Kocan frenleri kesti! Sakın çalıştırma!” diye bağırdı hizmetçi…

Bugün yaşadıklarımı unutabilmem mümkün değil. “Kocan frenleri kesti! Sakın gitme!” diye bağırdı hizmetçi Evet, bu cümle her şeyi değiştirdi.

Ayşegül, zarif duruşlu ve keskin bakışlı bir kadın, kocası Murat’la yaşadığı şiddetli bir tartışmanın ardından malikaneden öfkeli bir şekilde ayrılmıştı. Murat, başarılı fakat acımasız bir iş adamıydı ve son haftalarda ona karşı soğuk ve kayıtsız davranıyordu. Ancak bugün sınır aşılmıştı. Ayşegül, ne kendisine ne de hizmetkârlara gösterilen bu küçümsemeye daha fazla katlanamadı ve kimseye haber vermeden şehre gitmeye karar verdi.

Ama bilmediği bir şey vardı. Evde biri onun için hazırlanan korkunç planı duymuştu. Emine, ailenin hizmetçisiydi ve on beş yıldır bu evde çalışıyordu. Zengin evlerinde duvarların kulakları olduğunu bilen, çok şey duyan ama az konuşan bir kadındı. Ancak o sabah, kütüphaneyi temizlerken Murat’ın telefon konuşmasına kulak misafiri oldu. “Frenler” ve “kaza” kelimeleri duyduğunda donup kaldı.

İlk başta yanlış duyduğunu düşündü, ta ki Murat’ın “Bu onun son yolculuğu olacak” dediğini duyana kadar. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Korkuyla ne yapacağını şaşırdı. Eğer suçlaması boşa çıkarsa sadece işini değil, belki de hayatını kaybedecekti. Murat’ın bağlantıları ve “sorunları” ortadan kaldırma konusunda bir geçmişi vardı. Ama Ayşegül’ün arabanın anahtarlarını alıp kapıya doğru yürüdüğünü görünce sessiz kalamayacağını anladı.

Peşinden koştu, bağırdı, ama motor sesi ve arabanın müziği sesini bastırdı. Ayşegül, Emine’nin çılgınca el salladığını görünce frene bastı ve camı indirdi. “Ne oldu sana? Delirdin mi?” dedi sert bir tonla. Emine, nefes nefese, zorlukla konuşabildi: “Gitme. Planını biliyorum. Kocan frenleri kesti.” Ardından çöken sessizlik her şeyi anlatıyordu.

Ayşegül’ün gözleri büyüdü. Malikaneye baktığında Murat’ın balkondan olanları izlediğini gördü. Dudaklarında, durumla hiç uyuşmayan bir gülümseme vardı. “Emine, eğer bu bir şakaysa hiç komik değil,” dedi Ayşegül, sesindeki titremeye rağmen. Emine, kararlı bir şekilde başını salladı: “Her şeyi duydum. Şehre varamadan ölmeni planlıyor. Böylece her şey onun kontrolüne geçecek.” Bu sözler Ayşegül’ün kanını dondurdu.

Ayşegül saf biri değildi. Kocasının hırsını ve insanları nasıl manipüle ettiğini biliyordu. Ama bu kadar ileri gidebileceğini tahmin edemezdi. Emine arabanın kapısını açmaya çalıştı, ama Ayşegül hâlâ inanamıyordu. Gözleri panoya kaydı, sanki sabotenin kanıtını orada görecekti.

Kapıdaki bekçi olanları izliyordu, ama Murat balkondan elini kaldırıp müdahale etmemesini işaret etti. Bu sessiz anlaşma Emine’nin sırtına bir ürperti yaydı. Ayşegül ise iki gerçek arasında sıkışmış hissetti. Yıllardır sadakatle hizmet eden birine mi inanacaktı, yoksa bu bir iftira mıydı? Emine daha da ileri gitti: “Sadece bu değil, Ayşegül. O yalnız değil. Yolda seni bekleyen insanlar var. Hayatta kalsan bile hedefine ulaşmana izin vermeyecekler.”

Ayşegül direksiyonu öyle sıkı kavradı ki parmakları beyazlaştı. Çıkış kapısına baktı, sanki bir tuzaktı. Nefesi kesildi ve yıllar sonra ilk kez gerçekten korkuyordu. Uzaktan gelen bir araba sesi gergin sessizliği bozdu. Emine bir adım geri çekildi, ama gözleri Ayşegül’e yalvarıyordu: “Gitme.”

Ayşegül tekrar Murat’a baktı. Artık gülmüyordu, onu buz gibi bir ifadeyle süzüyordu. O anda, korkunç bir şeylerin olmak üzere olduğunu anladı. Yanlış bir adım her şeyini alabilirdi. Arkasından duran arabadan siyah ceketli, yüzünün yarısını gizleyen bir adam indi. “Bir sorun mu var?” dedi keskin bir tonla. Emine arabayı engellemek için ileri atıldı, ama adamın bakışları onu geri çekilmek zorunda bıraktı.

Murat yavaşça merdivenlerden indi, kol düğmelerini düzeltiyordu. “Aşkım, bu tiyatro da ne? Bir hizmetçinin saçmalıklarına mı inanacaksın?” dedi tatlı bir sesle, ama her kelimesi zehirliydi. Ayşegül cevap vermeye çalıştı, ama siyah ceketli adam izinsizce direksiyon altını kontrol etti. “Tıpkı istediği gibi hazır,” diye mırıldandı. Emine titreyen elleriyle bağırdı: “Gitmesine izin verme! O arabanın frenleri yok!”

Murat aniden ona döndü, yüzü öfkeyle gerilmişti. “Bir kelime daha edersen, bu ülkede bir daha iş bulamazsın.” Ayşegül dünyası yıkılıyor gibiydi. Kocasının bakışları Emine’nin doğru söylediğini kanıtlıyordu. Bekçi hâlâ donmuştu, itaat ile artan gerilim arasında sıkışmıştı.

Siyah ceketli adam eğilip Ayşegül’e fısıldadı: “Bin ve git, hanımefendi. Bana ödemesini yaptı.” Ayşegül yutkundu. Bu artık bir kaza değil, planlı bir cinayetti. Emine korkusunu yendi: “Ayşegül, gidersen köşeyi bile dönemezsin. Bu kez beni dinle!”

Murat öfkeyle bağırdı: “Yeter! Bu kadar. Ayşegül, şimdi içeri gir, yoksa sonuçlarına katlanırsın.” Ama bu sözler endişe değil, kontrol kokuyordu. Tam o anda gri bir sedan aniden kapıda durdu. İçinden koyu takım elbiseli sert bakışlı bir polis memuru çıktı. “Anonim bir ihbar aldık. Burada bir cinayet teş

Rate article
Lifequest
Kocan frenleri kesti! Sakın çalıştırma!” diye bağırdı hizmetçi…