Ne kadar zor, sen zaten yanımdasın, diye düşündüm.
Elif, neredesin? Hemen çıkmam lazım, acilen gel!
Elifin mesajı sabah saat onda telefon ekranında belirir. Oya fincanındaki yarım kahveyi kenara bırakıp kaşlarını siler. Bu hafta üçüncü kez acil diyor, üçüncü kez hemen istiyor.
Üzgünüm, çalışıyorum, diye cevap verir, laptopuna geri döner.
Bir dakika sonra telefon tekrar titreşir.
Ne iş? Sen uzaktan çalışıyorsun! Laptopu kapat ve gel. Ahmet ve Seda yalnız, ben çıkmalıyım.
Oya hafifçe gülümser. Elif ve Ahmet bir buçuk yıldır evde oturuyor. Ahmet iyi bir iş arıyor, Elif çocuklarla uğraşıyor. Aslında Ahmet gün boyu forumları karıştırıyor, Elif ise arkadaşlarıyla mesajlaşıp dizi izliyor. Ahmetin mirası olmasaydı aile aç kalırdı.
Üç saat içinde teslim etmem gereken bir proje var. Anneme söyle, diyor Oya. Yanıt anında gelir, sanki Elif klavyeye bir parmak dokunmuş gibi.
Anne meşgul! Oya, ciddi ol, ne kadar zor? Sen yanımızdasın ki!
Üzgünüm, diye tekrar eder Oya. Gerçekten meşgulüm. Telefon çalar. Elif harekete geçer.
Ya Oya, ne saçma şey bu? Elif selamlaşmadan bağırır. İnsanlık onuru isterken sana yardım istiyorum!
Ben de sana insanlık onuru açıklayayım: bir işim var.
Ne iş? Evde oturup bilgisayar başında, benim gibi müthiş bir emekçi!
Oya gözlerini kapatır. Her seferinde aynı sahne.
Elif, müşterim proje bekliyor. Teslim etmezsem ödeme alamam, ödeme alamazsam kiramı ödeyemem. Anladın mı?
Allahım, bir kez gecikirsin de! Biz akrabayız, Oya. Akraba! Bu ne demek biliyor musun?
Biliyorum. Ama şu anda yapamıyorum.
Demek ki istemiyorsun, diye elini buz gibi soğuklaştırır Elif. Kendi kardeşine, kendi yeğenlerine yardım etmeyi istemiyorsun. Ne kadar bencil Oya!
Oy, ben
Dinle beni! Yardıma ihtiyacım olduğunda senin her zaman bahanelerin, mazeretlerin var! Biz akrabayız, Oya, ama sen bana yardım etmek istemiyorsun!
Oya neredeyse gülmekten kendini tutar. Geçen ay boyunca Elifin evinde en az on gün geçirmiştir; çocukları beslemiş, uyutmuş, masal okumuş, oyuncakları toplamıştır. Elif her seferinde bir iki saat diye kaybolur, bu saatler ise bir bütün güne dönüşür.
Elif, gerçekten çalışmam gerekiyor.
Bahaneler! Sürekli bahaneler! Var olmayan işlerden bahsediyorsun sadece aileye yardım etmemek için!
Oya telefonu kapatır. Parmakları hafifçe titrer, sinirlenir. Derin bir nefes alır, soğumuş kahveden bir yudum alır ve projeye döner.
Bir saat sonra telefon yeniden çalar. Eliften üç arama, iki mesaj, dört dakikalık bir sesli not gelir. Oya dinlemez. Orada suçlamalar, eleştiriler, acıma baskısı olduğunu bilir.
Akşam olduğunda mesajlar on iki olur. Hepsi biz akrabayız, neden yardım etmiyorsun? temalıdır. Oya bu mesajları okurken artık absürtlük hissi artar. Elif ve Ahmet evde iki yetişkin, ama çalışan kız kardeşinin bütün işleri bırakıp çocuklarına bakmasını istiyor.
Ertesi gün aynı şey tekrarlanır. Bir gün daha, bir gün daha. Elif üçdört kez arar, uzun mesajlar yazar; Oyayı bencil, kalpsiz ve aileyi unutmuş diye nitelendirir. Ahmet tartışmaya karışmaz, sadece arka planda sessizce var olur.
Oya aramalara cevap vermeyi bırakır, sadece düşürür ve işine döner. Bir kez yenilirse, bu hiç bitmez, diye düşünür.
Kendi hayatı, planları, hayalleri vardır ve bunları birilerinin kaprisine feda etmeye niyeti yoktur.
Cumartesi günü annesi arar.
Oya, ne oluyor? der Fatma anne, sert ve eleştirel bir tonda.
Bir şey olmuyor anne. Çalışıyorum.
Elif diyor ki çocuklara yardım etmeyi reddediyorsun.
Elif çok şey söylüyor. Ben yardım etmiyorum demiyorum. Sadece işe ara vermeyi reddediyorum, ne zaman isterse bir yere gitmek zorunda kalıyorum.
Oya, o senin büyük kardeşin. Küçük kardeşler büyüğüne yardım eder, her zaman böyle olmuş.
