İyilik hep geri döner
Leyla, çocuklara en azından bir çay verir misin! Elif, küçük kızını yanına çeker. Sabah beşi beri yoldayız.
Kuzen kardeş, dairesinin kapısında durur, geçidi kapatır. Yüzünde nazik bir kayıtsızlık maskesi vardır.
Elif, misafirlerim yakında geliyor. Siz saat birde istasyona varacak mısınız?
İki saat içinde. Tren gece dokuzda.
Benim evimde de yedinci katta insanlar gelecek. Özür dilerim, plan yapamadım.
Elifin altı yaşındaki büyük kızı Aylin, annesinin kolundan çeker:
Anne, bir dakika dışarı çıkabilir miyim?
Merve, tuvalete bir şey gidermiş miyiz?
Kardeş isteksizce bir kenara çekilir. Elif ve çocuklar ön odaya girer. Daire lüks; modern tadilat, deri mobilyalar, duvara büyük bir televizyon.
Çabuk olalım, tamam mı? Merve saatine bakarak sinirlenir.
Aylin tuvaletteyken, üç yaşındaki Zeynep bağırır:
Anne, yemek istiyorum.
Sabret, tatlım. İstasyonda bir şey alacağız.
Merve kulaklarını kapatır, duvarın öteki tarafından tavuk kızartması kokusu yayılır.
Ya Kostantan neden almadın? sorar boşluk doldurmak için.
O çalışıyor, vardiyasını değiştiremedi.
Anladım. Köyde mi oturuyorsunuz?
Hala buradayız, ev henüz boş değil.
Merve suratını buruşturur, sanki Elif bir şey söylenmiş gibi.
Tuvaletten çıkan Aylin, Elif çantalarını toplar:
Hadi gidelim. Bizi içeri aldığınız için teşekkürler.
Rica ederim. Güvenli yolculuklar.
Kapı kapanır, kilit sesi duyulur. Dışarıda soğuk bir yağmur damlatır. İstasyona otobüsle kırk dakika var. Çocuklar ıslak kalır, durakta beklerken.
Anne, neden teyze Meryem bizi beslemedi? Aylin sorar.
Meşguldü, evinde misafir var.
Peki biz misafir miyiz?
Elif ne cevaplayacağını bilemez. Bir zamanlar Merve ile kardeş gibi büyümüş, sırlarını paylaşmış iki kız kardeştir. Sonra Meryem iş adamı birine evlenmiş, başkente taşınmış ve yabancılaşmış.
İstasyonda soğuk gelir. Elif boş bir bank bulur, çocukları oturtur.
Burada oturun. Gidip treni soruyorum.
Kasada uzun bir kuyruk vardır. Elif sona girer, belgelerini çıkarır. Zeynep ağlamaya başlar; yorgun, aç. Aylin onu sakinleştirmeye çalışır, ama gözlerinden bir damla bile kaçmaz.
Kızım, siz yerel değil misiniz? yanına oturan kırk yaşındaki, yuvarlak yüzlü bir kadın sorar.
Hayır, Hakkâriden geliyoruz, eve dönüyoruz.
Çocuklar var mı?
Orada, bankta.
Kadın bakıp kaşlarını çatar:
Aman Tanrım, hiç ıslak ve ağlıyorlar! Ne oldu?
Elif gözyaşlarını tutamaz, içi burkulur:
Kuzenim evine uğradık, bir şeyler yecek diye düşündük ama Biz sabah beşi beri yemek yemiyoruz.
Kadın kararlılıkla Elifin elini tutar:
Hadi gidelim. Belge var mı? Güzel, ben bilet alırım, siz de çocukları besleyin.
Tek başıma yaparım
Tartışmayın. Benim adım Natali, demiryolu kliniklerinde çalışıyorum. Vardiyam uzun.
Natali, Elifi ve çocukları küçük ama sıcak bir hizmet odasına götürür. Çaydanlık, mikrodalga, buzdolabı vardır.
Oturun, her şeyi hallederiz.
Natali buzdolabından yemek kutuları çıkarır:
İşte çorba, dün kalmış ama lezzetli. Bulgur köftesi, ekmek. Afiyetle yiyin.
Çocuklar yiyeceklere atlar. Elif minnetten gözyaşlarını tutamaz.
Çok teşekkür ederim. Nasıl bir karşılık vereceğimi bilemiyorum
Boş konuşmayın! Çocuklarınız iki, ben de yolculukta yorgun bir annemi tanıyorum. Kuzeniniz neden yemedi?
Elif ellerini savurur:
Misafirleri var, biz engelledik.
Güzel misafirler, Natali gülümser. Allah ona iyi etsin. Siz yiyin, ben biletleri alırım.
On beş dakika sonra döner, çocuklar yemeklerini bitirir, ısınıp neşelenir.
İşte biletler, vagonun ortasındaki alt koltuklar. Tren zamanında, bir saat içinde biniş.
Ne kadar tutacak?
Hiç para değil, bu yorgun bir anneye hediye.
