İşadamı Mehmet, on altı yıldır kayıp kızını arıyordu, bilmiyordu ki kızı çoktan onun evinde yaşıyor ve çalışıyordu…
Ayşe, yüzünü yastığa gömmüş hıçkırıklarla ağlıyordu. Acı dolu sesleri odanın sessizliğini yırtıyordu. Mehmet yerinde duramıyor, bir köşeden diğerine gidip geliyor, bu nasıl olabilir diye düşünüyordu.
“Bir çocuk nasıl kaybedilir?” diye sordu, öfkesini bastırmaya çalışarak.
“Ben onu kaybetmedim!” diye haykırdı Ayşe. “Bankta oturuyorduk, Elif kumda oynuyordu. Etrafta bir sürü çocuk vardı, biliyorsun. Kimse her birini tek tek takip edemez! Sonra herkes dağıldı… Hemen her yeri aradım, her metreyi kontrol ettim, sonra sana haber verdim!”
Kadının sesi tekrar titredi, daha da şiddetle ağlamaya başladı. Mehmet durdu, yanına oturdu ve nazikçe elini onun omzuna koydu.
“Özür dilerim,” dedi bu kez daha yumuşak bir sesle. “Anlıyorum. Bu sıradan bir kayıp değil. Onu aldılar. Bulacağım onları. Mutlaka bulacağım.”
Beş yaşındaki kızın kayboluşunun ardından arama çalışmaları hemen başladı. Polis gece gündüz çalıştı, bahçeler, bodrumlar, parklar, ormanlık alanlar tarandı. Tüm güçler seferber edildi ama hiçbir iz bulunamadı. Çocuk sanki yer yarılmış da içine girmiş gibiydi.
Mehmet, bir gecede on yaş yaşlanmış gibiydi. Hasta eşine verdiği sözü hatırlıyordu: Elif’i dünyanın en mutlu kızı yapacaktı, onu canından çok koruyacaktı. İlk eşinin ölümünden iki yıl sonra Ayşe ile evlenmişti. O ısrarla bunu istemiş, Elif’in bir kadın eline ihtiyacı olduğunu söylemişti. Kız ile üvey anne arasındaki ilişki pek iyi gitmemişti ama Mehmet bunun geçici olduğuna inanıyordu.
Bir yıl boyunca kendini kaybetti. Bazen içkiye vurdu, bazen de bir damla bile almadan durdu. Şirketi bu sırada genç eşi yönetiyordu ve Mehmet bunu umursamıyordu. Her gün yaptığı tek şey polisi aramaktı. Her seferinde aynı cevabı alıyordu: “Yeni bir gelişme yok.”
Kızının kayboluşundan tam bir yıl sonra Mehmet, her şeyin başladığı oyun parkına gitti. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
“Bir yıl… Tam bir yıldır yok…”
“Ağla, içini boşalt. Gözyaşları ruhu temizler,” diyen bir ses duydu.
Mehmet irkildi. Yanında, Nine Fatma duruyordu—mahallenin temizlikçisi, bu lüks sitenin kurulduğu günden beri orada yaşayan biri. Zamanın dışında gibiydi, ne yaşlanıyor ne de gençleşiyordu, sadece oranın bir parçasıydı.
“Şimdi nasıl yaşayacağım?”
“Şu an yaşadığın gibi değil. İnsana bile benzemiyorsun. Ya Elif bulunursa, ona böyle mi görüneceksin? Hem, insanlara ne yaptığının farkında mısın?”
“Ne diyorsun? İnsanların ne alakası var?”
“Eşin şirketi satıyor. İnsanlar işlerini kaybediyor. Onlara umut verdin, şimdi çöpe atar gibi sokağa bırakıyorsun.”
“Bu olamaz…”
“Ama öyle. Üstelik seni zehirlemeye bile kalkabilir, o zaman kızının dönecek bir babası bile kalmaz.”
Nine Fatma, vedalaşmadan, süpürgesini sürüyerek uzaklaştı.
Mehmet bir süre daha oturdu, sonra yavaşça eve döndü. Bir saat içinde kendine geldi. Aynaya baktığında irkildi—karşısında yaşlı bir adam duruyordu: zayıf, solgun, yabancı.
Bir yıldır kullanmadığı arabasına bindi ve ofise gitti. İçinde bir ürperti vardı—hayata geri dönüyor gibi hissediyordu.
Giriş katında, tanıdık yüz yerine bir genç kız, telefonuna dalmış video izliyordu. Ona bile bakmadı. Üst katta ise sadık sekreteri Leyla Hanım’ın yerine, allı pullu biri oturuyordu. Mehmet’i görünce durdurmaya çalıştı:
“Oraya giremezsiniz!”
Ama Mehmet onu itti ve içeri girdi. Ofiste bir sürprizle karşılaştı: Ayşe, genç bir adamın kucağındaydı. Kocasını görünce fırladı, üstünü düzeltmeye çalıştı.
“Mehmet! Dinle, her şeyi açıklayabilirim!”
“Defol. Şehri terk etmek için iki saatin var.”
Ayşe kaçtı, yanındaki adam da solgun ve terli bir şekilde peşinden süzüldü. Mehmet soğuk bir sesle ekledi:
“Bu senin için de geçerli.”
Birkaç dakika sonra tüm departman yöneticilerini topladı. Leyla Hanım’ı aradı, Ayşe tüm önemli çalışanları değiştirdikten sonra istifa eden eski sekreterini.
“Aradım ama açmadınız,” dedi Leyla Hanım.
“Geri gel. Seni bekliyoruz.”
Böylece şirketin yeniden doğuşu başladı. Mehmet neredeyse iki gün boyunca ofisten çıkmadı, her şeyi düzene soktu, bağlantıları yeniledi, ihanet edenleri kovdu. Eve döndüğünde gülümsedi—Ayşe değerli ne varsa götürmüştü. Ama umrunda değildi. Yeter ki taşırken belini incitmesin. Zaten öğlen vakti banka hesaplarına erişimini kesmişti.
Tanıdıklar şaşkındı: O uysal, uzlaşmacı adam nereye gitmişti? Yerine soğuk, kararlı bir işadamı gelmişti.
Beş yıl sonra şirket iyice büyümüştü. On yıl sonra bölgenin en büyük firması oldu, rakiplerini satın aldı. Artık ona sadece saygı duyulmuyor, korkuluyordu. Ama gerçek yüzünü görmesine izin verdiği üç kişi vardı: Leyla Hanım, hizmetçi Şükran Teyze ve Nine Fatma. Onlar biliyordu ki o soğuk maskenin altında, hiç iyileşmeyen bir acı yatı




