Her Şeye Rağmen

Hayatın darbeleri önceden haber vermez, ne kadar hazır olursan ol, bir anda çarpar. Ya kırılır insan, ya acıyı içine çeker ve yeniden nefes almayı öğrenir.

On dört yaşındayken Aylin, evin tek başına kalan çocuğu oldu. Babası onu terk etmiş, annesi ise yeni bir evliliğe atlayıp yeni kayınvalidesiyle yaşamaya başlamıştı.

Haydi Aylin, evin işlerini sen hallet, Suatın evinde kalmak istemiyor. Yaşın artık yetişkin, eline bir kart al, diye annesi sertçe söyledi.

Anne, tek başıma kalmak çok korkutuyor, geceleri ev bir karanlık, diye içini süren Aylin ağladı, ama annesi gözyaşlarını görmezden gelerek devam etti.

Kimse seni yiyip bitirecek mi? Babamı suçlamam, bizim işimiz bu.

Bir yıl sonra annesi yeni bir kız çocuğu doğurup Aylini yanına çağırdı:

Okuldan sonra kızıma bak, akşamları eve dön, Suat seni burada görmesin.

Aylin evin işlerini, su taşıma, çamaşır yıkama, zemini silme ve küçük Merveye bakma görevini üstlendi. Akşam altı vakti eve koştu; çünkü annesinin yeni kayınpederi işten yarım saat kala evine geliyordu.

Sabahları ders hazırlığı, akşamları ise tek başına okula hazırlanıp giden Aylin, on altı yaşına geldiğinde güzelliğiyle dikkat çeken, ama elbisesi pek şık olmayan bir genç kız oldu. Annesi, kıyafetlerinin artık ona büyük olduğunu düşündüğünde yeni şeyler alırdı. Aylin ise eşyalarına titizlikle bakar, yıkarken ve ütülerken özen gösterirdi. Köyde öğretmenler fısıldardı:

Aylin tek başına yaşıyor, anne yok, ama kıyafetleri hep tertemiz; ne kadar da çalışkan bir kız.

Komşu teyze Lâle ona ev yapımı reçel ve salatalık ikram eder, Aylin de ondan market alışverişi ve küçük işlerde yardım ederdi. Dokuzuncu sınıfı bitirince Aylin annesine şöyle dedi:

Anne, kuaför olmak istiyorum, ama yol ücretini ödeyecek param yok. Her gün otobüsle gidecek olmam gerekiyor.

Annesi, kızının mesleği ne kadar çabuk öğrenirse, aileye o kadar çok katkı sağlayacağını düşünerek ona izin verdi. Suat ise bu harcamaları harcamaktan şikayet eder, Bizim paramız! diye bağırırdı. Eğitim merkezi sadece on iki kilometre uzaktaydı, bu yüzden Aylin haftasonları hariç her gün okula gitti.

Bir gün kasabanın genç delikanlısı Ege, Aylini görüp ona hayran kaldı. Üniversiteye giden Ege, sadece tatil ve bayram günlerinde köye dönerdi. Uzun ve yakışıklı, Aylini ilk görüşte etkiledi; fakat Aylin mütevazı, sade giyinirdi, bu yüzden ne kadar çekici olduğunu fark edemezdi.

Gece kulüpte Ege, Bana bir dans ettir, diyerek Aylini davet etti, ardından onu eve kadar götürdü ve bir gece de yanında kaldı. Aylin on sekiz yaşındaydı; köyde kimse onların bir araya gelmesini engellemezdi. Ancak birkaç ay sonra Aylin hamile olduğunu öğrendi.

Ege, ne yapacağız? Çocuğumuz olacak, dedi gözlerinden damlayan bir sesle.

Ben de anne babamla konuşurum, evleniriz, sen henüz yetmiş beş, ben de seninle evlenirim, diye Ege teselli etti.

Aylinin annesi, Bize kim olduğu belli olsun, çocuğun gerçekten senin mi, yoksa bir başkasının mı olduğunu kontrol etmemiz lazım, diyerek çifti ayırdı. Ege, Aylinden vazgeçti; köydeki evine bir daha bakmadı.

İlkbaharın sonunda Aylin, doğumhane yerine sağlık görevlisi Rızanın yardım ettiği bir çadırda, bir deliği çarpmadan bir erkek bebek doğurdu. İlya, güçlü ve sakin bir çocuk oldu. Tüm sorumluluk Aylinin omuzlarındaydı; Ege bir daha ona bakmadı, annesi köyde dedikodu yapmayı bırakamadı.

Aylin, bebek arabasıyla markete gittiğinde dedikodu perisi Vefa ona bağırdı:

Aylin, duydun mu? Ege evleniyor! Çocuğu ona hediye et de belki bir şey olur.

