Gel hemen buraya!” diye haykırdı Mehmet’in yorgun sesi. “Kızını umursamıyor musun? Artık dayanamıyorum!

“Şimdi gel!” diye bağırdı Mehmet’in sesi telefonun diğer ucundan. “Kızımı umursamıyor musun? Onunla başa çıkamıyorum!”
Elif, kadehindeki şampanyayı kaldırdı ve Özlem’e gülümsedi. Kafedeki hava şenlikliydi; arkadaşlar bir araya gelmiş, kahkahalar, şakalar ve müzik sesleriyle ortam neşe doluydu. Uzun zamandır ilk kez küçük kızı Zeynep’in annesi olmanın yanı sıra bir kadın gibi hissetmişti.
“Mutluluğuna!” diyebildi sadece, tam o sırada telefonun keskin zili gürültüyü böldü.
“Elif, neredesin?” dedi telefonun diğer ucundaki öfkeli erkek sesi. “Çocuk bir buçuk saattir ağlıyor!”
“Geç kalacağımı söylemiştim. Özlem’in doğum günü, anlaşmıştık…”
“Üç saat oldu, iki değil!”
Elif masadan kalktı, konuşmanın diğerlerinin keyfini kaçırmasını istemiyordu.
“Su ver, belki susamıştır.”
“Denedim! Zeynep hasta, annesi lazım!”
“Mehmet, sakin ol. Bezini kontrol et. Eğer tahriş etmişse ağlar. Yakında döneceğim.”
“Hayır! Hemen gel!” diye bağırdı bu kez daha yüksek sesle. “Kendi çocuğunu umursamıyor musun?”
“Tamam, erken çıkıyorum.”
Cevap olarak sadece kesik kesik bip sesleri geldi.
Özlem, döndüğünde hemen sordu: “Bir şey mi oldu?”
“Zeynep ağlıyor, Mehmet panikliyor,” diye iç çekti Elif.
“Normaldir!” diye elini salladı Tuğba. “Benim İlkay da ilk zamanlar çocuğu eline almaktan korkardı.”
“Benimki hâlâ her ağladığında beni çağırıyor,” diye şakayla ekledi Merve.
“Belki gitmeliyim?” diye tereddütle mırıldandı Elif.
“Hayır,” diye kesin bir tavırla karşılık verdi Özlem. “Üç aydır ilk kez dışarı çıktın. Bırak baba olmayı öğrensin.”
Tam sohbete dönmeye çalışırken kafenin kapısı aniden açıldı. Mehmet, Zeynep’i kucağında taşıyarak içeri daldı.
“İşte burada!” diye bütün mekana bağırdı. “Yılın Annesi! Çocuk ölüyor, o eğleniyor!”
Kahkahalar aniden kesildi. Herkes şaşkınlıkla çifte bakıyordu. Elif’in yüzü kıpkırmızı olmuştu.
“Niye böyle bir sahne yapıyorsun?” diye fısıldadı.
“Çoktan yapmam gerekeni yapıyorum!” diyerek kızını kucağında salladı. “Ölmekte olan çocuğunu ‘şenlikli anne’ye getirdim!”
“Yeter bu gösteri,” diye dayanamadı Özlem. “O senin kızın olduğu kadar onun da kızı.”
“Seni ilgilendirmez!” diye hırladı Mehmet. “Senin yüzünden burada oturuyor, evde değil!”
“Genç adam, sakin ol,” diye araya girdi yaşlı bir müşteri. “Biz yemeğimizi yiyoruz.”
“Karışma!” diye bağırdı Mehmet. “Karım hasta çocuğunu annesiz bıraktı!”
Elif yaklaştı ve Zeynep’i kucağına aldı. Kız hemen sakinleşti.
“Özlem, özür dilerim,” dedi. “Gitmem gerekiyor.”
“Tabii,” diye alaycı bir tavırla ekledi Mehmet. “Sonunda çocuğunu hatırladın!”
“Özür dileme,” diye destekledi Özlem. “Sen suçlu değilsin.”
“Tüh sana!” diye öfkelendi Tuğba. “Gerçek erkekler böyle davranmaz!”
Mehmet cevap vermek üzereydi ki, müdür yanlarına geldi ve sakin ama kararlı bir sesle:
“Üzgünüm, mekanı terk etmeniz gerekecek. Diğer müşterileri rahatsız ediyorsunuz.”
***
Evde Elif, Zeynep’in üstündeki kazağı çıkarırken boynundaki kırmızı izi fark etti.
“İşte sebep. Sadece etiket rahatsız etmiş.”
“Ben nereden bilecektim?” diye omuz silkti Mehmet ve koltuğa kuruldu.
“Çıkarıp bakmayı akıl edebilirdin!”
“Ben çocuk bakıcısı değilim. Bu kadın işi.”
Elif birden döndü.
“Ne dedin şimdi?”
“Demediğimi bırakmadım,” diye soğuk bir tavırla ekledi Mehmet. “Ben para kazanıyorum, çocuklar senin derdin.”
“Aptal bir etiket yüzünden beni herkesin önünde küçük düşürdün!”
“Bari şunu öğren: Annenin yeri evdir, arkadaşlarla kafede değil.”
“Bu dediğine kendin inanıyor musun?” diye şaşkınlıkla sordu Elif. “Ben uzaktan çalışıyorum, üç projeyi birden yürütüyorum, Zeynep’le ilgileniyorum, yemek yapıyorum, temizlik… Kendi hayatımı ne zaman yaşayacağım?”
“Buna mı hayat diyorsun?” diye burun kıvırdı Mehmet. “Evde çocukla oturmak tatil gibi. Bir de benim gibi ofiste on saat çalışsaydın, işin ne olduğunu anlardın.”
“Peki ya sen hiç gece boyunca uyumadan ağlayan bir bebekle uğraştın mı?” diye patladı Elif.
“Ne var bunda zor olan?” diye elini salladı Mehmet. “Besle, bezini değiştir, hepsi bu.”
“O zaman neden basit bir etiketi bile fark edemedin?” diye alaycı bir tavırla sordu karısı.
Anahtarları masaya fırlattı.
“Yeter! Serdar’a gid

Rate article
Lifequest
Gel hemen buraya!” diye haykırdı Mehmet’in yorgun sesi. “Kızını umursamıyor musun? Artık dayanamıyorum!