.
“Mehmet iyi koca olur,” derlerdi köylü kadınlar. Ama o acele etmedi. Belki de kaderi başka türlü yazılmıştı.
Köyün gençleri gibi o da sık sık köy odasına giderdi. O zamanlar müzik yankılanırdı orada. Eğer isteseydi, kolayca evlenirdi. Ama nedense köyün kızları ona çekici gelmedi. Mehmet, tarım kooperatifinde kamyon şoförü olarak çalışıyordu. Sık sık başka köylere gönderilirdi. Bir gün annesine dedi ki:
“Yarın sabah Uşak’a gidiyorum, müdür yedek parça almamı söyledi. Biraz yiyecek hazırla, yol uzun, akşamı bulur.”
“Mehmet, ne iyi oldu! Halam Zeynep seni sorup duruyor. Uğra bir de onu al, buraya getir.”
“Tamam, uğrarım,” diye söz verdi.
Zeynep, annesinin ablasıydı. Bu hala, Mehmet’in hayatında belirleyici bir rol oynayacaktı. O gün Mehmet Uşak’a gitti, dönüşte Zeynep Teyze’yi almak için uğradı.
“Hadi şu patates çuvallarını da Veli’nin kızı Ayşe’ye bırakalım,” dedi Zeynep.
“Bırakalım,” diye onayladı Mehmet.
Uşak’a yakın bir köyde oturan Ayşe, genç bir duldu. Beş yaşında Elif adında bir kızı vardı. Mehmet, Ayşe’yi görür görmez aralarında bir şeyler uçuştu. Zeynep bunu hemen fark etti.
“İşte böylesi daha iyi,” diye düşündü kendi kendine. “Bu iş olacak.”
Mehmet’in içi kıpır kıpır oldu. Ayşe’yi çok beğenmişti. İkinci kez, Zeynep Teyze’yi evine bırakmaya gittiğinde yine uğradılar.
“Mehmet, bir de Ayşe’ye uğrayalım, ona bir şey vereceğim.”
Mehmet sevindi. Zeynep, Ayşe ile fısıldaşırken, o sürekli kadına bakıyordu. Dönüşte yine Zeynep bir bahaneyle onu Ayşe’ye yolladı.
“Şu şişleri götür, kızına çorap örecekmiş.”
Bu sefer Ayşe onu çayla ağırladı. Konuştular, birbirlerini iyi anladılar. Akşam oluyordu, geri dönmesi gerekiyordu.
“Ayşe, bir daha gelebilir miyim?” diye sordu avluda.
“Tabii ki, Mehmet Amca,” diye atıldı Elif. “Sen bize çok sevimli geldin! Değil mi anne?”
Ayşe ile Mehmet gülüştüler.
“Öyleyse bekleyin, geleceğim.”
Üçüncü buluşmada, dördüncüye Ayşe ve Elif, Mehmet’le birlikte yola çıktılar.
Mehmet anlamıştı: Zeynep Teyze’nin o patates çuvalı bahaneydi. Ayşe’nin zaten mahzeni doluydu. Ama hala, onları bir araya getirmek için bu numarayı yapmıştı.
Mehmet ve Ayşe iyi geçindiler. Elif artık okula gidiyor, onu çok seviyordu. “Baba” diye çağırıyor, peşinden ayrılmıyordu. Ayşe köyde çalışıyordu. Ama bir süre sonra araları bozuldu. Mehmet düzenli bir adamdı, her şeyin yerli yerinde olmasını isterdi.
Ayşe ise dağınıktı. Eşyalarını nereye atarsa orada kalırdı. Mehmet önce arkasından topladı, sonra uyarmaya başladı. Ayşe sinirlendi:
“Ne biçim adamsın sen? Kadın işlerine karışıyorsun! Ben böyle yaşarım. Beni değiştiremezsin!”
Mehmet aldırmamaya çalıştı ama zordu. Elif ise babası gibi düzenli olmaya özen gösteriyordu.
“Anne, sen biraz savruk gibisin,” diye uyarıyordu ama Ayşe onu da susturuyordu.
Zamanla gerilim arttı. Bir gün patlama noktasına geldi.
“Senin bu düzen takıntın bıktırdı artık!” diye bağırdı Ayşe. “Ben gidiyorum! Elif, hazırlan!”
“Anne, ben babamdan ayrılmak istemiyorum!” diye ağladı Elif.
“O sana ne babası? Baban yok!” diye hıçkırdı Ayşe.
Mehmet’in içi parçalandı. Elif artık altıncı sınıftaydı, gözyaşları içinde ayrıldı.
Sonra kendini arıcılığa verdi. Kitaplar aldı, öğrendi. Önce beş kovanla başladı, zamanla iş büyüdü. Balı lezzetliydi, köylülere ikram etti, sonra civar köylerden müşteriler geldi. Doğru satardı, hile katmazdı. Ünü yayıldı.
İki yıl sonra bir kadın bal almaya geldi. Mehmet fark etti: Kadın evini, bahçesini, kovanları dikkatle inceliyordu. Birkaç kez daha geldi. Sonra açıldı:
“Emin Amca, her




