Geç kaldı! Üç dakikada banyoya daldı, makyajını yaptı, montunu ve botlarını giyip asansöre bindi.
Ece uyandığında zaten geç kalmıştı! Göz açıp kapayana kadar hazırlandı: kapıya doğru koşarken rujunu sürdü, aynaya şöyle bir baktı ve trençkotunu giyip botlarını ayağına geçirdi. Gözlerini açalı daha üç dakika olmuştu ki asansördeydi.
Sokağa adım atar atmaz, Eylül yağmurunun hafifçe yağdığını fark etti, ama geri dönüp şemsiye alacak vakti yoktu. Çalar saat ihanet etmişti. Ece otobüsü yakalamak için koşuyordu, işe geç kalma düşüncesi yüreğine korku salıyordu. Patronu acımasızdıbir dakika geç kalmak, bir gün izinsiz gitmek demekti ve işini kaybetme tehlikesi vardı.
Bu berbat günün tüm senaryolarını kafasında canlandıran Ece, en sevdiği müşterilerine, ikramiyesine ve kalan izin gününe zaten veda etmişti. Sokaktaki diğer insanlar da aynı telaş içindeydi, birbirlerine aldırmadan kendi dertlerine dalmışlardı. Her yer gri ve kasvetliydi, yağmur da ruh halini düzeltmiyordu.
Otobüs durağına birkaç yüz metre kala Ece aniden durduıslak, küçük bir yavru kedi eski bir bankın yanında oturuyordu. Mırıldanmaya çalışıyor ama sesi çıkmıyordu, sanki iç geçiriyor gibiydi.
Ece tereddüt etti. Koşarak devam mı etmeli, yoksa bu yardıma muhtaç canlıyı kurtarmalı mı? Kalbini dinledi ve ne olursa olsun patronunun öfkesine katlanacağını biliyordu. Yaklaştığında, kedinin ayağının burkulmuş gibi durduğunu fark etti.
Aman Tanrım! Bunu sana kim yaptı?
Şüpheleri silinmişti, onu bırakamazdı. Kedi titriyordu, sırılsıklamdı. Nazikçe beyaz atkısına sarıp daha da hızlı koşmaya başladı. Ofise gizlice götürüp sonrasını düşünecekti. Bu küçük yetimi bırakacak kadar katı değildi.
Ama ofise sessizce girme planı suya düştü. Tam kapıya yaklaşmışken, koridorda aniden patronuyla karşılaştı.
Yılmaz! Bir saat geç kaldın! Neredeydin sen? İşini kim yapacak şimdi? Ne halt karıştırıyorsun?
Sorular ardı ardına geliyordu, Ecenin suçluluk duygusu katlanıyordu. Titreyerek, gözleri dolmuş bir şekilde, sonunda:
Bakın! dedi, montunu hafifçe aralayarak.
Küçük kedi, minik başını dışarı çıkardı. Biraz ısınmış olacak ki acıklı birkaç miyavladı.
Ayağı incinmiş, yağmurun altında bırakamazdım Yapayalnızdı
Göz yaşları akmaya başlamış, kelimeler birbirine karışıyordu. Zaten işten atılacağını düşünürken, sıcak bir el onu durdurdu. Patronu telefonunu çıkarıp bir kağıda adres yazdı ve o küçük tüylü patiyi kurtarması için hemen oraya gitmesini söyledi.
Şaşkınlık içinde kağıdı alan Ece, üşümüş ellerini cebine sokup çıkışa doğru koştu.
Ve bugün buraya geri dönme! dedi patron.
Ecenin yüreği burkuldu, ama tam ümitsizliğe kapılacakken patron devam etti:
Bugün izinlisin. Yarın da öyle. Bu arada, hayvan sevgine bir ikramiye düşüneceğim, tebrikler.
Herkesin katı kalpli diye tanıdığı Murat Erdem, aslında hayvanlar için bir melekti. Veteriner kliniğinde iş çabuk halloldukedinin ayağı kırık değil, sadece burkulmuştu. Veteriner pansuman yaparken, Ece kediyi nasıl bulduğunu ve patronunun beklenmedik tepkisini anlattı.
Gülerek, veteriner Muratla çocukluk arkadaşı olduğunu itiraf etti. Küçüklüğünden beri hayvan kahramanıydısokak köpeklerini kurtarır, kedi yavrularını zorbalardan korurdu. Büyüyünce de maaşının bir kısmını barınaklara bağışlıyordu.
Ama insanlara karşı hep mesafeliydi, özellikle de ailesini kaybettikten sonra. Bu açıklama Eceyi derinden etkiledi ve o gün boyunca Muratı düşündü. Akşam, yavru kedi yatağında mışıl mışıl uyurken, Ece ona Minnoş adını vermiş ve evini ona göre düzenliyordu. Tam bu sırada telefon çaldıarayan Murattı.
Küçük hastamız nasıl?
Yüzü kızaran Ece, heyecanla kedinin durumunu anlattı ve ona teşekkür etti. Murat onu akşam yemeğine davet etti ve bütün gece sohbet ettiler.
Onları birleştiren şey, hayvan sevgisi ve karşılıklı anlayışları oldu. Birlikte Minnoşa baktılar ve zamanla sokak hayvanlarını kurtarma tutkularını paylaştılar. Ece ve dört ayaklı arkadaşı için yalnızlık sona ermiştiyeni bir aile bulmuşlardı.




