İşadamı eşinin mezarına sadece çiçek bırakmak için geldi. Ama beklediği sessizlik yerine… mezar taşında korkudan büzülmüş bir çocuk gördü! 😳

Bugün eşimin mezarına çiçek bırakmak için geldim. Her şey sessizdi, ta ki garip bir şey görene kadar… Mezar taşının üzerinde kıvrılmış, uyuyakalmış bir çocuk vardı.
“Özür dilerim, anneciğim…” diye fısıldadı çocuk, eski bir fotoğrafı göğsüne bastırarak.
Murat kaşlarını çattı. Karısının mezarında yabancı biri mi vardı? Onu kovmak üzereydi ki çocuk başını kaldırdı ve o an her şey altüst oldu…
Hava nemli ve soğuktu, akşam sisleri mezarlığı sarmıştı. Her şey “buradan git” diyordu. Ama Murat, beş yıldır her şubat ayında yaptığı gibi, yine gelmişti. Tam ayrılacakken bir hareket fark etti. Mezarın başında biri duruyordu.
Belki altı yaşlarında bir çocuk, eski bir battaniyeye sarılı, doğrudan mezar taşının üzerinde uyuyordu.
Murat yaklaştı, çakıllar ayaklarının altında çıtırdadı. İçi öfkeyle doldu: Burada nasıl yatabilirdi?
“Hey, kalk oradan!” diye hırladı, ama sesi titredi.
Çocuk irkildi, gözlerini açtı. Bakışları kayıp ve korkmuştu.
“Özür dilerim, anneciğim… Burada uyuyakalmak istemedim…”
Murat donakaldı. “Anneciğim” mi? Gözlerini mezar taşına çevirdieşinin adı yazıyordu. Tesadüf müydü, yoksa alay mı?
“Bu fotoğrafı nereden buldun?” diye neredeyse bağırdı, resmi göstererek.
Çocuk ürktü ama fotoğrafı bırakmadı. Sonra yavaşça konuştu:
“O, beni bulacağını söylemişti… Söz vermişti.”
Murat’ın gözleri karardı. Bu sözler herhangi bir suçlamadan daha ağır gelmişti.
“Sen kimsin?” diye zorlukla çıkardı sesini.
Çocuk başını öne eğdi. Cevap vermedi. Ama gözlerinde öyle bir şey vardı ki Murat’ın ayaklarının altındaki zemin kaydı gitti.
Murat taş kesilmiş gibi duruyordu. İçi allak bullak olmuştu. Çocuğun sözleri kafasında yankılanıyordu:
“O, beni bulacağını söylemişti…”
Birden fark ettiçocuğun yüzü tanıdık geliyordu. Alnı, elmacık kemikleri, hatta dudaklarının şekli… Bu tesadüf olamazdı.
“Kaç yaşındasın?” diye sordu, sakin kalmaya çalışarak.
“Altı… Yakında yedi olacağım,” diye cevapladı çocuk, gözlerini kaldırmadan.
Murat yanındaki banka çöktü. Hesaplamaya başladı… Altı yıl. Tam da Ayşe’nin vefat ettiği zaman…
Bunu saklamış olabilir miydi? Ona söylememiş miydi?
Fotoğrafa baktı. Eski resimlerden biriydi, uzun zamandır görmediği. Bu çocuk nasıl bulmuştu?
“Adın ne?”
“Deniz. Ama annem bana Deni derdi.”
Murat bu ismi hiç seçmemişti. Ama… tanıdık geliyordu. Birden Ayşe’nin bir mektubunu hatırladı, şaka yollu yazmıştı:
“Bir gün bir oğlumuz olursa, adını Deni koymak istiyorum.”
Yüreği sıkıştı. Cevabı biliyordu ama söylemeye korkuyordu.
“Daha önce nerede yaşıyordun? Kim bakıyordu sana?”
“Teyzem Emine… Yetimhanedendi. Ama o da öldü. Bana bir şey olursa, mezarlığa gelip annemi bulmamı söylemişti.”
Murat dayanamadı. Kollarını açtı ve çocuğu usulca kucakladı. Çocuk önce gerildi, sonra sarıldısanki bütün hayatı boyunca bu anı beklemiş gibi…
Beş yıldır boşlukta yaşıyordu, aynı şehirde bir yerlerde oğlunun büyüdüğünden habersiz…
Bugün anladım ki, bazen kayıplarımız sandığımızdan daha yakınımızdadır. Sessiz mezarlıklar bile en büyük sırları saklayabilir.

Rate article
Lifequest
İşadamı eşinin mezarına sadece çiçek bırakmak için geldi. Ama beklediği sessizlik yerine… mezar taşında korkudan büzülmüş bir çocuk gördü! 😳