Ücretsiz Ev Temizliği ve Yemek Hizmeti – Hamileliğim Kimsenin Umurunda Değil

Bir zamanlar, İstanbulun kenar mahallelerinden birinde, sabah sislerinin eski evleri hayalet gibi sardığı bir yerde, 27 yaşımdaki hayatım başkalarının kaprislerine hizmet etmekle geçiyordu. Adım Ayşegüldü, eşim Emirle evliydim ve birkaç ay sonra bir bebeğimiz olacaktı. Ama anne olmanın o narin dünyası, bana sadece bir hizmetçi gözüyle bakan Emirin büyükannesi ve ailesinin ağırlığı altında eziliyordu. Emirin büyükannesi Gülten Hanıma ait üç odalı bir dairede yaşıyorduk ve burası benim lanetim haline gelmişti.

**Bir Aşkın Tuzağa Düşüşü**

Emirle tanıştığımda 23 yaşındaydım. İlgili, yumuşak gülüşlü ve bir aile kurma hayalleri olan biriydi. Bir yıl sonra evlendik, mutluluktan uçuyordum. Büyükannesi Gülten Hanım, “Bir süre bizimle kalın, kendinizi toparlayın,” diyerek büyük apartman dairesine davet etti. Geçici bir çözüm olacağını, bir yuva kuracağımızı sanmıştım. Ama bir yuva yerine, toz alan, yemek pişiren ve sessiz kalmam beklenen bir hapishane buldum.

Daire genişti ama içindekilerin varlığıyla boğucuydu. Gülten Hanım bizimle yaşıyor, Emirin halası Sevinç ise neredeyse her gün iki çocuğuyla geliyordu. Burayı kendilerinin, beni ise bir eşya gibi görüyorlardı. İlk günden, kayınvalidem netti: “Ayşegül, gençsin, ev işlerini sen yaparsın.” Sevgiyi hak edeceğimi sanmıştım, ama ilgisizlikleri ve istekleri günden güne arttı.

**Duvarlar Ardındaki Esaret**

Hayatım temizlik ve yemekten ibaret bir döngüydü. Sabahları, Gülten Hanımın toza tahammülü olmadığı için yerleri silerim. Sonra herkese kahvaltı hazırlarım: ona yulaf, Emire yumurta, Sevinç geldiğinde ise gözleme veya tost. Öğleden sonra sebze doğrar, etli yahni veya kuru fasulye pişiririm, çünkü “misafirler acıkmıştır.” Akşamları ise bulaşıklar ve emirler: “Ayşegül, yarın için patates soy.” Hamileliğim, bulantılarım, ağırlaşan bacaklarımkimsenin umurunda değil.

Gülten Hanım bir general gibi emirler yağdırır: “Çorbayı fazla tuzlu yapmışsın,” “Perdeleri ütüleyememişsin.” Sevinç de ekler: “Ayşegül, çocuklarla ilgilen, vaktim yok.” Şımarık ve yaramaz çocukları oyuncaklarını sağa sola saçar, koltukları kirletir, temizliği de ben yaparım, çünkü “aile böyle bir şey.” Emir ise bana destek olmak yerine, “Anne, büyükanneme karşı çıkma, yaşlı,” diye fısıldar. Sözleri bir ihanet gibi gelir. Kendimi, asla benim olmayacak bir evin içinde zincirlenmiş gibi hissederim.

**Hamilelik ve Görünmez Yaralar**

Altı aylık hamileyim ve bu sadece bir metafor değil. Bulantılar beni eritiyor, belim ağrıyor, yorgunluk ezici. Ama kayınvalidem yargılar: “Bizim zamanımızda tarlada doğurur, çalışırdık.” Sevinç alay eder: “Ayşegül, abartma, hamilelik hastalık değil.” Bu soğukluk içimi öldürüyor. Bebeğim için endişeleniyorumstres, uykusuz geceler, bu bitmek bilmeyen iş yükü iz bırakıyor. Dün bir kova su taşırken bayılacak gibi oldum, kimse umursamadı bile.

Emirle konuştum. Gözyaşları içinde, “Dayanamıyorum, hamileyim, çok zor,” diye yalvardım. Beni kucakladı ama, “Büyükanne bizi evinde ağırlıyor, biraz daha sabret,” dedi. Daha ne kadar? Çocuğumun annesinin hizmetçi muamelesi gördüğü bir yerde doğmasını istemiyorum. Sessizliği, şefkati arıyorum, ama karşıma hep kınama ve kirli tabaklar çıkıyor.

**Bardağı Taşıran Son Damla**

Dün, Gülten Hanım gürledi: “Ayşegül, burada yaşadığın için şükretmelisin. Çalış, yoksa kapı dışarı ederim.” Sevinç ekledi: “Gelinlik yapmak ağlamak değil, işe yaramaktır.” Orada öylece durdum, bir bez sıkarak, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Bebeğim, sağlığım, hayatımhiçbiri önemli değil. Emir, her zamanki gibi sessiz kaldı, bu bir tokat kadar acıttı. Artık onların her işe koşulan, sessiz gölgesi olmayı reddediyorum.

Kararımı verdim: Buradan gideceğim. Biriktirdiğim parayla bir stüdyo, hatta küçük bir oda kiralayacağım. Çocuğumu bu cehennemde doğurmak istemiyorum. Arkadaşım Elif, “Emiri de al ve çık, çok geç olmadan,” diyor. Ama ya büyükannesini seçerse? Ya bir bebekle tek başıma kalırsam? Korku beni felç ediyor, ama bir şeyi biliyorum: Daha fazla kölelik altında yaşayamam.

**Çığlığım**

Bu hikâye, var olma hakkım için bir feryat. Gülten Hanım, Sevinç ve bitmek bilmeyen istekleri beni yok ediyor. Hâlâ sevdiğim Emir ise onların suç ortağı oldu ve bu beni paramparça ediyor. Çocuğum gülen bir anne hak ediyor, lavabonun başında ağlayan birini değil. 27 yaşında, yaşamak istiyorum, sadece hayatta kalmak değil. Gitmek zor olacak, ama bunu yapacağımkendim ve bebeğim için.

Emiri nasıl ikna edeceğimi, gidecek gücü nereden bulacağımı bilmiyorum. Ama bir şeyi biliyorum: Hamileliğimin bir yük olduğu bu evde kalmayacağım. Gülten Hanım dairesini korusun, Sevinç başka bir hizmetçi bulsun. Ben Ayşegülüm ve kalbim kırılsa bile özgürlüğü seçeceğim.

Rate article
Lifequest
Ücretsiz Ev Temizliği ve Yemek Hizmeti – Hamileliğim Kimsenin Umurunda Değil