Anne, Elif otuz yaşında. Bir evliliği var. İkisi de evde gün boyu oturuyor. Neden ben onların çocuklarına bakayım?
Çünkü sen aileysen! Ne bu bencillik? Bizim zamanımızda böyle olmazdı! Herkes birbirine yardım eder, kimse reddeder!
Oya sandalyesine yaslanır. Yirmi sekiz yaşında annesiyle tartışmayı öğrenmemiştir. Fatma her zaman Elifin yanında, hep onun yanındadır. Büyük kız zeki, güzel, doğru; küçük kız ise ek olarak görülür.
Anne, bunu tartışmak istemiyorum.
İşte! İşte bu! Benimle konuşmak bile istemiyorsun! Büyüdün, bir iş buldun ve şimdi aileyi önemsemeyi bırakıyorsun!
Sadece kendi hayatımı yaşıyorum.
Ailen senin hayatındır! Bunu unutma, Oya!
Kelimeler aklında kalır, ama sonuçları farklıdır.
İki hafta boyunca kabus gibi devam eder. Elif arar, mesaj atar, çocukların fotoğraflarını Seda seni özlüyor gibi altyazılarla gönderir. Anne iki günde bir aynı aile değerleri ve büyüklerin hakkı argümanını tekrar eder.
Bu sonsuza kadar sürmez. Oya bilir ki ya kırılır ve ücretsiz bakıcı rolüne geri döner, ya da bir şey değiştirir. Kökten bir değişiklik gerekir.
Başka bir şehirde iş teklifi gelir sanki bir işaret gibi. İyi bir maaş (bin beş yüz lira), ilginç bir proje, kariyer fırsatı ve en önemlisi, aile ile sekiz yüz kilometre arası bir mesafe.
Oya aynı gün kabul eder.
Hızlı ve sessiz bir şekilde paketlerini toplar, dairesinin kiracısını bulur, bilet alır. Ailesine bir kelime söylemez. Bilir ki söyleirse kavga patlar, Elif ağlar, anne bağırır, sonra ikna çabasıyla kalır, her şey eski haline döner.
Yeter!
Çarşamba sabahı uçakla gider. Sabah annesine ve Elife taşındığını bildirir, havalimanında telefonu kapatır. Bir gün sonra yeni dairesine oturduğunda telefonunu açar.
Kırk üç kaçırılan arama, on sekiz mesaj, beş sesli not. İlk olarak annesinden bir sesli mesaj dinler.
Oya! Ne yaptın?! Nasıl gidebildin habersiz?! Bu bir… bu bir ihanet! Hemen dön!
İkinci sesli not Eliftendir. Ablası ağlayarak suçlamalar ve gözyaşlarıyla Nasıl bırakabildin bizi? Çocuklar teyze Oyayı soruyor, sen bizden nefret ediyorsun! der.
Oya sonuna kadar dinler, sonra tüm mesajları siler ve annesine geri arar.
Anne, iyiyim. Yeni bir işe başladım, taşındım.
Dön! Hemen dön! Aileye ihtiyacımız var!
Hayır anne. Burada kalıyorum.
Oya, anlamıyorsun! Elifin yardıma ihtiyacı var! Çocuklar
Elifin çocukları. Onları Elif ve Ahmet kendi yetiştirsin. Ben sürekli yardım etmeye mecbur değilim.
Telefonu kapatır, öfkeli bağırışları duymadan. Bir saat sonra Elif tekrar arar.
Oya, nasıl yapabiliyorsun? Biz kardeşiz! Yanında olmalısın!
Ben sana bir şey borçlu değilim, Elif. Sen yetişkin bir kadın, kendi hayatını hallet.
Ama çocuklar
Senin çocukların. Sen ve Ahmet onları kendiniz büyütün.
Biliyorsun ki ne kadar zor!
Biliyorum. Bu yüzden gittim.
Sonraki haftalarda Oya yeni hayata alışır. Yeni şehir, yeni ofis, yeni meslektaşlar. İşe gider, ilginç projelerle uğraşır, akşamları sessiz dairesine döner. Artık telefonlarda çığlık ve talepler yoktur.
Aramalar yavaş yavaş azalır.
İki ay sonra Maksimle tanışır. Şirket organizasyonunda tanışıp numaralarını değiş tokuş ederler. Kendisi esprili, zeki ve tamamen normal bir adamdır; dram, manipülasyon ya da bana borçlusun der gibi bir şey yoktur.
Bir gün Oya kendini sebepsizce gülümserken bulur. Sabahları yeni bir güne sevinçle uyanır, gece yarısı Eliften gelen mesajları sayma derdi kalmaz.
Altı ay geçtikten sonra balkonda kahve fincanı tutar, şehrin manzarasını izler. Yanında bir ay ayı kedi, bir ay önce apartmandan sahiplenmiştir. Yan odada Maksim bulaşıkları çarparak kahvaltıyı hazırlar.
Sekiz yüz kilometre mesafe, ailesinden uzakta, onun özgürlüğüne en iyi ilaç olmuştur. Bir karar almış, gitmiş ve sonunda mutlu olmuştur.




