Kalpten Geleni Paylaşmak

Dinle, Lale Anne yeni bir tencere getirdi, Ali mutfağa göz attı, başını kaşıdı. Alman paslanmaz çelik, çok iyiymiş.
Tahmin et, şimdi ona bir şeyler borçluyuz, değil mi? Elif salata doğramaya devam ederken dönmedi.
Şey evet, diye boğazını temizledi.
Bir de kapağın üzerine bir fiş yapıştırsa, unutmayız diye, diye alay etti Elif. Hediyelerini de aynı anda sıkıştırıyor
O, eski tenceremizin rahatsız olduğunu söylüyor
Ali, sen biliyor musun, evimizde on tane tencere var, hepsi sağlam.
Ali sustu, kapının önünde ayakta durdu, derin bir nefes aldı ve odasına gitti. Bu, gönülden yapılan ilk yardım değildi. İlk başta havlular, sonra bardaklar, banyo perdeleri, çamaşır sepeti Hepsi gönülden. Sonra ise faturalar ve emekli maaşı esnek değil diyerek şikayetler geldi.

Rukiye Hanım, Alinin annesi, aileye yeni katılmıştı. Öncesinde başka bir şehirde yaşıyordu ve torununu sadece mesajlardaki fotoğraflarla tanıyordu. Can doğduğunda bir kez telefon etti, adını sordu ve kayboldu. Elif o anda düşündü: Olur da, kayınvalida yerine kulağımın arkasına konuşan bir anneyle daha iyi olur.

Geçen yaz her şey değişti. Rukiye, binadan düşüp kalçasını kırdı. Ameliyat sonrası tek başına evde kaldığında başa çıkamayacağını anladı. Yakın akrabası da yoktu; Ali onu evine almaya karar verdi.
Birkaç hafta, ayakta durana kadar kalacak. Belki iki hafta, bir ay bile olur.

Ay iki aya uzandı. Rukiye yavaş ama kararlı bir şekilde yerleşti: oturma odasındaki kanepede uyudu, telefonla dostlarıyla sohbet etti, televizyonu yüksek sesle izledi. Ve yavaşça tavsiyeler vermeye başladı. Nezaketle ama bir baskıyla.
Çöp kutusunun kapağı neden bu kadar küçük? diye sordu. Yatak odasındaki perdeler hiç değişti mi? Rengi çok soluk. Salon duvar kağıdını da değiştirmen lazım!
Ardından büyük alışveriş listesi belirdi: çok fonksiyonlu pirinç pişirici, ütü, tava. Rukiye hiçbir şey söylemeden bir kutu daha getirdi. Sorun şu ki, her birini şöyle ekliyordu:
Kullanıma girebilirsen geri ödeyin. Ben yabancı değilim, bekliyorum. Bu sizin rahatınız için.
Onların iyi niyetli hediyeleri ve fatura takibi, Rukiye bir başka kiralık daireye taşındığında bile durmadı. Mahallenin diğer yakasında.
Ali, çok fonksiyonlu pirinç pişiricinin parasını iade ettin mi? diye Elif aynı akşam sordu.
Evet, parçalar halinde.
Ütününkünü?

Bu krem sadece birkaç kuruş, ama bir haftada ayağa kalkıyor!
Neredeyse. Bin lira kaldı.
Elif başını sarsarak sessizce kabul etti. Kayınvalidayla tartışacak enerjisi kalmamıştı; işi, evi, okula hazırlanması gereken oğlunu düşünmesi yetiyordu. Tüm konuşmalar Ali üzerinden geçiyordu ve hep aynı noktada bitiyordu.
Ali sert olmaya çalıştı, tartıştı. Ama Rukiye aniden kan basıncının yüksek olduğunu, ilaçların pahalı olduğunu, emekli maaşının düşük olduğunu hatırlatınca pes etti.
Ne söylemem gerekiyordu? diye savundu. Anne iyi niyetli, bizim için en iyisini yapıyor diye düşünüyor.
İyi niyetli değil, Ali. Bizi baskı altına alıyor. Ama o da tatlı bir gülümsemeyle.
Ali suskun kaldı; Elifin haklı olduğunu biliyordu. İçinde alışkanlıkla mantık savaşıyordu; anneyi üzmek korkusu hâlâ tüylerindeydi.
En korkunç olan ise, Elifin eşi davranışını izlerken oğluna bakmasıydı: Bunu görecek, ne çıkaracak? Büyükler bize önemli gibi davranınca susmamı mı öğrenir? İstediği gibi yardım ettikleri için teşekkür mi etmeliyiz? O an anladı ki, bir daha böyle devam edemez. Sadece tencere ya da para meselesi değildi; çocuğun büyüdüğünde bakımın saygı olmadan bir iyilik olmadığını anlaması gerekiyordu.
Uygun bir fırsat ortaya çıktı; ama bedeli neydi?

