**”Ne zaman taşınıyorsun, Aylin?”**
Annesi mutfak kapısında durmuş, kolunu pervaza dayamıştı. Elinde bir bardak çay, sesinde ise kayıtsızlıkla karışık neredeyse küçümseyen bir ton vardı.
**”Yani taşınmak mı?”** Aylin yavaşça dizlerini ısıtan laptopundan başını kaldırdı. **”Anne, ben burada yaşıyorum. Çalışıyorum.”**
**”Çalışıyorsun, öyle mi?”** Annesi kaşlarını kaldırdı, dudaklarında eğri bir gülümseme belirdi. **”Evet, şu internette takılıyorsun. Şiir mi yazıyorsun? Yoksa makaleler mi? Bunları kim okuyor ki?”**
Aylin laptopunu sertçe kapattı. Kalbi sıkıştı. İşinin “gerçek olmadığını” duymak ilk değildi, ama her seferinde bir tokat gibi geliyordu.
Oysa çabalıyordu. Freelance işler yapmak kolay değildi; saatlerce düzeltmeler, yetişmesi gereken işler, sabahlara kadar yazılan metinler, zamanında ödeme yapmayan müşteriler
**”Sürekli işlerim var,”** diye içini çekti. **”Para da kazanıyorum. Faturaları ben ödüyorum, ben”**
**”Kimse senden bir şey istemiyor,”** diye elinin tersiyle savuşturdu annesi. **”Ama durum bu, Aylin.”**
**”Sen büyüdün, anlıyorsun. Tolga ile Özlem çocuklarıyla birlikte taşınmak istiyor. İki çocukları var, Aylin. Onların tek odalı evinde sıkışıyorlar, biliyorsun.”**
**”Ya ben? Ben aile değil miyim?”** birden patladı. Sesi titredi.
**”Sen yalnızsın, Aylin. Kendi başınasın. Onların ise çocukları var, bir aileleri. Sen akıllı, bağımsız bir kızsın. Bir yer bulursun. Belki sonunda normal bir işe girersin.”**
**”İnsanlar sabah dokuzdan akşam altıya kadar çalışıyor bu arada, gece vakti laptop başında oturmuyor.”**
Aylin sustu. Boğazına bir yumru oturdu. Çünkü açıklamanın anlamı yoktu. Annesi onun ne yaptığını hiçbir zaman anlamamıştı.
Bir kez bile sormamıştı: **”Ne yazıyorsun? Nerede okuyabilirim?”**
Sadece serzenişler, acıyan bakışlar, **”Keşke markette kasiyer olsaydın,”** gibi laflar
*Yalnız.* Bu kelime kulaklarında çınlıyordu. Bir hüküm gibi. Onu evden, hayattan, aileden silmek için bir bahane.
Babası işten döndüğünde konu yeniden başladı. Şimdi odada o, annesi ve Aylin vardı sanki bir aile mahkemesindeydi.
**”Tolga ile eşi çok şey başardı,”** diye söze başladı babası, koltuğuna otururken. **”İkisi de çalışıyor, iki çocukları var.”**
**”Sen evet, boş durmuyorsun, bu iyi. Ama artık hayatı ciddiye alma vakti geldi.”**
**”Baba, ben burada yaşıyorum. Tembel değilim! Para kazanıyorum, evet evden, evet pijamayla! Ama yemeği, faturaları ben ödüyorum, sizin sırtınıza yük olmuyorum!”**
**”Yanlış anlıyorsun,”** diye sözünü kesti. **”Bu para meselesi değil. İhtiyaç meselesi.”**
**”Tolga’nın iki çocuğu var, duyuyor musun? Küçük daha bir buçuk yaşında. Bu ev onlara lazım. Onlar zor durumda.”**
**”Ben kolay mıyım?!”** diye haykırdı. **”Sizce benim hiç zorluklarım yok mu?!”**
**”28 yaşındayım, destek yok, eş yok, çocuk yok. Sadece sizin bile tanımadığınız bir işim var!”**
Göz göze geldiler. Sanki Aylin onları yormuştu. Sanki şu an söylediği her şey bir kapris, acı değil.
**”Sen güçlü bir kızsın,”** diye başını salladı annesi üzüntülü bir ifadeyle. **”Üstesinden gelirsin. Tolga ile Özlemin ise düşünecek vakti bile yok”**
**”Ama benim var mı?”** diye geçirdi içinden, ama sesli söylemedi. Çünkü gücü kalmamıştı.
**”Peki benim nereye gideceğimi düşünüyorsunuz?”** diye boğuk bir sesle sordu. **”Sizden bir şey istemiyorum. Ne para, ne yardım. Sadece bir köşe. Sadece anlayış.”**
**”Şey kiralık bir yer bulursun,”** diye mırıldandı annesi güvensizce. **”Şimdi herkes öyle yapıyor. Gençlerin hepsi kiralarda yaşıyor. Zaten resmi bir işin yok Demek istediğim, bağlı değilsin.”**
**”Kendinizi duyuyor musunuz?!”**
Aylin o akşamın nasıl sonlandığını hatırlamıyordu. Sadece pencere kenarında oturup karanlık avluya bakarken geçirdiği uzun saatleri hatırlıyordu.
Yağmur inadına yağıyordu ve camdan süzülen damlalar gözyaşı gibiydi, sadece hıçkırıksız.
Ertesi sabah koridordaki gürültüyle uyandı. Valizler. Sesler. Telaş.
**”Aylin, Tolga’nın eşyalarını şimdilik dolaba koyuyoruz,”** dedi annesi, ona bile bakmadan. **”Taşınıyorlar, anlıyorsun.”**
Anlıyordu. En başından beri anlamıştı. Sadece bununla yaşamak iğrençti.
**”Aylin, baksana, biz zaten kararımızı verdik.”** Annesi bunu tuzu uzatır gibi söylüyordu. Rahat. Sıradan. Hiçbir duygu yok.
**”Yani sormuyorsunuz, teklif etmiyorsunuz Bana dayatıyorsunuz, öyle mi?”**
**”Ne soracaksın, Aylin? Sen büyüdün. Artık kendi başının çaresine bakmalısın. Çocuk mu kaldın?”**
**”Üstelik bu geçici. Kiralık bir yer bul belki sonra bir şeyler değişir.”**
**”Geçici mi? Tabii. Bir 20 yıl kadar. Tolga’nın torunları okula başlayana dek.”**
**”Yine ironi yapıyorsun,”** diye gözlerini devirdi annesi. **




