İki Yıl Geçti: Kızım Hayatımdan Kayboldu, Ben Artık Neredeyse 70 Yaşındayım…

30 Aralık, 2025

İki yıl geçti; kızımdan bir satır bile duymadım. Neredeyse yetmişe yaklaşıyorum ve hâlâ ona bir haber bulamıyorum

Komşum, Gülseren Yılmazı bütün apartman tanır. 68 yaşında, yalnız yaşıyor. Ara sıra ona çay ikramına bir şey getiririm; sadece nazik bir jest olarak. Gülseren, iyi kalpli, kibirli bir kadın, her daim gülümser, merhum eşini anarken eski seyahatlerinden bahseder. Ancak ailesinden pek söz etmez. Geçen bayramlarda ona bir ikram getirdiğimde, birden gerçeği anlatmaya karar verdi. O an kalbimin sıkıştığı bir hikâyeyi ilk kez duydum.

İçeri girdiğimde Gülseren pek iyi bir ruh halinde değildi. Genelde neşeli olan bu kadın, o akşam sessizce bir noktaya bakıyordu. Sormaya çekindim, çayı doldurdum, bir fincan bisküvi koydum ve yanına oturdum. Uzun uzun sessiz kaldı, sanki içindeki fırtınayla mücadele ediyordu. Sonunda derin bir nefes aldı:

İki yıl Ne telefon, ne mektup. Aramaya çalıştım, numara artık yok. Adresini de bilmiyorum

Bir an gözlerimin önünde yıllar su gibi geçti. Gülseren, sanki bir damla su birikmiş gibi, konuşmaya başladı.

Biz mutlu bir aileydik. Veyselle gençken evlendik, çocuk sahibi olmaya acele etmedik; önce sadece birbirimizle vakit geçirmek istedik. Onun işi seyahat etmeye izin veriyordu. Çok gülüyor, evi birlikte kuruyorduk. Veysel kendi elleriyle bize bir yuva yaptı; Ankaranın merkezinde üç odalı geniş bir daire. Hayalinin ötesinde bir yerdi.

Kızım Çiğdem doğduğunda Veysel adeta bir çiçek gibi canlandı. Onu kucağına alır, masallar okur, her dakikasını ona adardı. Ben onları izlerken düşündüm: Artık başka bir şey istemiyorum. Fakat on yıl önce Veysel hastalandı, uzun süren bir mücadele sonunda hayata veda etti. Bütün birikimlerimizi tedaviye harcadık; ardından bir sessizlik, bir boşluk… Kalbimiz sökülmüş gibi hissetti.

Babam vefat ettikten sonra Çiğdem uzaklaşmaya başladı. Kendi dairesini kiraladı, ayrı bir hayat kurdu. Ben ona bir şey söylemedim; yetişkin bir kadın, kendi yolunu çizebilsin. Ziyaret eder, sohbet ederdik; her şey normal görünüyordu. Ama iki yıl önce geldi ve doğrudan söyledi: mortgage alıp bir ev almak istiyorum.

Derin bir iç çekişle dürüstçe yanıtladım: Yardım edemem. Veyselle biriktirdiklerimiz bir deyişik kalmadı; hepsi tedaviye gitti. Emekli maaşım sadece aidat ve ilaçlara yetecek kadar. Çiğdem bir öneride bulundu: daireyi satalım, ben şehir dışı bir tek odalı daire alayım, kalan para da size ilk peşinat olarak kalsın.

Üzerinden geçemedim. Bu sadece para meselesi değil, bir hatıra meselesiydi. Bu duvarlar, her köşe, Veyselin elleriyle şekillendi. Bütün hayatım burada saklı. Nasıl vazgeçebilirim? Çiğdem bağırdı, Baba her şeyi senin için yaptı, daire yine bana kalacak, sen bencil! diye. Ben sadece, bir gün geri gelip bizi hatırlamasını istediğimi anlatmaya çalıştım Ama o duymadı.

Kapıyı çarparak çıktı gitti. O günden beri sessizlik hâkim. Ne telefon, ne de tebrik; bir gün komşumdan duyduğum şey, Çiğdemin sonunda mortgage aldığı ve iki işte çalıştığı; hiç dinlenmeye vakti olmadığı. Ailesi de yok, çocuğu da yok. Arkadaşı bile altı aydır ona rastlamamış.

Ben ise bekliyorum. Her gün telefonuma bakıyorum, umutla Ama o suskun. Numarayı değiştirmiş gibi görünüyor. Belki de beni görmek istemiyor. Beni ihanet ettiğini düşünüyor. Yetmiş yaşına yaklaşırken ne kadar daha bu dairede oturacağımı, ne kadar daha pencereden dışarı bakıp bekleyeceğimi bilmiyorum. Çiğdemi bir şekilde kıran neydi, bir türlü anlayamıyorum.

Rate article
Lifequest
İki Yıl Geçti: Kızım Hayatımdan Kayboldu, Ben Artık Neredeyse 70 Yaşındayım…