İş şu ki, yakında misafirler gelecek ve sizin bir yerlere gitmeniz gerekiyor.

“Durum şu, birazdan misafirler gelecek, sizin de bir yere gitmeniz gerekiyor. Anlarsınız ya, siz varken hiçbir kutlama olmaz.”

“Oğlum, peki nereye gideceğiz? Burada tanıdığımız kimse yok,” diye sordu annesi.

“Ne bileyim ben, köyde komşu kadın bir ara çağırmıştı sizi, gidin işte,” dedi oğlu.

Vedat Bey ve Meryem Hanım, oğullarını dinleyip evlerini sattıklarına bin pişman oldular.

Eski evleri zor olsa da kendi yurtlarıydı. Orada ev sahibiydiler. Peki burada neydiler?

Gelinleri Selma’nın öfkesini çekmemek için odalarından çıkmaya korkuyorlardı. Her şeye sinir oluyordu: terliklerini sürüyerek yürümelerine, çay içişlerine, yemek yeme şekillerine…

O evde onlara ihtiyaç duyan tek kişi torunları Can’dı.

Yakışıklı, genç bir delikanlıydı ama dedesiyle ninesini deli gibi seviyordu. Annesi yanında sesini yükselttiğinde hemen tepki gösteriyordu.

Ama oğulları Serkan, ya karısından korkuyordu ya da umursamıyordu, hiçbir zaman anne babasını savunmuyordu.

Can, akşam yemeklerini dedesi ve ninesiyle yerdi. Ama evde pek olmuyordu. Staj yapıyordu ve iş yerine yakın olmak için yurtta kalıyordu. Sadece hafta sonları geliyordu.

Yaşlı çift, torunlarını dört gözle bekliyordu. Onun gelişi bir bayram havası yaratıyordu. Yılbaşı yaklaşmıştı. Can, sabah erkenden gelip herkese yeni yılını kutladı.

Dedesinin odasına girdi.

Her birine sıcak, güzel çoraplar ve eldivenler getirmişti. Hep üşüdüklerini biliyordu, onları mutlu etmek istemişti. Dedeye düz eldivenler, ninesine ise nakışlı olanları vermişti.

Meryem Hanım, eldivenleri yüzüne bastırıp ağlamaya başladı.

“Nine, ne oldu? Beğenmedin mi?”

“Yok canım, dünyanın en güzelleri. Hayatımda bu kadar değerli bir şey görmedim.”

Torununu kucaklayıp öptü. Can da ninesinin ellerini öpmeye başladı. Çocukluğundan beri bunu yapardı. Ninesinin elleri hep güzel kokardı: Bazen elmalar, bazen hamur… Ama en çok sevgi ve sıcaklık kokardı.

“Pekâlâ, sevgililerim, üç gün bensiz idare edin. Arkadaşlarımla biraz dinlenip sonra eve döneceğim.”

“Git tatlım, biz bekleriz,” dedi nine.

Can çantasını toplayıp herkese veda etti ve çıktı. Yaşlı çift odalarına döndü.

Bir saat sonra Selma’nın kocasına bağırdığını duydular. Misafirler gelecekti, evde yaşlılar vardı. Onları bir yere yollamalıydı. İnsanların önünde rahat edemiyorlardı.

Üstelik misafirleri nereye yatıracaklardı? Serkan bir şeyler söylemeye çalıştı ama Selma dinlemiyordu bile.

Yaşlılar fare gibi sessizce oturuyor, mutfağa bile gidemiyorlardı. Vedat Bey, sakladığı gofretleri çıkardı, Meryem Hanım’la paylaştı.

Pencerenin yanına oturup sessizce yediler. Konuşmaya bile korkuyorlardı. Meryem Hanım’ın gözlerinde yaşlar parlıyordu. Kimsenin sizi istemediği bir duruma düşmek ne acıydı…

Hava kararmaya başladı. Odaya Serkan girdi.

“Durum şu, birazdan misafirler gelecek, sizin de bir yere gitmeniz gerekiyor. Anlarsınız ya, siz varken hiçbir kutlama olmaz.”

“Oğlum, peki nereye gideceğiz? Burada tanıdığımız kimse yok.”

“Ne bileyim ben, köyde komşu kadın bir ara çağırmıştı sizi, gidin işte.”

“Nereye gideceğiz? Otobüs kalkmıştır, garı da bilmiyoruz. Hem o kadın yaşıyor mu ki?”

“Bilmem, kısaca Selma bir saatinizi verdi, hazırlanın.”

Serkan çıktı. Vedat ve Meryem birbirlerine baktılar. Ağlamamak için kendilerini zor tuttular. Toplanmaya başladılar, torunun hediyeleri işe yaradı.

Üstlerini kalın giydiler. Sessizce evden çıktılar. Dışarıda hava iyice kararmıştı. İnsanlar koşturuyor, işlerine yetişmeye çalışıyorlardı.

Meryem Hanım, kocasının koluna girdi ve parka doğru yürüdüler. Yolda küçük bir kafeye uğradılar. Çay ve tost söylediler, çünkü bütün gün bir şey yememişlerdi.

Neredeyse bir saat kafede oturdular. Dışarı çıkmak istemiyorlardı. Rüzgâr esiyor, kar yağıyordu. Geceyle birlikte soğuk iyice arttı. Parkta küçük bir köşk vardı. Çift oraya sığındı.

En azından bir çatı altındaydılar. Birbirlerine sokularak oturdular. Meryem Hanım, eldivenlerini inceliyordu. Vedat Bey eşine baktı ve:

“Torunumuzun kalbi temiz, en azından anne babasının katı kalpleri ona geçmemiş,” dedi.

“Evet, ona dayanacağımıza söz vermiştik, başaramadık,” diye iç çekti nine.

Zaman geçiyor, kar dinmiyordu. Evlerdeki ağaçlar ışıl ışıldı. Birçok insan yılbaşı sofralarındaydı. Aniden ayaklarının dibinde bir köpek belirdi.

Şirin mi şirin bir spanyeldi. Havlamaya başladı. Nine’nin dizlerine çıktı. Meryem Hanım gülümsedi, köpeği okşadı.

“Yavrum, sen burada ne yapıyorsun? Kayıp mısın?”

Uzaktan bir kadın sesi duyuldu:

“Lord, buraya gel! Eve gitme zamanı. Nerdesin yavrum?”

Köpeğin havladığını duydu.

“Lord! Lord! Geliyorum, ne oldu?”

Genç kadın köşke geldi. Köpeği yaşlı kadının dizlerindeydi. Yaşlı çifte bakınca Defne, uzun süredir orada olduklarını anladı.

“Affedersiniz, Lord çok iyidir, kimseye zarar vermez. Pardon ama siz burada uzun süredir mi otur

Rate article
Lifequest
İş şu ki, yakında misafirler gelecek ve sizin bir yerlere gitmeniz gerekiyor.