Aylin sinirlenip Sus! diye bağırdı, aniden yanına annesi Annem yaklaşarak sarıldı:

Canım kızım, ben de senin gibi gençken Aliyi kaybetmiştim. O da senin gibi terk edildi. Senin İlyan büyür, her şey yoluna girer.

Aylin, annesinin sözleriyle biraz rahatladı. O gün köyde Egenin düğün töreni gerçekleşti; o da bir şehirli kızla evlendi ve Aylinin haberinde bile değildi.

Yıllar geçti, İlya büyüdü ve komşu teyze Lâle ona bakmaya devam etti. Aylin postanede çalıştı, hafta sonları köydeki kadınlar saç kesimi için gelirdi; köyde kuaför yoktu, bu yüzden Aylin evinde ve hatta bahçede ucuz bir fiyatla hizmet verirdi.

Bir gün Egenin küçük kardeşi, genç ve yakışıklı İbrahim, Ayline aşık oldu. Köyün tüm kadınları bu ilişkiyi konuşuyordu.

İbrahim akşamları Aylinin evine girip gizlice bakıyor, sabahları ise kaçıyor. O naif kızın aklını çelmek mi istiyor? diye fısıldardı Vefa.

Aylin ise duymaktan bıkmıştı; İbrahim, köyde herkes bizi tanıdık, dedi.

İbrahim, Bize ne olmuş? Biz yetişkiniz, gizleyecek bir şey yok, diyerek gülümseyip İlyaya da iyi davranıyor, ona oyuncaklar alıyordu. Bir gün Aylin yine hamile olduğunu anladı.

İbrahim, ben hamileyim, bir çocuğumuz olacak, diye korkuyla söyledi.

İbrahim ise sevinçle Harika! Ailemi görelim, birlikte karar verelim, dedi.

Aylin ise Hayır, senin ailenle gitmem, onlar bizi bir daha evlenmeye izin vermeyecek, diye kıskanç bir sesle itiraz etti.

İbrahimin annesi çığlık attı:

Bunu ben söylemiştim! Çocuğumuz mu? Seninle evlenmek istemiyorum! Seninle evlenirsek, ben de ölünce aynı şey olur.

İbrahimin babası da Eğer ondan evlenecek olursan, evden ayrıl! dedi.

İbrahim, aileye itaat etmek zorunda kaldı ve bir gün köyden ayrıldı, büyük şehirdeki kardeşinin yanına gitti. Aylin yalnız kaldı, gözyaşlarıyla Lâleye sığındı:

Ne yapacağım, Lâle? Çocuğum var, ama ben bir başka erkeğe aşık oldum, ailesi buna izin vermeyecek, dedi.

Lâle, Canım Aylin, endişelenme. 78 yaşındayım, hâlâ ayakta, sana yardımcı olurum. Ben de yalnız bir kadınım, senin gibi.

Aylin, Lâlenin yardımıyla ikinci bir erkek çocuk, Nikit doğurdu. Lâle, sabah akşam ona destek oldu; ikisi birlikte iki çocuğu büyüttü, Aylin genç bir anne ve Lâle yaşlı bir anne figürü oldu.

Lâle, neden böyle bir kaderim var? diye sorguladı Aylin.

Hayır, bu bir hayal kırıklığı değil; iki güzel evlat sana mutluluk getirecek. Çocuklar bir servet, bir sevinçtir, diye teselli etti teyze.

Zamanla köye bir işçi, Andi, bir bakım projesi için geldi. Ayline bir fırsat sundu:

Aylin, seninle bir gelecek kurmak istiyorum, kalbimi ve ellerimi sana veriyorum, dedi.

Aylin, İki çocuğum var, hayatımı sadece onlara adıyorum, diye cevap verdi.

Andi, Ben de çocukları seviyorum, ama benim bir çocuğum yok. Sana ve çocuklarına bir baba gibi bakarım, dedi.

Aylin sonunda Andiye güvenip şehirde bir kuaför salonu açtı; Andi de ona destek oldu. Çocuklar İlya ve Nikit, Andiye babalık yaparak büyüdü, küçük İlya ona baba diye seslenirdi.

Aylin güzelleşti, bir arabası oldu, hayatı bir film sahnesi gibi ışıldadı. En büyük çocuğu İlyanın evlenme hazırlıkları başladı; gelin adayı da çok güzel bir genç kızdı.

Mutluluklar dilerim, sevgili ailem, dedi Aylin genç çiftin önünde, gözleri dolu.

Zaman zaman Andi ve Aylin, Lâlenin mezarını ziyaret eder, annesiyle hala bağlarını koparmamış bir şekilde tarlada yürürlerdi. Aylin, annesiyle hiçbir zaman barışamazken, annesi onu hayatından silmişti.

Bu, kaderin dar bir sokakta dönen, acı, sevgi ve umutla örülmüş hikâyesiydi.

Rate article
Lifequest
Her Şeye Rağmen