Levent, Hâlâ Hayattayım: Deniz Kıyısında Bir Aşk ve Umut Hikayesi

Ali, şu güzelliğe bir bak! diye haykırdı Aylin, bronzlaşmış teni ve enerji dolu gözleriyle. Kollarını açmış, uçsuz bucaksız denizi kucaklıyor gibiydi. Güneşin altında hafifçe açılmış kestane rengi bukleleri rüzgârda dalgalanıyordu. Söylemiştim sana, bu ay hayatımızın en güzel ayı olacak!

Ali, bembeyaz kumun üzerinde durmuş, hasır şapkasını düzeltip gülümsedi. Dışarıdan sakin görünse de içi endişeyle doluydu. Kaybettikleri mutluluğu geri kazanmak için belki de son şansları olduğu düşüncesi onu rahatsız ediyordu.

Evet, Aylin, bu ay en güzelimiz olacak, dedi, sesini hafif tutmaya çalışarak. Her zaman haklı çıkmayı bilirsin sen.

Ama doktorun iki ay önce söyledikleri hâlâ aklındaydı: “Kanser, son evre, iki-üç ay.” Ve işte buraya, deniz kıyısına gelmişlerdi çünkü Aylin pes etmek yerine yaşamaya karar vermişti.

Hadi yüzelim mi? Gözleri ışıl ışıl parlıyordu, elini tuttu. Üzülme Ali! Hatırlıyor musun, gençken büyükannemin köyündeki nehre atlardık? O zaman donunu akıntıya kaptırmaktan korkuyordun!

Ali güldü ve bir anlığına acı geri çekildi. Aylin onu hep böyle çeker, hüznün pençesinden kurtarırdı.

Korkmuyordum, sadece tedbirliydim, şakayla karışık cevap verdi. Tamam, hadi koşalım, ama bir köpekbalığı beni yerse bil ki senin yüzünden!

İki delikanlı gibi kahkahalar atarak suya doğru ilerlediler. Aylin dalgalarla oynarken, Ali ona bakakaldı, nefesini tutmuştu. Kalbi sevgi ve acıyla doluydu. O kadar güzeldi ki, onu her şeyden çok seviyordu. Kaybetmek düşüncesi dayanılmazdı.

“Aşk, zaman bize karşı gibi görünse bile umudu korumak için güç verir.”

Onların hikâyesi, lise yıllarında küçük bir taşra kasabasında başlamıştı. Aylin, okula bir kuyruklu yıldız gibi düşmüştü yeni gelen, ışıltılı gülümsemesi ve en katı kalpleri bile eritebilecek uzun kestane saçlarıyla.

Komşu şehirden taşınmıştı ve hemen herkesin ilgisini çekmişti. Ali, uzun boylu ve biraz sakar, elinde kitaplarla dolaşan biri olarak onun kendisine ilgi göstereceğine inanmıyordu. Ama bir gün, okul dansında, onu yavaş bir şarkıya davet etmeye cesaret etti.

Sen biraz farklısın, dedi, gözlerinin içine bakarak. Diğerlerinden daha iyi görünmeye çalışmıyorsun.

Peki ya ayaklarına basacağımdan korkmuyor musun? diye gülümseyerek sordu. Aylin’in kahkahası yankılandı ve o geceden sonra yakın arkadaş oldular.

Liseden sonra Ali mühendislik okumak için Ankaraya, Aylin ise edebiyat fakültesi için İstanbula gitti. Uzun mektuplar yazıyor, tatillerde bir araya geliyorlardı. Ayrılık, duygularını daha da güçlendirdi. Yirmi iki yaşına geldiklerinde, henüz diplomalarını almışken evlendiler. Düğünleri sadeydi, yerel kültür merkezinde plastik çiçeklerle süslenmiş bir salonda yapıldı. Arka planda Sezen Aksu şarkıları çalıyordu. Mutluluk kalplerini doldurmuştu, etraflarındaki küçük şeyleri umursamıyorlardı.

Ama sonra sıradan, bazen zorlu hayat başladı. Küçük bir ev kiraladılar, durmaksızın çalıştılar, kendi evlerinin ve bir kafenin hayalini kurdular. Yorgunluk ve günlük sıkıntılar tartışmalara yol açtı.

Önemsiz şeyler yüzünden küçük kavgalar çıkıyordu: Bulaşıkları kim yıkamamıştı, faturaları kim unutmuştu. Bir gün, öfkeyle kapıyı çarparak, Ali bağırdı:

Belki de ayrılsak daha iyi olur?

Aylin sessizce koltuva oturdu, cevap vermedi. Sonra yavaşça konuştu:

Ali, seni kaybetmeye dayanamam. Hadi farklı yaşamayı deneyelim.

Haftada bir günü sadece birbirlerine ayırdılar. İş yok, telefon yok, öfke yok. Gezdiler, balkonda çay içtiler, gençliklerini hatırladılar. Aşkları, kış uykusundan uyanan bir çiçek gibi yeniden canlandı.

Beş yıl sonra bahçeli bir ev aldılar ve bir kafe açtılar. Kısa süre sonra ikiz kızları oldu Elif ve Zeynep, evi neşe ve kaosla doldurdular. Aylin mükemmel bir anneydi şefkatli, sabırlı ve her gece masal anlatan. Ali sık sık düşünürdü: “Ne kadar şanslıyım.”

Ama zaman geçti. Kızlar büyüdü ve okumak için başka şehirlere gitti, evi boş bıraktılar. Yalnızlıklarını unutmak için yeniden işe daldılar. İkinci bir kafe açtılar, geceler boyu dinlenmeden çalıştılar. Sonra, bir gün, işin ortasında Aylin solgunlaştı ve yere yığıldı.

Aylin! Aylin, kendine gel! Ali onu sarsıyordu, ta ki ambulans gelene kadar. Hastanede teşhis aşırı yorgunluktu, ama Aylin elinin tersiyle itti: “Sadece yoruldum Ali. Her şey iyi olacak.”

Ertesi gün yine bayıldı. Doktor, gözlerini kaldırmadan korkunç haberi verdi: kanser, ameliyat edilemez, iki ay.

Eve döndüklerinde Aylin sakin bir şekilde itiraf etti:

Ali, kızları çağırma. Beni böyle görmelerini istemiyorum. Deniz kenarına gitmek istiyorum. Hatırlıyor musun, hep hayal ederdik. Kumda uzanıp kokteyl içmek, yıldızların altında dans etmek. Hadi şimdi yapalım.

İtiraz etmek istedi ama yapamadı. Eğer bu onun son arzusuysa, bunu gerç

Rate article
Lifequest
Levent, Hâlâ Hayattayım: Deniz Kıyısında Bir Aşk ve Umut Hikayesi