Seni Görüyorum, Saklanma! Bizim Apartmanımızda Ne Arıyorsun?” – Kedi, Üzgün Bakışlarla, Buzdan Ağırlaşmış Patilerini Kürkünden Erimiş Buzun Oluşturduğu Küçük Su Birikintisinin Kenarında Sessizce Temizliyordu.

Bir zamanlar, İstanbul’un eski bir mahallesinde, soğuk bir kış akşamıydı. “Görüyorum seni, saklanma. Bizim apartmanımızda ne işin var?” diye seslendi yaşlı kadın. Kedi, ürkek bakışlarla karşılık verirken, donmuş patilerini tüylerinden sarkan buz parçalarını silkeliyordu.

Bu tüylü sokak kedisinin ne zaman ortaya çıktığını kimse tam hatırlamıyordu. Sessizce yaşıyordu, adeta bir gölge gibi güzel ama kirli, zayıf düşmüş bir kedi. Sadece baharda belirdiğini biliyorlardı.

Bir kız, elinden geldiğince ona bakardı: soğukta bodrum kapısını aralar, eski kıyafetlerden yatak yapar, bir keresinde patisindeki yaraya yeşil merhem bile sürmüştü.

Böylece yaşadı kedi sessizce, dikkatle, neredeyse görünmeden

Bir gün, aynı kızı beyaz bir elbiseyle, saçlarında çiçeklerle apartmandan çıkarken gördü. Yakışıklı bir adamın kolundaydı. Etraflarında insanlar, kahkahalar, alkışlar Hepsi süslü arabalara binip gitti. O günden sonra kız bir daha görünmedi.

Kedi yalnız kaldı. Açlıktan geceleri çöplere dadandı karanlıkta daha sakindi ve başıboş köpekler gelmeden yiyecek bulma şansı vardı.

En önemlisi, o kötü köpeklerden kaçmaktı. Böylece hayatta kaldı Ta ki acımasız soğuklar başlayıp yeni kapıcı onu bodrumdan kovana kadar. Artık girebileceği bir yer yoktu.

Nereye gidecekti? Donmuş bir halde apartmanın merdivenlerine sığındı. Ama orada da istenmiyordu: kimisi kovalıyor, kimisi bağırarak tekme atıyordu. Kimse titreyen bu hayvanı içeri almak istemiyordu.

Umutsuzlukla, bir akşam en ucundaki beş katlı binanın merdivenlerine girdi. Artık ne korkacak ne de umut edecek gücü vardı. Önemi yoktu sadece o gece donarak ölmesin diye.

İlk fark eden, ikinci katta oturan, mahallenin saygı duyduğu sert ama adil bir kadın olan Ayşe Teyze oldu. Tam da kira faturasını kontrol ediyordu.

Kedi, birinin arkasından sızmıştı, radyatörün yanına büzüldü. Tüyleri buz tutmuş, gözlerinde yalvarış ve yorgunluk vardı.

“Görüyorum seni, saklanma. Seni buraya ne getirdi? Donmuşsun, açsın, değil mi?” diye çıkıştı Ayşe Teyze.

Kedi suçlu gibi baktı, donmuş patilerini zar zor hareket ettiriyordu.

“Peki, şimdi seninle ne yapacağım? Bekle biraz…”

O, açlığın ne demek olduğunu biliyordu. Eski günleri hatırladı. Hemen yukarı çıkıp bir kase yemek, su ve eski bir yün kazak getirdi.

“Al, ye. Zavallı şey, korkma, senden almam,” diye mırıldandı, kedinin açgözlülükle yediğini izlerken.

Kazağı yere serdi ve unutmuş gibi yukarı çıktı, faturayı bile unuttu…

Kedi, ilk kez böyle sıcak bir yerde, burasını evi, bu sert ama iyi yürekli kadını da sahibi olarak benimsedi.

Kovulmamak için sessiz ve disiplinli davrandı, tıpkı eskiden ev kedisi olduğu günlerde yaptığı gibi. Ayşe Teyze ona bir isim bile verdi Pamuk.

Ama herkes bu yeni komşuyu sevmemişti. Üçüncü kattaki Yılmazlar aşağı indi. Emin Bey, Ayşe Teyzenin önünde durdu, kediyi tiksintiyle süzdü.

“Burada bu ne? Hayvanat bahçesi mi?”

Karısı, gösterişli kürküne sarınarak burnunu tıkadı.

“Emin, bu kedinin kokusu var!”

“Atın şunu dışarı!” diye emretti adam.

Ayşe Teyze dimdik durdu:

“Neden? Kimseyi rahatsız etmiyor. Hiçbir yere gitmiyor burada kalacak.”

“Peki, hemen polisi ararım, dezenfeksiyon ekibini çağırırım. Bu ortak alan!”

“Harika. Ben de vergi denetimine haber veririm. Bakalım, bir depo sorumlusu nasıl oluyor da eksik malzemeleri her gün eve taşıyor. Komşular da şahit. Kedime dokunmayı denersen, pişman olursun.”

O günden sonra kediyi rahat bıraktılar. Hatta herkese hava atan komşu Cemal bile onu görmezden geldi.

Birkaç hafta sonra herkes alıştı. Ama Ayşe Teyze biliyordu: Pamuk için hâlâ güvenli değildi. Kedi sadece ona yaklaşıyor, evlere girmekten korkuyordu. Sanki başına bir felaket gelmiş gibi…

Ayşe Teyze onu zorlamadı. Belki bir gün kendi isteğiyle gelirdi.

Ve öyle de oldu. Ne zaman kapı açılsa, Pamuk gizlice takip ediyor, dinliyor, ama içeri girmiyordu…

Şubat ayında, kar fırtınasının ortasında, Ayşe Teyze aniden uyandı nefes alamıyordu. Acı bütün vücudunu sarmıştı, bağırmaya bile gücü yoktu. Her şey sis gibiydi…

Komşuları Pamukun çığlıkları uyandırdı. Kapıyı tırmalıyor, çılgınca miyavlıyordu.

Komşular koştu, kapıyı çaldı, cevap yoktu. Sonra üçüncü kattan Nuran Hanım geldi:

“Anahtar bende. Ayşeyle böyle anlaşmıştık…”

Kapıyı açtılar. Ambulans çağırdılar. Pamuk yerinden kımıldamıyordu yatağın altında, acı acı miyavlıyordu.

Ayşe Teyzenin akrabası yoktu. Hepsi zor günlerde kaybolmuştu. Yalnızdı…

Ama komşular hastaneye geliyor, küçük hediyeler getiriyordu. O ise her seferinde aynı şeyi söylüyordu:

“Pamukuma iyi bakın. Onu bes

Rate article
Lifequest
Seni Görüyorum, Saklanma! Bizim Apartmanımızda Ne Arıyorsun?” – Kedi, Üzgün Bakışlarla, Buzdan Ağırlaşmış Patilerini Kürkünden Erimiş Buzun Oluşturduğu Küçük Su Birikintisinin Kenarında Sessizce Temizliyordu.