Emine ağır adımlarla markete doğru ilerliyordu, etraftaki koşuşturmayı izliyordu. Özellikle erkekler telaş içindeydi, çünkü yarın Kadınlar Günü’ydü. Bu bayramı hep sevmişti, kocası ona çiçekler getirir, birlikte kutlarlardı. Ama kocası vefat edeli yıllar olmuştu, tek başına yaşıyordu şimdi.
Ellili yaşlarının ortalarında, arkadaşlarının hüzünlü hikayelerini göre göre, yeni bir hayata başlama hevesi de kalmamıştı.
“Bütün düzgün erkekler zaten evli. Rastgele biriyle yaşamak bana göre değil. Çocuklarım, torunlarım var, bana yeter,” diyordu bazen kafede otururken arkadaşı Ayşe’ye. “Alıştım artık böyle yaşamaya, değiştirmek istemiyorum.”
Ayşe mutlu bir evliliği olan bir kadındı, kocasına güvenen, arkasını dayayan biriydi. Bu yüzden Emine’ye acıyordu. İyi bir kadındı, genç yaşta dul kalmıştı.
“Belki bir gün yine birini bulursun,” diyordu ona umut vermek için.
“Ayşe, nerden bulayım iyi bir adam? Konuşmayalım şimdi bunu,” diye geçiştirirdi Emine. Sonra saatlerce çocuklardan, torunlardan, kadın dertlerinden konuşurlardı.
Gerçekten de alışmıştı tek başına yaşamaya. Gürültüden yorulmuştu ama markete gitmesi gerekiyordu. Akşam yaklaşıyordu, erken baharın ıslak kar taneleri yavaş yavaş yağıyordu. Öğlen oğlu uğramış, bayramını kutlamıştı.
“Anneciğim, al çiçeklerini, yarın gelemiyorum, arkadaşlarla yazlıkta toplanıyoruz… İstersen sen de gel.”
“Sağ oğlum, evde kalayım daha iyi, başım da ağrıyor zaten,” diyerek kibarca reddetmişti.
Düşünceli bir şekilde markete girdi, birkaç şey aldı, uzun kuyrukta beklerken etraftaki bayram telaşını izledi. Erkeklere bakıp iç geçirdi:
“Bir günlük telaşları var, hepsi birden sevgililerini, eşlerini hatırladı. Bir demet lale ya da sümbül almak için koşturuyorlar. Kadınlar ise her gün böyle… Alacak ne var, ne pişirecek, ne giyecek…”
Önünde bekleyen adamın üzerinden gelen hoş bir parfüm kokusu dikkatini çekti. Uzun boylu, kır saçlıydı. Telefonuyla kısa kısa konuşuyordu:
“Evet, aldım. Evet, onu da. Birazdan geliyorum.”
“Eşiyle konuşuyor herhalde,” diye düşündü Emine.
Adam telefonunu cebine koymaya çalışırken elinden düşürdü. Emine refleksle hamle yapıp son anda yakaladı, yere düşmesine engel oldu. Adam aniden dönüp ona öyle bir baktı ki, Emine’nin içine bir kıvılcım düştü.
“Altmışıma merdiven dayamışım, şimdi de bu mu çıktı başıma?” diye geçirdi içinden şaşkınlıkla.
“Çok teşekkür ederim,” dedi adam, telefonunu alırken gülümsedi. “Şimdi size borçlandım.”
“Rica ederim,” diye karşılık verdi Emine.
Sıra adama gelmişti, hızla ödeme yapıp marketten çıktı.
“Boşuna heyecanlandım,” diye düşündü Emine, kendi sırası geldiğinde.
Poşetini alıp çıkarken birden o adamla burun buruna geldi. Kafasında kapüşonu, onu bekliyor gibiydi.
“Mehmet,” diye tanıştı.
“Emine,” dedi, yeniden heyecanlanarak.
“Telefonumu yakaladığınız için minnettarım,” dedi Mehmet. “Bir ricam olacak, bana telefon numaranızı verebilir misiniz?”
Emine hipnoz olmuş gibi numarasını verdi. Mehmet teşekkür edip vedalaştı, arabasına yöneldi. Kısa sürede kar taneleri arasında kayboldu.
“Bu neydi şimdi?” diye düşündü şaşkınlıkla. “Çok hızlı oldu, hiç düşünmeden numaramı verdim.”
Eve döndü, üzerini değiştirdi. Akşam oluyordu, perdeleri çekip televizyonu açtı. En sevdiği şarkı yarışması vardı. Sıradan insanların yürekten söylediği şarkıları dinlemeyi severdi.
Tam kendini kaptırmışken telefonu çaldı.
“İyi akşamlar, ben Mehmet. Size gelebilir miyim?” diyen tanıdık ses karşısında telefonu neredeyse düşürüyordu.
“Tabi, buyurun,” dedi hemen, ama kendi sesine bile şaşırdı.
“Teşekkürler, yalnız gelmeyeceğim.”
“Peki,” dedi Emine, ama Mehmet çoktan kapatmıştı.
“Demek yalnız gelmeyecek. Eşiyle mi gelecek?” diye düşündü panikle.
Hemen aynaya baktı. “Keşke üzerimi değişseydim, makyaj yapsaydım…” Ama çorapları bile çıkarmamıştı.
Kapı zili çaldığında heyecanla açtı. Karşısında kocaman, tüylü bir köpek belirdi, heyecanla üzerine atladı.
“Aman düşeceğim!” diye bağırdı, köpeği itmeye çalışırken.
“Korkmayın, bu Karabaş. Yalnız gelmeyeceğim demiştim.”
Karşısında Mehmet duruyordu, ıslak kar taneleriyle kaplı, elinde kırmızı güllerle.
“Eşinizle geleceğinizi düşünmüştüm,” diye mırıldandı Emine.
“Eşim yok,” dedi Mehmet gülümseyerek. “Vardı ama gitti. Genç bir sevgili bulup sıcak ülkelere yerleşti.”
“Peki o kadar ürünü kime aldınız?”
“Anneme. Bana liste verir, ben de alıp götürürüm. Yalnız yaşıyor. Bir de kız kardeşim var, bazen ona da alışveriş yaparım, torunlarıyla uğraşıyor.”
Emine onu içeri davet etti, kendini rahatsız hissediyordu.
“Çay dem