Can, yürüyüşten eve sessiz bir şekilde döndü. Arkasında Rukiye Hanım, gündüz ışığı gibi parlıyordu. Bir elinde iki poşet, diğer elinde ise dolu bir çanta.
İşte böyle Peyi okula hazırladık! diye ilan etti kapıdan. Başkalarından geride kalmayacak!
Elif bir an donakaldı. Dün tüm mağazaları dolaşmış, Canla birlikte kırtasiye, çanta ve Batman temalı defterleri seçmişlerdi.
Ne aldınız ki? diye çektik bir nefesle sordu.
İki üniforma, büyümeye hazır, ekstra. Kalın bir ceket. Pahalı ama sıcak tutuyor. Beyaz ayakkabılar, indirimli deri botlar. Küçük şeyler de var! Kırmızı ya da mavi bir kalemi olan bir kalem kutusu, Canın sevdiği renk.
Can gözlerini aşağı çekti; yüzü neşeli değildi. Rukiye, göğsünü kabarık tutarak daha sonra ararım ve tutarı konuşuruz dedi ve ayrıldı. Elif hemen Canı mutfağa çağırdı, konuşmak istedi.
Can, hepsini sen mi seçtin?
Hayır çocuk taburesinde gergin bir şekilde kıpırdandı. Anne daha iyi bilir dedi. Kalemi Süpermenle aldık. Sevmediğimi söyleyince elini salladı. Ve ayakkabılar çok sıkıyor.
O zaman neden aldınız?
Büyük anne uzatacak dedi.
Neden aramadın? Neden hiç söylemedin?
Bilmiyorum. Kimse sormadı diye cevapladı ve sustu.
Can suçluluk duyarak başını eğdi. Sözleri aile bütçesinin çarpması ve kayınvalidanın kabalığından daha ağır bir yara açtı. Görünüşe göre o, sessiz kalmanın daha kolay olduğunu, istenmeyen bir teşekküryi vermenin daha az sancı verici olduğunu anladı.
Şimdi Elif de aynı şekilde çekiliyor, kötü örnek bulaşıcı oluyor.
Akşam telefon çaldı.
Hadi, herkes paylaşırsın, neşeyle duyurdu Rukiye. Giysi, çanta, ayakkabı, kırtasiye; yirmi bin lira. Belki biraz daha. Ceket faturası ayrı gönderirim.
Elif bağırmak istedi ama tutundu.
Rukiye Hanım, bizimle ya da en azından torunumuzla danışmadınız mı? Biz zaten her şeyi sizden önce aldık. Batman kalemi Canın seçtiği. Ayakkabılar da hiç sıkmıyor.
Evet, tabi. İyilik yaptım, şimdi yüzüme tükürüyor musunuz? Beni günah keçisi yapmaya çalışıyorsunuz? Ben torunun ne istediğini en iyi bilirim! Kimi okula götürecek? Ben! Onu yetiştirecek ben! Ah, nankörler!
Rukiye telefonu kapattı. Elif bir nefes verdi, ama gerginliği hâlâ omuzlarında sıkıyordu.
Yarın ona gideceğim, dedi Ali, durumu tartışırken. Konuşurum. Çok umut etmeyin.
Gerçekten gitti, ama birkaç saat içinde omuz silkti.
Girişte konuşmadık. Biz ondan faydalandık dedi. O çabalıyor, biz ise böyle.
Ne cevap verdin? sessizce sordu Elif.
Şey doğru, sen haklıydın. Ben de çocukken böyle bir şey gördüm. Başkalarının hayatına karışmak olmaz.
Elifin bakışı ısındı. Kocası uzun duygusal cümleler olmadan da onun yanında olduğunu anladı. Artık iki kişi olarak bu durum değişecekti. Belki mükemmel olmayacaktı, ama suçlayıcı bir vicdan olmadan daha iyi bir başlangıçtı.
Bir hafta sessizlik hâkim oldu. Rukiye aramadı, gelmedi, ücretli sürpriz hatırlatmadı. Aile içinde görünmez bir gerginlik kaynağı kaybolmuş gibi hissetti. Elif artık her kapı çalınışında ya da mesaj sesinde sıkışmıyordu.
