Her gün torunumun okuluna gidiyorum: Bir dedenin sevgi dolu rutini.

Her sabah torunumun okuluna gidiyorum. Ne öğretmenim ne bekçisadece bastonu ve evde duramayan bir kalbi olan bir dedeyim. Adım Mehmet, bunu Eren için yapıyorumtorunum, gururum, ışığım.

Onu ilk kez yalnız gördüğümde, okul bahçesindeki çınar ağacının altında oturuyordu. Diğer çocuklar koşuyor, gülüyor, top oynuyordu. O ise ellerini dizlerinin üstüne koymuş, uzaklara bakıyordusanki bu dünyaya ait olmak istiyor ama nasıl yapacağını bilmiyordu.

O akşam eve giderken sordum:
“Neden diğerleriyle oynamıyorsun?”
Omuzlarını silkti.
“İstemiyorlar dede. Yavaş olduğumu, kuralları anlamadığımı söylüyorlar.”

O gece uyuyamadım.

Ertesi gün müdire Hanımın yanına gittim.
“Hanımefendi, özel bir izin istiyorum. Teneffüslerde Erenle birlikte olmak istiyorum.”
Şefkatle baktı.
“Mehmet Bey, endişenizi anlıyorum ama”
“Ama yok. Bu çocuk benim her şeyim. Eğer kendini dışlanmış hissediyorsa, ona bir yer açacağım.”

O günden sonra her sabah saat on buçukta okulun mavi kapısından içeri adım attım. Başta çocuklar bana şaşkın şaşkın baktı. Şapkalı, bastonlu bir dede, onların oyunlarının ortasında. Eren utanıyordu:
“Dede, gelmek zorunda değilsin.”
“Ne utanacak şey var? Seni seven bir deden mi var?”

Yavaş yavaş başladık. Eski bir domino seti getirdim. Sonra dama. Kuralları bilerek bozduğumda kahkahalar atıyordu.

Bir gün küçük bir çocuk yanımıza geldi:
“Ne oynuyorsunuz?”
“Dama,” dedim. “Bizimle oynamak ister misin?”

Adı Emirdi. Altı yaşındaydı, gülüşünde iki dişi eksikti. Eren ona kuralları sabırla anlattı. Ertesi gün Emir, bu kez arkadaşı Elifle geldi. Zamanla bizim bank bir neşe ve dostluk köşesine dönüştü. Bir ip getirdim, küçük yarışlar düzenledik. Eren hızlı zıplayamıyordu, diğer çocuklar ona yetişmek için yavaşladı.

“Hadi Eren, başarabilirsin!” diye tezahürat yaptı Elif.
“Beş atlama! Rekor kırdın!” diye bağırdı Emir.

Ben ise onları izliyor, kalbim minnettarlıkla doluyordu.

Bir öğlen, beden eğitimi öğretmeni yanıma geldi:
“Mehmet Bey, yaptığınız harika bir şey.”
“Özel bir şey yapmıyorum,” dedim. “Sadece torununu seven bir dedeyim.”
Gülümsedi:
“Hayır, onlara unuttuğumuz bir şeyi öğretiyorsunuz: Herkesin, hızı ne olursa olsun, bir yeri hak ettiğini.”

Üç ay geçti. Hâlâ geliyorum. Ama artık yalnız olduğu için değil. Artık sekiz dokuz çocuk beni bekliyor, bahçeye adımımı atar atmaz “Dede Mehmet!” diye koşuyorlar. Çünkü Erenin onu davet eden, koruyan, anlayan arkadaşları var.

Bu sabah saklambaç oynarken bana sıkıca sarıldı:
“Teşekkür ederim dede.”
“Ne için evlat?”
“Beni yalnız bırakmadığın için. Farklı olmanın normal olduğunu gösterdiğin için.”

Diz çöküp gözlerine baktım:
“Eren, sen bana sevginin yorulmadığını, fark yaratmanın asla geç olmadığını ve gerçek cesaretin, ihtiyacı olan birinin yanında durmak olduğunu öğrettin.”

Zil çaldı, çocuklar sınıflara döndü. Eren artık başı öne eğik yürümüyor.

Yarın yine geleceğim. Sonraki gün de. Çünkü dede olmak sadece gözetmek değildirköprüler kurmak ve bu dünyaya hatırlatmaktır: Hayatın bahçesinde kimse, asla kimse, yalnız kalmamalı.

Rate article
Lifequest
Her gün torunumun okuluna gidiyorum: Bir dedenin sevgi dolu rutini.