Natali, ben buna katlanamam
Evet, ama telefon numaralarımızı değişelim. İstanbulda olursanız arayın. Şimdi gerçek bir kardeşiniz var.
O günden beri düzenli olarak telefonlaşırlar. Natali, Elife kayıp kardeşini hatırlatan bir dost olur. Haberleri, tavsiyeleri paylaşırlar.
Bir yıl sonra Natali itiraf eder:
Elif, hastayım. İyileşmeyen bir hastalığım var, üçüncü aşama.
Elifin dünyası sarsılır. İstanbula gitmek ister, ama Natali reddeder:
Hayır, ailen, çocuklar var. Ben bunu göreceğim.
Sesleri zayıflar, bir gün Natali gerçeği söyler:
Bir kızım var, Suna. On yaşında. O… kan bağı yok, yeğenim. Kız kardeşim öldüğünde onu ben benimsedim ama resmi kayıt yok.
Aman Tanrım, Natali
Elif, eğer bir şey olursa… Akrabalarım kalmadı. Suna’yı yetimhaneye götürürler.
Söz ver, iyileşeceksin!
İkisi de bilir ki mucizeler olmaz.
Şubat ayında Natali vefat eder. Elif cenazeye gider. Suna, ince bir kız, tabutun yanında durur. Sosyal hizmetler çocuğu yetimhaneye alacak belgeleri hazırlar.
Gel bizimle, Elif kızını sarar. Burada yaşayacaksın.
Olur mu? Sunanın gözlerinde umut kıvılcımı yanar.
Tabii ki olur. Sen benim kız kardeşimin kızı, yani yeğenimsin.
Kayınvalidesi öfkeyle bağırır:
Delirdiniz mi? Kendi iki çocuğumuzu zorla taşıyoruz, sen bir başkasını getiriyorsun!
O başkası değil, anne, Kostantin savunur. Elif doğru yaptı.
Beş kişilik iki odada kalacağız der misiniz?
Elif kararlı kalır. Suna burada kalacak!
İlk aylar cehennem gibiydi. Dar alan, para sıkıntısı, karakter çatışması. Aylin ve Zeynep başlangıçta kıskandı, sonra alıştı. Suna sessiz kalmaya çalışır, ev işlerine yardım eder, küçük kardeşlere bakar.
Sonra bir mucize olur. Kostantinin tanıdığı uzun yolu giden kamyon şoförü Serkan, bir teklif yapar:
Banliyöde boş bir evim var. Annesi öldü, orada oturmuyorum. Ücretsiz taşıyın, daireyi alana kadar.
Ev eski ama sağlam, dört oda, kiler, bahçe. Kayınvalidesinin sıkı evinden bir cennet.
Baba, bak, artık bahçemiz var! Aylin çimlerde koşar.
Salıncak asabiliriz! Zeynep ekler.
Suna dışarıda durur, mutluluğa inanamaz.
Gel buraya, Elif çağırır. Odayı seç. Sen en büyüksün.
Gerçekten mi?
Elbette. Artık sen bizim en büyük kızımızsın.
Suna Elifin boynuna sarılır, gözyaşları içinde:
Teyze Natali, sen dünyanın en iyi insanıydın. Hak ettiğin gibi.
Evde hayat canlanır. Kostantin işe sonra çatıyı tamir eder, çiti boyar. Elif bahçeyle uğraşır. Kızlar birlikte çalışır, neşeyle.
Komşular şaşırır:
Hepsi kızlar mı?
Hepsi bizim, Kostantin gururla söyler.
Bir yıl içinde yeni bir daire alırlar. Üç odalı, yeni bir blok.
Taşınalım mı? Suna korkuyla sorar.
Hep birlikte taşınıyoruz, Elif sarar, Biz bir aileyiz.
Yeni dairede herkes için yer vardır. Sofyanın (kız) ayrı odası, Aylin ve Zeynep ayrı bölmeler.
Arada da Sunanın evinde toplanırlar; ona hikâyeler anlatır, derslerine yardım eder.
Anne, Sunayı sadece abla mı yoksa kardeş olarak mı adlandırsak? Aylin sorar bir gün.
O zaten kardeş. Büyük abla.
O zaman güzel!
Mezuniyetinde Suna tüm aileyi toplar. Altın madalya kazanır, devlet bursu ile tıp fakültesine girer.
Teyzem Natali gibi doktor olacağım, der, insanlara yardım edeceğim.
Diploma töreninden sonra Suna Elife yaklaşır:
Anne, bir şey söyleyebilir miyim?
Söyle, kızım.
Teşekkür ederim. Bana aile oldunuz, gerçek bir aile.
Bütün aile, Natalinin onları bir araya getirdiğini hatırlar. O gün istasyondaki yağmur hâlâ düşer, ama evde sıcaklık yayılır; büyük, gerçek bir ailenin sıcaklığı.
Elif bilir ki Natali yukarıdan izliyor, gülümsüyor. Onun iyiliği hâlâ yaşamaktadır, sevgiyle, birbiri için. İyilik her zaman geri döner, bazen en beklenmedik anlarda




