Bunu asla affetmeyeceksin!” diye haykırdı ablası, İhsan aileyi terk etmeye karar verdiğinde yeğeni için yapılan manipülasyonlara boyun eğmeyerek

“Bunu asla bana affetmeyeceksin!” diye bağırdı kardeşi, İbrahim aileyi terk etmeye karar verdiğinde, yeğeni için yapılan manipülasyonlara boyun eğmeyerek.
Pazar öğle yemeğinde annesinin evinde, İbrahim, annesiyle kız kardeşinin sürekli göz göze geldiğini ve garip bir şekilde gülüştüklerini fark etti. Bu, onlara hiç yakışmayan bir davranıştı.
“Yine bir şeyler çeviriyorlar,” diye içinden gergin bir şekilde geçirdi. “Yoksa yine bir dolandırıcılık peşindeler mi? Kadınlar çok saf, herkes onları kolayca kandırabilir. Üstelik hatalarını asla kabul etmezler, iş işten geçtikten sonra ağlamaya başlarlar. Annem yaşlı, tamam da kardeşim neden böyle saçmalıklara kanıyor? Aptal değil ya!”
İbrahim bir kez daha annesine, sonra kardeşine, ardından da yeğenine baktı. Küçük kız masada oturuyordu ama konuşmuyordu, kendi dünyasına dalmış gibiydi.
Bu gergin sessizliği bozmak için İbrahim ona sordu:
“Ee, Zeynepçiğim, üniversite nasıl gidiyor? Memnun musun?”
“Evet, amcacığım, çok seviyorum. Her şey harika. Ama…” diye kekeledi, gözlerini kaçırarak.
“Ne oldu?” diye sordu İbrahim şaşkınlıkla. “Ben de aynı üniversiteden mezun oldum, çok memnun kaldım. Prestijli bir diplomaydı, iş bulmam an meselesiydi. Sonrasında da kendi kariyerimi kendim yaptım, hep bu eğitim sayesinde.”
“Evet, Zeynep,” diye atıldı anne hemen. “Amcan İbrahim hiç torpil olmadan, bursla okudu, kırmızı diplomayla bitirdi, her şeyi kendi başına başardı. İşte böyle bir insan, onu örnek almalısın. Hiç başımıza dert açmadı, hem bana hem de kız kardeşine hep destek oldu!”
“Aynen öyle, İbrahim benim canım kardeşim,” diye gülümsedi ablası Nazlı. “Ondan o kadar çok iyilik gördüm ki. Hep arkamdaydı. Zeynep’i de boşandıktan sonra büyütmeme yardım etti. Anneme de babamızın yerini doldurdu. O bizim gerçek bir erkek ve koruyucumuz.”
“Kesin bir şeyler dönüyor,” diye içinden geçirdi İbrahim. “Benden bir şey istiyorlar, o yüzden böyle şeker gibi konuşuyorlar. Normalde Nazlı beni hep boşanmasıyla suçlar, ‘Kocamla anlaşamadın,’ diye. Peki nasıl anlaşayım adamla, sürekli içki peşinde, hiç çalışmaz! Ben bile birkaç iş ayarladım, ama en fazla bir hafta dayanabildi. Hep ‘Az para veriyorlar, beni küçük düşürüyorsun,’ diye söylenirdi. ‘Ben sanatçı ruhluyum,’ falan. Şimdi birden dünyanın en iyi kardeşi mi oldum? Hadi canım!”
Çaylarını içtikten sonra salona geçtiler ve büyük televizyonun karşısına yerleştiler. Ama kadınların gergin bakışlarından anladı ki asıl mesele daha gelmemişti.
“Bak, İbo,” diye söze başladı annesi nihayet. “Şöyle bir meselemiz var…” Duraksadı.
“Anlatayım, kardeşim,” diye tatlı bir sesle devam etti Nazlı. “Zeynep artık büyüdü, benimle yaşamak istemiyor.”
“Normal,” diye kısaca güldü İbrahim. “Büyümüş, artık bir sevgilisi de vardır herhalde. Değil mi, Zeyno?”
Zeynep cevap vermedi, sadece gözlerini yere indirdi ve hafifçe kızardı.
“Bu yaşta normal,” diye devam etti İbrahim. “Gençler özgür olmak ister. Sen de herhalde hâlâ burnunu silmeye çalışıyorsundur, hiçbir işini kendisi yapmasına izin vermiyorsun. Eğer seninle yaşamak istemiyorsa, yurtta kalabilir.”
“Ne yurdu!” diye öfkelendi anne Emine Hanım. “Orada neler oluyor, sen de bilirsin!”
“Hiçbir şey olmuyor!” diye sertçe cevap verdi İbrahim. “Her şey kontrol altında. Ben yurda karşı değilim. Annesinin kucağından kurtulup kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensin. Çoktan zamanı geldi!”
“Hayır, İbrahim, yanlış anladın,” diye yatıştırıcı bir sesle konuştu Nazlı. “Zeynep büyüdü, 19 yaşında. Doğru, bir erkek arkadaşı var, çok beğendik, kültürlü ve zeki bir çocuk, adı Eren. Belki ileride bir şeyler olur. Ama geleceğini düşünmek lazım. Yurt sadece geçici, sonrası ne olacak?”
“Sonrası mı? İş bulup kiralık eve çıkarlar. Sonra da kredi çekerler, herkes öyle yapıyor. Bir de ‘Diplomalı Köy Projesi’ var, oraya gidip iş bulabilir, hem destek veriyorlar hem de konut sağlıyorlar.”
“Hayır, amca, ben köye gitmek istemiyorum,” diye surat astı Zeynep. “Ben İstanbul’a gitmek istiyorum. Ama orada kiralar çok yüksekmiş.”
“Ve işte tam da bu yüzden kızımız için bir destek sağlamalıyız,” dedi büyükanne. “Neyse, lafı dolandırmayalım. Biz en yakın akrabaları olarak senin, İbo, Zeynep’e yardım etmen gerektiğini düşünüyoruz.”
“Nasıl bir yardım?”
“Şimdi devletin bir konut kredisi kampanyası var. Biz Nazlı’yla Zeynep’in geleceği için biraz para biriktirdik. Sen de bu krediyi çekmelisin. Tabii bazı işler çevirmek gerekecek, üstelik senin zaten kendi evin var. Ama senin IT sektöründe tanıdıkların var, o eski sınıf arkadaşın Serhat Arslan bize bu kampanyadan bahsetti. Seni işe alabileceğini söyledi. Ona çok minnettarız. Hadi İbrahim, biricik yeğenin için bunu yap.”
“Anne, sana kaç kere söyledim, hiçbir şüpheli işe bulaşmayacağım. Benim böyle bir kampanyadan yararlanma hakkım yok.”
“Biliyorum, İbo, ama Serhat dedi ki bazı şeyleri…”
“Serhat’ın ne dediğini duymak istemiyorum. Bu bir

Rate article
Lifequest
Bunu asla affetmeyeceksin!” diye haykırdı ablası, İhsan aileyi terk etmeye karar verdiğinde yeğeni için yapılan manipülasyonlara boyun eğmeyerek