Nine bir rüya gibiydi. Ayşe Teyze kendini bir huzurevinde bulduğunda şaşkınlık içindeydi. Gelininin her şeyi özenle ayarladığını biliyordu, ama bir detayı unutmuştu…
Bilinç, Ayşe Teyze’ye aniden geri döndü. Gözlerini açtığında, hastane odasını andıran tuhaf bir odada olduğunu fark etti. Başı zonkluyordu ve hafızasında büyük bir boşluk vardı. Nasıl buraya gelmişti? Ne olmuştu?
Gözlerini yumdu ve son günleri düşündü. İç gözünde, mütevazı ama sıcak iki odalı evi belirdi. Bu ev, ölen kocasına fabrikadan verilmişti. Oğlu Mehmet’le birlikte yıllarca huzur içinde yaşamışlardı. Ta ki Mehmet, Aslı’yla evlenene kadar…
Aslı’nın gelişiyle evin havası değişmişti. Kayınvalide-gelin çatışması hemen başlamıştı.
“Burası rezalet!” diye haykırmıştı Aslı, evi süzerken. “Mobilyalar müzelik, perdeler Sovyet döneminden kalma! Hepsi çöpe atılmalı!”
Ayşe Teyze, kendini zor tutuyordu. Evdeki her eşya, kocasından kalan anılarla doluydu.
“Bu benim evim. Ne atılacağına ben karar veririm! Beğenmiyorsan, kapı açık,” diye sertçe karşılık vermişti.
Bu sözler, Aslı için bir meydan okumaydı. Kinini içine attı ve planını yapmaya başladı. Ertesi gün, kitapları kaldırmasını istedi:
“Burada nefes alınamıyor! Her yer toz içinde! Üstelik biz bir bebek bekliyoruz!”
Ayşe Teyze öfkeyle ayağa fırlamıştı:
“Bu kitaplar benim için sadece kağıt değil. Nefes almak istiyorsan sil. Ama kütüphaneme dokunma. Dekoru değiştirmeye kalkmayın, beni yok edene kadar bekleyin!”
Kavgalar bitmek bilmedi. Sonunda Mehmet, bu gerilimden yorulup karısıyla birlikte kiralık bir daireye taşındı. Ancak annesini sık sık ziyaret etmeye devam etti. Bir gün, utana sıkıla bir istekte bulundu:
“Anne, lütfen Aslı’yla arayı düzeltmeye çalış. Bize ihtiyacın var.”
“Çabalıyorum. Ama sanki o çatışmayı seviyor gibi,” diye iç geçirdi Ayşe Teyze.
“Halledeceğiz,” dedi Mehmet, nasıl yapacağını bilmeden.
Hayatı, parkta tanıştığı Hüseyin Bey’le değişti. Dul ve samimi bir adamdı. Konuşmaları uzun sürdü, içi ısınmıştı. Yıllar sonra ilk kez hafiflemiş hissediyordu.
Bir akşam yemeğinde, onu oğlu ve gelinine tanıştırmaya karar verdi.
“Mehmet, Aslı, bu Hüseyin Bey. Birlikte yaşamaya karar verdik.”
Hüseyin Bey gülümseyerek ekledi:
“Siz de benim evime taşınabilirsiniz. Küçük, ama bedava.”
Aslı patladı:
“Dalga mı geçiyorsunuz? Biz bir çocukla bir odada yaşıyoruz, siz keyfinize bakacaksınız? Asla!”
Sandalyeyi devirip çıktı. Mehmet, kızararak, “Kusura bakma… hormonlar…” diye mırıldandı ve peşinden gitti.
Ayşe Teyze şaşkınlık içinde kaldı.
…Anılar, keskin bir acıyla kesildi. Neredeydi? Buraya nasıl gelmişti?
Kapı açıldı, beyaz önlüklü genç bir kadın girdi. Nabzını kontrol etti, ateşine baktı.
“Hanımefendi… Lütfen söyleyin, neredeyim? Bana ne oldu?” diye sordu Ayşe Teyze.
“Hatırlamıyor musunuz?” diye soğuk bir cevap geldi. “Yaşlı bir kadına saldırdınız. Onu zar zor kurtardılar. Şanslısınız, olay büyümeden kapandı.”
“Ne diyorsunuz? Ben kimseye dokunmadım! Yanılıyorsunuz!”
Hemşire cevap vermedi. İğne yapıp çıktı.
Bir süre sonra altmışlı yaşlarda, açık yüzlü bir kadın göründü.
“Merhaba. Sen Ayşe olmalısın. Ben Emine. Burası yeni değilim, ama çok şey öğrendim. Burası hastane değil. Huzurevi. Ve çoğu buraya hastalıktan değil, aile kavgaları yüzünden düşüyor.”
Ayşe Teyze şaşkındı:
“Ama benim evim var, emekli maaşım var. Oğlum asla böyle bir şey yapmaz…”
“Buradakilerin çoğunun ‘her şeyi’ vardı. Ama gördüğün gibi hepsi burada. Kimine aniden demans teşhisi kondu, kiminin ‘saldırganlık nöbetleri’ oldu. Her şey kolayca düzmece.”
“Ben hasta değilim! Aklım başımda!” diye haykırdı Ayşe Teyze, gözyaşlarını tutmaya çalışarak.
“Peki son günleri hatırla. Garip bir şey oldu mu? Belirtiler?”
Ayşe Teyze düşündü. Son günler zor geçmişti. Ama bir şey hatırlıyordu… Aslı sık sık yemek getirmeye başlamıştı. Özellikle o lezzetli böreklerden… Yedikten sonra uykusu geliyor, düşünceleri bulanıyordu…
“O yaptı bunu. Ondan nefret ediyor. Ama Mehmet… o izin vermezdi. Hüseyin… beni bulur.”
Emine başını salladı:
“Ümitlenme. Buradakiler aramaz, yazmaz. Biz onlar için yokuz. Belgeler hazır. Her şey ‘yasal’.”
“Pes etmeyeceğim. Kaçacağım!” diye kararlılıkla konuştu Ayşe Teyze.
“Şimdi değil. Şu hemşireyi gördün mü? Sadece kötü değil, tehlikeli.”
Emine’nin sözleri Ayşe’yi ürpertti, ama yeni arkadaşının elini sıktı:
“Burada kalamayız. Ne pahasına olursa olsun çıkmalıyız.”
“Bir planım var,” diye fısıldadı Emine. “Burada iyi bir hemşire var, Derya. Yardım etmek istiyor, ama kime haber vereceğini bilmiyor. Buradakilerin dünyayla bağı yok.”
“Benim var!” diye umutla haykırdı Ayşe. “Hüseyin, eski bir asker. O asla bizi bıra