Okul hediyelerinin yarısını satmaya karar verdiler. Bir kısmını Sahibindende ilan etti: çanta, bir kısmı kırtasiye, bir üniforma. Diğerleri tanıdıklara gitti. Elifin kız kardeşi bir ceket alıp yeğenine verdi. Geriye sadece ışıl ışıl bir yeni ürün etiketi yapışık bir bot kalmıştı; kutu salon köşesinde hâlâ bir poşette duruyordu, kimse dokunmak istemiyordu, sanki içinde bir ağırlık taşıyormuş gibi.
Her şey yoluna girerdi, eğer bir gün Can odasından telefonla çıkmazsa.
Büyükanne bana mesaj attı, dedi, yüzünde gergin bir ifade, dudakları büzülmüş, kaşları sıkılmış bir şekilde. Sana bir hediye var, bir robot seti.
Elif telefonu aldı, fotoğrafta parlak bir robot seti vardı; Canın hayalini kurduğu şeydi. Kendileri alacaklardı ama fiyatı çok yüksekti, bu yüzden büyük günlere saklamışlardı. Rukiyenin kredileri de ödenmemişti.
Başka bir şey yazdı mı? diye sordu anne, kollarını göğüsünde çaprazlayarak.
Evet. Beni bekliyor, gelmemi istiyor, ama ben gelmezsem üzülür. dedi.
Ali, Elifin arkasında durarak iç çekti. Oğlunun sesinde ne sevinç ne de heyecan vardı; yalnızca içsel bir çatışma vardı.
Gidip gelmek ister misin? diye sordu.
Pek de istemiyorum Can başını eğdi. Ama büyükanne üzülür. Teşekkür eder misin? diye soracak mıyım? İstemiyorum.
Elif çocuğun yanına oturdu, yavaşça ve nazikçe konuştu.
Küçük tavşanım, sevgiyle verilen şeyleri teşekkürle karşılamak gerekir; karşılık beklemek değil. Şartlı bir hediye bir hediye değil, bir takas ya da tuzak.
Ali yanına oturdu.
Dinle Can. Kimseye borçlu değilsin. Yetişkinlere, büyük anneye bile. Eğer bir şey seni rahatsız ediyorsa, bize söyle. Biz her zaman yanındayız.
O zaman istemiyorum. Büyükanne üzülür, ama ben istemiyorum, diye sessizce yanıtladı.
Aliye bakarken sesi sakin, kararlıydı; gözlerinde bir anlık hüzün parladı. Kendi gençliğindeki o çocuğa, iyi niyet ile manipülasyon arasındaki farkı bir kez daha anlatıyormuş gibi hissetti.
Daha akşam olduğunda Can uyurken, Ali mutfağa oturdu, dışarı baktı ve birden şöyle dedi:
Çocukken düşündüm ki, bir şey alıp hemen karşılığını beklemek normalmiş. İyilik bir borç gibi gibi. Aldın mı, o zaman sorumluluksun. İstemezsen, sen kötü bir evlat olmuş olursun. Bunu uzun süre omuzlayarak taşıdım.
Kocasına dönerek başını sarstı, gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Canın içinde bu suçluluk duygusunu taşımamasını istiyorum. Sevgi bir takas değil, aile yükümlülükleri de borç değildir.
Ertesi sabah Can yine Elife telefonla yaklaştı, burnunu kaşıyarak göz teması kuramadan.
Yazdım. Göz atar mısın? Doğru yaptım mı?
Mesajda birkaç satır vardı: Fotoğraf için teşekkür ederim, ama gelmeyeceğim. Şartlı hediyeler istemiyorum. Evde huzurluyum.
Rukiye mesajı okudu ama cevap vermedi.
Elifin kalbi gururla çarptı. Yedi yaşındaki oğul, birçok yetişkinin ömrü boyunca öğrenemediği bir şeyi anladı: bazen hayır demek bir istek değil, bir korumadır.
Tabii ki Rukiye hâlâ vardı. Sorun tek bir hamleyle çözülmedi. Ama en önemli şeyi yaptılar: oğullarını korudular ve ona, birine sevgi göstermek için bir yük altına girmemesi gerektiğini öğrettiler.

Rate article
Lifequest
Kalpten Geleni Paylaşmak