Oğlum hayatım boyunca en yakın arkadaşım ve destek kaynağıydı, ama evliliğinden sonra yabancılaştık.

Oğlum hayatım boyunca en yakın dostum ve dayanağım oldu, ama evlendikten sonra aramıza bir yabancı girdi.

Ah oğlum Alper… Altın kalpli bir çocuktu, her zaman nazik, yardımsever. Büyüdü, adam oldu ama o güzel huyları hiç değişmedi. Ta ki evlenene kadar… Onunla o kadar yakındık ki! Sık sık buluşurduk, saatlerce sohbet ederdik, hem dertleşir hem gülerdik. Tabii sınırlarını da bilirdim, hayatına gereksiz karışmazdım. Ama sonra o geldi Defne.

Evlendiklerinde, Defne’nin ailesi onlara İstanbul’un göbeğinde, yeni tadilat görmüş bir stüdyo daire hediye etti. Orası artık onların yuvasıydı. Beni hiç çağırmadılar ama Alper telefonundan fotoğraflar gösterdi: aydınlık duvarlar, yeni mobilyalar, sıcacık bir atmosfer. Kocam vefat ettikten sonra birikimim kalmamıştı, gençlere destek olmak için yılların altınlarını kolyeleri, yüzükleri, küpeleri verdim. “İsterseniz eritip satarsınız, gam yemem” dedim Defne’ye. İyi niyetle, ellerine bir şeyler tutsunlar diye…

Ama Defne… Asıl yüzünü hemen gösterdi. Bıçak gibi keskin, dik başlı bir kadın. Düğün zarflarını didik didik etmesi, içindeki paraları sayarken gözlerindeki o hırs… İçime bir kurt düştü. Belki bu hırsıyla Alper’e iyi bir eş olurdu, ama insan tedbiri elden bırakmamalı. Şimdiki kadınlar kocalarını bir nakit akışı gibi görüyor, sonra bir gün ansızın boşanıp yarısını alıp gidiyorlar. Alper’im böyle bir kaderi hak etmiyor, ama içimde bir endişe…

Evliliklerinin altıncı ayında Defne, “Şimdilik çocuk düşünmüyoruz” dedi. “Bu minicik evde nasıl yapalım? Kredi çekmek istemiyorum, Alper de henüz büyük bir mevkiye gelmedi” diye ekledi. Ama ses tonundan hesap kitap seziyordum. Ben ise kocamın yarım kalmış evinde yaşıyorum duvarları sıvasız, kışın içinde donuyorum, emekli maaşım yetmiyor. Derken Defne pat diye attı: “Sen bu evi sat, küçük bir daire al, bize de ekstra para kalır. O zaman çocuk yaparız.”

Anladın mı? Ben yaşlı halimle bir kulübeye tıkılırken onlar rahatına baksın istiyor. Sonra belki o küçük daireyi de alıp beni huzurevine yollarlar! İlk başta kabul etmeyi bile düşündüm ayda bir maddi destek verseler diye. Ama şimdi? Asla! Defne gibi biriyle her an tetikte olmalısın.

O günden sonra Alper birkaç kez yanıma geldi. Laf arasında, “Anne, büyük ev neyine lazım? Dairede daha rahat edersin, masraflar azalır” diye yokladı. Ama ben direndim: “İstanbul büyüyor, 5-10 yıla bu arsa katlanır. Şimdi satmak akıl işi mi?” Bir gün, “Mübadele yapalım, siz bu eve taşının, ben stüdyoya geçeyim” dedim. Ama Defne kabul etmedi. “Evin tadilatı var, biz uğraşırken sen rahat edeceksin” diye çıkıştı. Onun derdi konfor mantık değil!

Sonra hastalandım. Öyle kötü oldum ki yataktan kalkamadım ateş, öksürük, dayanılmaz baş ağrısı… Alper’e yalvardım: “Gel, ilaç al, yiyecek bir şeyler getir.” Vakitleri olmadığını biliyordum, ama su kaynatacak halim yoktu. Eskiden aklıma gelmezdi böyle bir şey! Ama o ancak ertesi gün gelebildi. Bir poşet “Tylol Hot” getirdi, açık bir Aferin kutusu bıraktı muhtemelen son kullanma tarihi geçmişti. Omuz silkip gitti. Neyse ki komşum Zeynep yetişti çorba, ilaç, ne lazımsa… Ya olmasaydı?

Oğlum benim her şeyimdi. Ona körü körüne güvenirdim sadece evladım değil, can yoldaşımdı. Ama evlilik her şeyi sildi. Şimdi aramızda bir yabancı var. O benim tek evladım, gururum… Ama artık kalbi bende değil. Defne’yi seçti. Aramıza bir duvar ördü, ben de öteki tarafta kaldım yapayalnız. Aklım diyor ki: “Bitti.” O seçimini yaptı, belli. Ama kalbim hâlâ bir gün eski günlere döneceğimizi umuyor… Ne yazık ki, her geçen gün bu umut eriyor.

Rate article
Lifequest
Oğlum hayatım boyunca en yakın arkadaşım ve destek kaynağıydı, ama evliliğinden sonra yabancılaştık.