Ailesini Beklenmedik Bir Şekilde ve Habersizce Terk Etti: Eşinden Habersiz Boşanmaya Karar Verdi.

Aile, hiçbir uyarı vermeden ansızın dağıldı: Kocasına haber vermeden boşanmaya karar verdi.

Mehmet, evden çirkin bir şekilde ayrıldı, hiçbir açıklama yapmadan, eşi Ayşe’ye boşanmayı düşündüğünü bile söylemeden. Ayşe, her zamanki gibi eve döndüğünde koridordaki boş askıyı ve bomboş dolapları gördü. Şaşkınlık içinde evin içinde dolaştı, ne yapacağını bilemedi. Kocasının kayboluşu tam bir şoktu. Üstünü değiştirdi, çorbasını ısıttı, dalgın dalgın yerken arada bir gülümsedi. “Hah… Mehmet, seni hiç tanımamışım! Mükemmel bir kocaydın, diyecek bir şey yok!” diye düşündü bulaşıkları yıkarken.

Neredeyse otuz yıldır birlikte yaşıyorlardı Yalova’da. Tek oğulları Emre büyümüş, evlenmiş ve İspanya’ya taşınmıştı. “Emre gitti, ev boş kaldı, şimdi de Mehmet’in maceraları başlar,” diye endişelenmişti eski dostu Fatma. Ayşe o zaman kaygısızca gülmüştü: “Aman Fatma, ne kadar dertlisin! Yoksa seni de mi tanımıyorum?”

“Boşuna gülüyorsun,” diye alınmıştı Fatma, “milyon tane böyle hikâye biliyorum! Çocuklar evden uçar, koca bir bakarsın başka birini bulur, kadın da ortada kalır!” Ayşe yine gülmüştü: “Fatmacığım, çocukken de böyle yaygaracıydın, hiç değişmemişsin! Seninle aynı sıraya oturmasaydık, şimdi seni dinler miydim?”

Emre gittikten sonra, çift birlikte daha fazla vakit geçirmeye başladı. Sinemaya gidiyorlar, parkta yürüyüş yapıyorlar, yazlığa gidip arkadaşlarını çağırıyor, mangal yakıyorlardı. Huzurlu ve keyifliydi. Sanki hayat yeni bir sayfa açıyor, neşe ve güven dolu bir dönem başlıyordu. Mehmet elli altı, Ayşe ise elli yaşına basmıştı. Artık keyiflerine göre yaşayabilir, birlikte yaşlanabilir, oğullarını ziyaret edebilir, torun bekleyebilirlerdi.

“Galiba Emre ile gelini çocuk yapmakta pek aceleci değil,” diye laf atmıştı Fatma, Yalova’ya döndüklerinde Ayşe’nin gençlerin harika anlaştığını söylemesi üzerine. “Fatma, Fatma, yine mi kötümserlik yapıyorsun? Bir kere de sevinemeyecek misin?”

“Nasıl sevineyim? Üç yıl olmuş, hâlâ çocuksuzlar,” diye direnmişti Fatma. “Dünyayı keşfetmek, birbirlerini daha iyi tanımak istiyorlar! Artık çocuk yapma anlayışı bizim zamanımızdaki gibi değil,” diye iç çekmişti Ayşe.

Bir buçuk yıl sonra, Emre’nin ikizleri oldu: Bir oğlan, bir kız. Elif ve Arda. Çocuklar sağlıklı ve bir o kadar da güzeldi, gözleri gönülleri fethediyordu. Her akşam video görüşmesi yapıyor, bebeklerin neşesini paylaşıyorlardı. Sekiz aylık olduklarında, Ayşe ile Mehmet torunlarını kucaklamak için İspanya’ya uçtular.

“Ne kadar harika çocuklar!” diye hayranlıkla bakıyordu Ayşe, Fatma’ya fotoğrafları gösterirken. “Bak, Elif tıpkı Emre’ye benziyor! Arda ise gelini andırıyor!” “Hııı ‘benziyor’ mu?” diye burun kıvırmıştı Fatma, “Daha yeni doğmuşlar, kime benzeyecekler? Yürümeye, konuşmaya başlasınlar, o zaman görürüz.” “Neden bu kadar diken üstündesin? İstemiyorsan bakma!” diyerek fotoğrafları toplayıp çekmeceye koymuştu Ayşe. Sonra da en güzel kareleri seçip bastıracaktı. Eski usul albüm yapmayı seviyordu.

Fatma, bilinçli olarak yalnız yaşıyordu, hep böyle söylerdi. Hayatı boyunca çoğunlukla evli erkeklerle ilişkileri olmuştu. “Evli erkekler az şey ister, çok rahattır. Karısı yemek, çamaşır derdindeyken, bana ilgi ve aşk yeter,” diye övünürdü.

Büyükannesinden küçük, şirin bir apartman dairesi miras kalmıştı, metroya yakındı. Fatma, miras hakları eline geçer geçmez ailesinin yanından kaçmıştı. “İstediğim gibi yaşayacağım!” diye açıklamış ve öyle de yapmıştı. Taşındıktan sonra saçlarını kızıla boyatmış, parlak bir ruj almış ve ilk topuklu ayakkabılarını giymişti. “Gel Ayşe, taşınma partime davetlisin. Öyle erkekler gelecek ki, gözlerin faltaşı gibi açılacak!”

İşte tam da bu partide Ayşe, Mehmet’le tanışmış ve kısa sürede evlenmişti. “Ne kadar basit karar verdin!” diye çıkışmıştı Fatma düğün davetiyesini alınca, “İlk görüşte aşk, sonra hemen düğün! Karşılaştırma yapmayacak mısın? Hiç mi düşünmeyeceksin? Çok sıkıcısın, dayanamıyorum!” Ama Ayşe Mehmet’e güveniyordu, onun hayat boyu yoldaşı olduğuna inanıyordu.

Yıllarca öyle de oldu, ta ki bir gün…

“Fatma, merhaba!” diye aramıştı Ayşe, “Mehmet beni terk etti. Tamamen, eşyalarını da alıp gitti… Hiçbir şey söylemedi, not bırakmadı, telefonu kapalı.” “Tatilde miydin?” diye beklenmedik bir soru sormuştu Fatma. “Tatilde mi? Beni duymuyor musun Fatma? Mehmet gitti, beni bıraktı dedim. Tatille ne alakası var?” “Hemen bir dilekçe yaz Ayşe, seninle Gürcistan’a gidiyoruz, orada halam yaşıyor, biliyorsun!” Ayşe bir an susmuş, düşünmüş ve kabul etmişti: “Haklısın Fatma, Gürcistan’a gidiyoruz!”

Gürcistan’da misafirperverlik öyle bir şeydi ki, bir kez yaşadın mı unutmazdın. Fatma’nın halası, g

Rate article
Lifequest
Ailesini Beklenmedik Bir Şekilde ve Habersizce Terk Etti: Eşinden Habersiz Boşanmaya Karar Verdi.