Dün Evlendiler, Yarın Taşınıyor – Oğul Koridorda Müjdeledi

12 Mayıs, Çarşamba

Sabah kahvaltıda annem Zeynep Hanım, marketteki domates fiyatlarını anlatıyordu. Bir kilo domates beş lira, bu tam bir soygun! dedi komşumuz Nuran Çelik, vitrin önünde işaret ederek. Annem omzundaki çantayı düzeltti, Eskiden emekli maaşıyla rahat yaşardık, şimdi ay sonunu getirmek zorlaşıyor. diye homurdandı. Sende tek başına mı yaşıyorsun? Oğlun Ahmet ne yapıyor? diye Nuran sordu.

Ben burada, ama Ahmet çok çalışıyor. Yazılım şirketinde programcı, iyi kazanıyor ama evde pek görülmüyor, dedim anneme. Nuran, Benim torunlarım bile sadece bayramda görürüm, diye ekledi. Selamlaşınca annem marketten çıkıp eve döndü; yürüyüşten sonra ayakları bir kez daha ağrıyordu, altmış üç yaşın ağırlığı üzerimize geliyor.

Eve adım attığımda sessizlik hâkimdi. Ahmet henüz gelmemişti, her zamanki gibi. Annem alışverişi yerleştirdi, çaydanlığı koydu ve pencere kenarında oturup gri sonbahar sokağına baktı. Oğlumun babasını on beş yıldır kaybettikten sonra tek başına yaşamaya alışmıştı; beni büyütmüş, eğitimini sağlamış, şimdi ise üç odalı bir dairede yaşıyoruz. Dairenin bir odası benim, biri Ahmetin, kalan odası oturma odası. Akşam yemeklerinde bir araya geliyoruz ama sık sık birbirimizden uzaklaşıyoruz.

Ahmet, otuz beş, büyük bir firmada iyi maaş alıyor. Biz hâlâ babamın eski fabrikadan kalan dairesinde yaşıyoruz. Annem bir şey şikayet etmedi; Ahmet sorumlu, içki içmez, başı belaya düşmez. Ama aşk hayatı dağınık; sürekli bir kız arkadaşı, sonra diğeri şimdiye kadar ciddi bir ilişki yoktu.

Bir akşam annem Anne, acele etme, evlenmek zorunda değilim dediğimde, Bulacağım zaman bulurum, diye cevap verdim. Sonuçta bir şeyler bulmuş gibiydim. Son altı ayda akşamları evde az, çalıştığı yerden gecikiyor, bana gizlenceli bakıyordu. Annem bir gün Benimle tanıştırır mısın? diye sordu.

Ertesi sabah akşam yemeğinden sonra bulaşıkları yıkarken kapı çaldı. Ahmet beklenenden erken dönmüştü. Anne, evde misin? diye heyecanla seslendi. Mutfaktayım! dedim. Kapıdan giren dağınık saçlı, gözleri parlayan Ahmet, bir anda bir şey söylemek istedi gibi durdu.

Dün evlenmiştik, yarın Gülbahar taşınacak, dedi birden, odanın ortasında durarak. Annem sandalyeye oturdu, dünya bir an için sallandı. Ne? Şaka mı bu? diye sordu. Ahmet Hayır anne, ciddiyim. dedi. Nasıl olur? Neden söylemedin? diye annemi dinledi. Aniden oldu, diye yanıtladı, sesinde titreme vardı.

Anne gözleri doldu, bir an için sessiz kaldı. Ne söyleyeyim? Tebrik mi? Neden beni haberdar etmedin? diye sordu. Ahmet Şimdi söyleyeyim, işte, diyerek bir kağıt parçasını uzattı. Tam da şimdi, evlenmek bir sürpriz olmaz! diye bağırdı. Annem odasına gidip yüzünü ellerine yasladı, gözyaşları kulaklarından süzüldü.

Ertesi sabah Ahmet işine gitti, mutfakta bir not bıraktı: Anne, akşam geliyorum, akşam yemeği için bir şeyler hazırla. Seni seviyorum. Notu okurken gözlerimden akşamın soğukluğunu hissettim. Hemen çorba, köfte, salata hazırladım. Ellerim otomatik çalışıyor, aklım hâlâ Gülbaharda.

Akşam saat sekiz civarı kapı çaldı. Ahmet ve Gülbahar içeri girdiler. Gülbahar uzun, ince, sarı saçlı, genç bir kadın, 25 yaşında görünüyor, deri bir ceket, moda bir kot pantolon, altın bir kolye takıyor. Anne, merhaba, ben Gülbahar, diyerek elini uzattı. Ben soğuk bir el sıkıştım, Merhaba. dedim.

Gülbahar, Ahmet çok güzel bir insan, evliliğimizden çok mutluyum, diye şakacı bir sesle çay demledi. İçeri gelin, akşam yemeği hazır, dedim cansız bir tavırla. Yemekte sürekli konuştu, evliliğimizden, Ahmetin ne kadar harika olduğundan bahsetti. Ben ara sıra çorbayı yedim, başımı salladım ama içim sıkıldı.

Yemekten sonra Ahmet Gülbaharı daireyi gezdirdi. Oda bizim, oturma odası burada, dedi. Gülbahar Anne, ben nerede uyuyacağım? diye sordu. Senin odan var, benim odam da, diye yanıtladım. Gülbahar bir an duraksadı, Yani odanı vermemi mi istiyorsun? dedi. Ben sessizce başımı salladım.

Ertesi sabah, kahvaltı hazırlarken Gülbahar Günaydın anne! diye neşeyle bağırdı. Sabah kahvaltısı hazır mı? diye sordu. Ben her zaman kahvaltı yaparım, dedim. Gülbahar Ben kahve, sadece kahve istiyorum, dedi, Ahmet bol kahvaltı yapıyor. ben yine aynı yanıtı verdim.

