Dönüş yolunda, Adnan arabasında orta hızla ilerliyordu. Hayatı hakkında derin düşünceler içindeydi. Hava kapalıydı, yağmur başlamak üzereydi ve camlar kısa sürede damlalarla kaplandı. Karşı yönden gelen araçlar birbirini kovalıyordu.
İş için şehir dışına çıkmıştı. Büyük bir ilçede icra memuru olarak çalışıyordu. Üç günlük bir iş gezisi planlanmıştı, ancak işler çabuk bitti ve bir günde dönme fırsatı buldu. Otelde kalmak istemedi, evine gitmeye karar verdi. Hem de eşi Ayşe’nin doğum günüydü. Ona yeni kıyafetler, biraz makyaj malzemesi almıştı. Tabii ki mağazadaki satıcıların tavsiyelerini dinlemişti—kendisi bu konularda pek bilgili değildi.
Bütün gece yol aldı, göz kapakları ağırlaşmıştı. Bir de bu yağmur…
“Yolu kısaltmalıyım,” diye geçirdi içinden. “Yakındaki köyden geçersem daha çabuk varırım. Ana yoldan gitmek uzun sürer. Tabii bu yol toprak, ama sabah oldu, sorun olmaz.”
Öyle de yaptı. Ayşe’yle on yıldır evliydiler, oğulları Emre de on yaşındaydı. Evlendikleri gibi hamile kalmıştı, erken doğum yapmıştı ama sorun değildi. Emre akıllı, gözü pek bir çocuk olmuştu.
Adnan yorgunluk hissediyordu ama eve daha on beş kilometre vardı. Sabah aydınlanmıştı, yağmur şiddetlenmişti. Birden önünde bir darbe hissetti ve frene asıldı. Aklından şu geçti:
“İyi ki hızlı gitmiyordum, bir şeye çarptım. Ormanlık alan yakın, belki bir hayvandır…” Hemen arabadan fırladı.
Yolun ortasında bir kadın yatıyordu, şemsiyesi bir kenara düşmüştü. Panik ve korku sardı onu. Birine çarpmıştı. Belki yaşıyordur. Eğilip kadını kaldırdı ve arka koltuğa yerleştirdi. Tekrar düşündü:
“Yaşıyor, şükür hızım azdı.” Sonra kadına döndü: “Nasıl hissediyorsunuz? Hastaneye gidelim, köy hemen şurada.” Yakındaki evlere işaret etti.
Kadın bacağına tutundu.
“Hastaneye gerek yok, iyiyim. Sadece bacağım biraz incindi galiba.”
“Kimsiniz?” diye sordu, başını kaldırarak.
Adnan gözlerine baktı ve donup kaldı. Kadın da aynı şok içindeydi. İkisi de birbirine bakakaldı. Nihayet kendilerine geldiler.
“Leyla?” diye haykırdı.
“Adnan?” Kadın da şaşkındı.
“Bu ne tesadüf,” dedi Adnan, “demek buralardaymışsın. Ben seni ararken sen bana bu kadar yakındın.”
“Ben de inanamıyorum,” dedi Leyla, bir an için bacağındaki acıyı unutmuştu.
“Evet, karşındayım işte. İnan artık,” diye gülümsedi Adnan.
“Yine de bir doktora uğrayalım, yolu göster.”
“Tamam,” diye kabul etti Leyla, bacağında hafif bir sızı hissediyordu.
Sağlık ocağı çok uzak değildi. Hemşire bacağını muayene etti, üzerine basmasını istedi. Acı neredeyse yoktu.
“Leyla Hanım, hafif bir ezik var,” diye belirtti hemşire. “Bir kaç gün dinlenmeniz iyi olur.”
“Yok, Zekeriya Bey, okulda derslerim var. Zaten kendimi iyi hissediyorum. Adnan beni okula bırakır, değil mi?” Adnan başını salladı.
Leyla, köy okulunda Türkçe ve edebiyat öğretmeniydi. Bu köyde yaşıyordu, bugün derse hazırlanmak için erken çıkmıştı.
“Yine de iki gün sonra kontrol edelim,” diye ısrar etti hemşire.
“Eğer rahatsız ederse gelirim,” diye gülümseyerek cevap verdi Leyla.
Arabaya hafifçe topallayarak yürüdü. Adnan arkasından geliyor, her şeyin yolunda gitmesine seviniyordu.
“Üzerimi değişmeliyim, böyle derse giremem. Zaten vakit var,” dedi Leyla.
“Tabii, evini göster,” diye onayladı Adnan.
Leyla’nın evi de uzak değildi. Arabadan indi, birkaç dakika sonra farklı kıyafetlerle, açık renk bir yağmurlukla çıktı. Yağmur hâlâ hafifçe yağıyordu. Konuşacak fazla vakitleri yoktu.
“Leyla, bu akşam buluşalım mı? Köyde bir yerde?”
“Ne için? Senin eşin var…”
“On yıldır görüşmedik. Konuşalım, tabii sen istersen.” Birden aklına eşinin izin vermeyeceği geldi.
“Hiç değişmemişsin, sadece biraz daha olgunlaşmışsın. Daha güzelsin, bakışların daha güvenli.”
“Eşin başka kadınlara iltifat etmene izin veriyor mu?” diye sordu Leyla, onun yüzüğüne bakarken. Onun parmağındaysa yüzük yoktu. Adnan bunu hemen fark etmişti.
“Ah Leyla, içimden geldi. Yoksa bir şey demek istemedim. Sen hâlâ aynı dik başlısın…”
“Tamam, köy girişindeki bankta buluşuruz,” diye kabul etti.
İkisi de güldü. O eski kavganın ne kadar saçma olduğunu, öfkelerinin yersiz olduğunu hissettiler. Birbirlerine soracak çok şey vardı ama nereden başlayacaklarını bilemiyorlardı. Zaten zamanları da yoktu. Çünkü hayatlarına aniden yeniden girmişlerdi.
On yıl önce ikisi de üniversiteden yeni mezun olmuştu. Leyla öğretmenlik, Adnan hukuk okumuştu. Aşkları güzeldi, iki yıldır birlikteydiler. Gelecek planları yapıyorlardı ama nerede yaşayacaklarına karar veremiyorlardı.
“Leyla, ben kesinlikle köyüme döneceğim. Bana icra müdürlüğü sözü verdiler. Sen de benim eşim olarak benimle geleceksin,” diye kesin konuşmuştu Adnan.
Ama Leyla şehirde kalmak istiyordu.
“Hayır, köye git




