“46 yaşındayım ve bir ay önce ikizlerim oldu bir oğlan, Alper, bir kız, Aylin. Onlara bakarken hissettiklerimi kelimelere dökmem mümkün değil. Mutluluk, sevinç, gözyaşları, içimi ısıtan bir sıcaklık… Adeta kalbim yerinden fırlayacak gibi!
Ama ne annem ne de kız kardeşim hastaneden çıkışımıza bile gelmedi. Eşimin ailesi de ikizlerimizin doğumunu görmezden geldi. Sebep? Yaşımız tabii ki!
Gençken çocuk düşünmezdim, doğruyu söylemek gerekirse. Özgür hayatımın tadını çıkarırdım, gece kulüplerine gider, sabahlara kadar eğlenirdim. Genç bir kızın mutluluğu için başka ne gerekir ki? Bolca kokteyl, peşinden koşan erkekler, sabahın ilk ışıklarına kadar dans… Ruhum şarkı söylerdi!
Sonra 22 yaşında Cemalle tanıştım. Sakallı, gözlüklü, yakışıklı mı yakışıklı! Bir de şakaları yok muydu… Kızlar peşinde kuyruk olurdu, ama o beni seçti. İtiraf edeyim, bu benim özgüvenimi bir hayli yükseltti. Cemalin evi, arabası, aile işi vardı. Ailesinin şehirde birkaç giyim mağazası vardı ve iyi para kazanıyorlardı.
Kendimi prensimle bulmuş sanmıştım. Cemal, benim mutlu ve sorunsuz hayatıma açılan biletimdi. Hayalimde beyaz bir gelinlik, Mısıra balayı uçuşu…
Ama Cemal için bu ciddi bir ilişki değildi. Evinde sadece bir ay yaşadım, sonra bir gün kilitleri değiştirip eşyalarımı dışarı attı. Tam da kuaförde tırnaklarımı yaptırırken! Bana söylediği tek şey: “Biz ayrı dünyaların insanlarıyız, bana uygun değilsin.” Sanki bir kız değil de, bir çift ayakkabıymışım gibi!
Bu ayrılık beni perişan etti. 15 kilo verdim, mumya gibi dolaşıyordum. Saçlarım döküldü, peruk ve şapkalarla gezdim. Tabii ki sağlığım da bozuldu. Ani kilo kaybı kadınlık hormonlarımı altüst etti. Ameliyat oldum, ilaçlar içtim, bitki çayları denedim. Hiçbiri işe yaramadı.
Sonra kendimi kariyerime adadım. Tırnaklara olan tutkum sayesinde manikürcü oldum. Şansıma, müşterilerim boldu ve iyi para kazanıyordum. Kredi çekip küçük bir daire aldım, sonra bir araba. 33 yaşında hayalimi gerçekleştirdim kendi kuaför salonumu açtım. Yanımda genç kızlar da çalışıyor.
İki yıl önce Mehmetle tanıştım. Yakında çalışıyordu, bir gün bozukluk için 500 lira bozdurmak için salona geldi. O an yeniden aşık oldum. Kısa sürede birlikte yaşamaya başladık, evlendik. Ve tabii ki çocukları düşündük.
Yaşımızdan dolayı bir türlü olmuyordu. Sonunda tüp bebek tedavisine karar verdim. Sürekli Allaha dua ediyordum: “Bana bir çocuk ver, iyi bir anne olayım.”
Allah dualarımı duydu. İki sağlıklı bebek dünyaya getirdim, doğumum da kolay geçti.
Ancak annem telefonda, ‘Aklını mı kaçırdın? Bu yaşta çocuk mu doğurulur? Hiç mi düşünmedin?’ diye çıkıştı.
Kız kardeşim ise, ‘Allahım, ben neredeyse büyükanne olacağım, sen şimdi bebek mi yapıyorsun? Abla, bu iş için çok geç kaldın!’ diye bağırdı.
Hiçbir akrabamız bizi desteklemedi. Doğumhanenin önünde sadece Mehmet ve bir fotoğrafçı beni bekliyordu. Birkaç anı fotoğrafı çektirdik ve eve gittik.
Bebeklerim bir aylık oldu. Ne annem ne kız kardeşim ziyarete gelmek istiyor. ‘Bütün şehirde bizi rezil ettin, bu yaşta çocuk doğurarak!’ diyorlar.
Peki, kendi ailemi kurmak istemek suç mu? Bu kadar büyük bir günah mı?”