Gün içinde Gülbahar üç büyük bavul ve kutular getirdi, eşyalarını daireye yerleştirmeye başladı. Kosmetik setim nerede? diye sordu, Banyo dolabında yer yok, dedi. Banyo raflarını düzenledim ama Boş raf yok, diye cevapladı. Ahmet, Anne, bir raf boşaltabilir misin? dedi. Ben banyo dolabındaki şişelerimi taşıdım, bir raf boşaldı. Gözlerim hâlâ doluydu, içimde bir boşluk.

Bir hafta geçti, Gülbahar odasını yeniden düzenledi, kanepeyi yer değiştirdi. Bu daha rahat, dedi. Ben Bu kanepeyi yirmi yıldır aynı yerde tutuyorum, diye yanıtladım. Gülbahar Değişim iyidir! diye ısrar etti. Sonunda kanepeyi taşıdık, ben sessizce odama çekildim.

Gülbahar yemek yapmayı sevmez, hazır yemek alır, bulaşık bırakır. Ben sessizce temizlerim. Anne, siz çok ev işinde iyi! derdi. Benim tarifim gizli, dedim. Gülbahar, Öğrenmek isterim, dedi; bir gün benim çorba tarifimi sordu, ben gösterdim. İlk kez aramızda bir sıcaklık oluştu.

Bir akşam markete gitmek zorunda kaldım. Gülbahar Ekmek alabilir misin? dedi, Ahmetten soralım, dedi. Ahmet işte, Ben gideceğim, dedi. Siz hep gidiyorsunuz, diye yanıtladım, çantamı aldım, yürürken gözyaşlarım damladı; evde kimse beni beklemiyor gibiydi.

Dairenin içinde bir gece parti düzenlendi; Gülbahar arkadaşlarını davet etti, müzik, şarap, gürültü Ben komşum Nuran Çelike kaçtım, çay içip şikayet ettim: Genç gelin, kayınvalideyi dışlıyor! Nuran, Bu klasik bir durum, dedi. Bir evlilik bir çiçek gibi büyür, ama kökler sağlam olmalı, diye ekledi.

Sabah uyandığımda daire harap olmuştu; kırık bardaklar, sigara izmaritleri, dökülmüş şarap. Gülbahar uykudan kalkıp kahve içti, Anne, her şey temiz mi? dedi. Evet, diye soğuk bir sesle cevapladım. Gülbahar o anda, Evi satmaya karar verir misiniz? diye sordu. Benim evim, dedim, kime satılacağına ben karar veririm.

Günler içinde Gülbahar ve Ahmet, Anne, bir daire kiralayalım, biraz özgürlük istiyoruz, dediler. Ben Bu benim evim, buraya hâlâ sahibiyim, diye savundum. Ahmet, Anne, belki bir çözüm buluruz, diye yaklaştı. Sonunda bir emlakçı aradım, daireyi satmaya karar verdim, bir odalı bir daire satın alacağım.

Akşam yemeğinde duyurduğumda Ahmet ve Gülbahar şok oldular; Ne? Satıyorsunuz? diye bağırdılar. Evet, ihtiyacım var, dedim. Ahmet Sen bizi dışlıyor musun? diye bağırdı. Gülbahar Biz aile olmak istiyoruz, seninle değil! diye bağırdı. Ben sadece Bu benim evim, istediğimi yaparım, diyerek odama çekildim.

Ertesi sabah Ahmet kapıyı çaldı, Anne, affedin. Yanlış yaptım, dedi. Geç kaldı, dedim. Ahmet Sizi kaybetmek istemiyorum, dedi, gözleri dolu. Şimdi ne yapacağız? diye sordum. İsterseniz bir daire kiralayın, biz başka bir yere taşınırız, diye önerdi. Param yok, dedim. Tasarruf edin, dedi.

Günler geçti, bir gün Ahmet gelip Anne, haklısınız, biz hatalıydık, dedi. Bir şans daha verir misiniz? diye sordu. Söz, sadece söz, dedim, ama ona bir umut verdim. Gülbahar da elini uzatarak Özür dilerim, değişeceğim dedi. Ben de çorba tarifimi ona gösterdim, birlikte pişirdik; ilk kez birlikte güldük.

Aylar sonra evimiz daha sakin bir hâle geldi. Ahmet daha sorumlu, bana markete yardım ediyor. Gülbahar ev işlerine katılıyor, yemek yapmayı öğreniyor. Bir akşam Gülbahar kapıyı çaldı, Teşekkür ederim anne, bana bir şans verdiğiniz için, dedi. Ben de Ben de hatalıydım. Bazen soğukluk, koruma içindir, dedim.

Şimdi akşam yemeğinde üçümüz bir masada oturuyor, sohbet ediyoruz. Ahmet bana Anne, sen bizim için her şeysin, diyor. Ben ise Ben bir anne, bir kız evlat edinebilirim ama sevgiye değer vermek gerekir, diye düşündüm.

Bugün bir kez daha anladım ki, aile bağları sadece kanla değil, saygı, anlayış ve affetme gücüyle kurulur. Kendi yerimizi korumak için mücadele ederken, başkalarının da haklarını gözetmek gerekir.

**Kişisel ders:** Hayatta ne kadar ev sahibi olursak olalım, en değerli mülkümüz kalbimizde taşıdığımız sevgi ve hoşgörüdür. Bu mülkü korumak, başkalarının da bu mülkün bir parçası olmasına izin vermekle mümkündür.

Rate article
Lifequest
Dün Evlendiler, Yarın Taşınıyor – Oğul Koridorda Müjdeledi