Bir daha yemeğime çöp dersen, sokakta kalırsın!” diye çıkıştı Yana kaynanasına

Bir daha yemeğime çöp dersen, sokakta karnını doyurursun! dedi Ayşe kaynanasına.

Ayşe saate baktı, akşamın yedisiydi. Eşi Serhat işten yarım saat sonra gelecekti, ama Fatma Hanım şimdiden salonda oturmuş, dergi karıştırıyor ve ara sıra mutfağa doğru hoşnutsuz bakışlar fırlatıyordu. Sonbaharın alacakaranlığı İstanbulun üzerine çökmüş, evin içi iyice serinlemişti.

Ayşe ocağı yaktı ve tavayı koydu. Bugün tavuk köfte, bulgur pilavı ve taze sebzelerden salata yapmıştıözel bir şey değil, ama doyurucu ve lezzetli. Beş yıllık evliliğinde, güzellik salonundaki yoğun iş temposuna rağmen hızlı ve pratik yemek yapmayı öğrenmişti.

Yine bir şeyler mi kızartıyorsun? diye seslendi salondan Fatma Hanım. Bütün ev kokuyor!

Ayşe sessizce köfteleri çevirdi. Fatma Hanım altı ay önce, kenar mahalledeki tek odalı dairesini satıp onlara taşınmıştı. Resmi sebep, mortgage kredisine yardımcı olmaktı, ama gerçekte kaynanası tek kuruş vermemiş, parayla kendine yeni mobilyalar ve bir kaplıca tatili almıştı.

Kapı anahtarı çalındı, Serhat içeri girdi. Fabrikada mühendis olarak çalışıyor, her gün yorgun ama genelde neşeli dönerdi.

Merhaba canım, diyerek Ayşeyi yanağından öptü. Nasılsın? Güzel kokuyor.

Akşam yemeği hazır, dedi Ayşe gülümseyerek. Git yıkan, sofrayı hazırlıyorum.

Serhat banyoya gitti, Fatma Hanım ise mutfağa girdi. Kaynana iri yapılı, kısa saçlı, ne düşünüyorsa dobra dobra söyleyen bir kadındı.

Serhatın düzgün yemek yemesi lazım, bu ıvır zıvırla değil! diyerek tavaya burun kıvırdı. Adam bütün gün çalışıyor, sen ona ne yediriyorsun?

Ayşe tabakları sofraya dizdi. Peçeteler, çatal bıçaklar, ekmek. Her zamanki gibi. Kaynanasıyla altı aydır aynı evi paylaşırken bu tür laflara alışmıştı artık.

Anne, ne diyorsun? diye karşı çıktı Serhat, banyodan çıkıp sofraya oturdu. Ayşe çok güzel yemek yapar.

Sen öyle sanıyorsun, çünkü gerçek bir ev kadınının nasıl yemek yapması gerektiğini bilmiyorsun, dedi Fatma Hanım yerine otururken. Benim kaynanam, Allah rahmet eylesin, bir çorbayla on kişiyi doyururdu. Bu ise

Ayşe köfteleri ve bulguru getirdi. Serhat çatalını aldı, bir lokma tattı.

Çok lezzetli, teşekkürler.

Fatma Hanım tabağını süzdü, küçük bir parça köfte kesti, çiğnedi ve yüzünü buruşturdu.

Bu ne çöp böyle!

Sözleri havada asılı kaldı. Ayşe salata kasesiyle donakaldı, gözlerini kaynanasına dikmişti. Kaşları çatılmış, bakışları keskinleşmişti. Fatma Hanım ise çiğnemeye devam ediyor, gelininin tepkisine aldırmıyordu.

Serhat çatalını bıraktı, şaşkın şaşkın karısına, sonra annesine baktı. Ev o kadar sessizdi ki duvardaki saatin tik takları duyuluyordu.

Ayşe yavaşça salata kasesini masaya koydu. Kalktı, kendi ve Serhatın tabağını aldı, yemeğe bile dokunmadan lavaboya götürdü. Sonra dönüp salatayı ve ekmeği de topladı.

Ayşe, ne yapıyorsun? diye durdurmaya çalıştı Serhat. Ben daha yemedim.

Yarın yersin, dedi Ayşe sofrayı toplamaya devam ederek. Mutfak kapandı.

Fatma Hanım kaşlarını kaldırıp gülümsedi:

Ne çocukluk bu! Bir laf için tiyatro yapıyor.

Ayşe kaynanasına döndü. Sesi sakindi, ama çelik gibi sertti:

Bir daha yemeğime çöp dersen, sokakta karnını doyurursun.

Bırak artık! diye elini salladı Fatma Hanım. Ne kadar hassassın!

Ayşe cevap vermedi. Sessizce bulaşıkları yıkadı, ellerini kuruladı ve yatak odasına geçti. Serhat boş sofrada otururken, Fatma Hanım çayını yudumluyor ve “şımarık gençlik” diye mırıldanıyordu.

Yatak odasında Ayşe pencereden dışarı baktı. Sokak lambaları yanıyor, ince bir sonbahar yağmuru düşüyordu. Beş yıl önce Serhatla evlenirken hayatını çok farklı hayal etmişti. O zamanlar Fatma Hanım sadece biraz d

Rate article
Lifequest
Bir daha yemeğime çöp dersen, sokakta kalırsın!” diye çıkıştı Yana kaynanasına