Dönüm Noktası

19 Mayıs sadece erkeklerin bir günü değildir. Elif Tıtkıya gelince, otuzunu dolduracak. Tarih yuvarlak, yıldönümü.

Aile bir araya gelecek: teyze Lale, Trabzondan; kuzeni Meral, İstanbuldan, başarılı bir bilişim mühendisiyle ve iki mükemmel ikizle; amcası Veysel, Erzurumdan, el işlerinde usta, neredeyse tek başına evini inşa etmiş adam.

Elife ne soracaklar?

Ne kocası, ne çocukları, ne de yüksek maaşlı bir işi var. Hâlâ büyükannesinden kalan tek odalı bir dairede yaşıyor Cam bir raf, çocukluğundan beri bildiği, içinde fotoğrafların olduğu bir yer, zihninde bir ağırlık. Dünya değişti ama bütün arkadaşlar evlendi, diyor içinden. Nisa iki kızıyla, Deryanın oğlu anaokuluna gidiyor. Her zaman asi olan Selin, evlenmeye asla razı olmayacağını söylerken, şimdi Veli ile mutlu.

Elif ise

Gurur duyduğu iş, Gazi Mahallesi kütüphanesinde, her kitabı tanıdığı bir ortam, sakin ve öngörülebilir bir yaşam.

Doğum günü de başka birinin günüydü. O gün herkes erkekleri 19 Mayıs Atatürkü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ile kutluyordu. Fakat ailede yuvarlak tarihleri birlikte kutlamak bir gelenektir; kaçınılamaz bir durum.

Yüzüme bir çamur atılmasından nefret ediyorum, diye düşündü Elif, penceredeki kar fırtınasına bakarak. Teyze Lalenin yine iç çekişini duymak istemiyorum, Meralin alaycı gülümsemesi de hoşuma gitmez.

Köprücük bir genç kadındı; bir yabancının yanına gülümseyerek yaklaşma düşüncesi bile dizlerinde titreme yaratıyordu. Gerçek hayatta tanışma fikri aklından bile geçmedi; internete yöneldi. Tanışma sitesinde bir ay geçirdi, birçok yanıt aldı. Ancak bir sohbet ciddi ya da aile kelimeleriyle bittiğinde aniden duruyordu. En son sohbet ettiği Artun adlı genç dün kesildi. Neden ilişki arıyorsunuz? diye sorduğu soruya Sadece eğlenmek, hafif bir sohbet, sonra bakarız yanıtını almış ve bir saat içinde kaybolmuştu.

O kışın soğuğu -30 dereceyi bulmuştu. Dışarıda uluyan rüzgar, içi de aynıydı. Elif, büyükannesinin battaniyesiyle koltuğa sarıldı, sosyal medyada boş boş dolaşıyordu.

Kapı çaldı.

İki otuzunda bir çaldı. Pijama içinde, baykuş desenli, birini beklemiyordu; kapıyı açma düşüncesi içini sıkıyordu.

Çaldı tekrar, ısrarla.

Kim daha fazla sipariş verdi? diye mırıldandı Elif, kapıya yönelerek.

Pizza mı sipariş ettiniz? diye genç bir ses, hafif soğukla kapı ardında duyuldu.

Hangi pizza? Ben bir şey sipariş etmedim! diye Elif temkinli bir ses çıkardı.

Sipariş etmediniz mi? diye ses belirsiz bir şaşkınlıkla karşılık verdi. Sokak Adresi 29, Soyadınız Tıtkı mı?

Adres ve soyad tam olarak aynıydı. Elif, girişteki aynada dağınık saçlarını, çaydan kızarmış burnunu ve pijamayı gördü. Olmaz, diye düşündü. Hızla spor kıyafetine geçip derin bir nefes alarak kapıyı açtı.

Karlarla kaplı, otuz beş yaşında bir kuryeydi; iki buharlaşan kutu ve omzunda termos çantası taşıyordu. Yüzü rüzgârda yıpranmış, gözleri yorgun ama canlıydı. Montu soğukta çok hafifti.

Bu kesinlikle sizde mi? diye sordu, sesinde hafif bir kızgınlık vardı. Pekala, rahatsız ettiğim için özür dilerim.

Kurye dönmeye hazırlanırken Elif içinde ani bir merhamet dalgası yükseldi. Durun! Çay içmek ister misiniz? Biraz ısınırsınız.

Kurye kaşlarını kaldırıp şaşırdı, ardından evdeki sıcak bir gülümsemeyle yanıt verdi:

Rica ederim. Bir de çayın yanında bir pizza ikramı alabilir miyim? Margherita ve Dört Mevsim var, birini seçin.

Beş dakika içinde küçük mutfak masasına oturdular. Çaydanlık kaynadı, Elif ev yapımı çilek reçelini ve misafir için sakladığı altın sarısı ambalajlı çikolataları çıkardı. Ekmek, peynir ve insan sıcaklığı kokusu etrafta dolaşıyordu.

Ben Kadir, dedi, ellerini fincana sürterek. Küçük bir fırınkafe Çıngırak sahibiyim. Bugün şoförüm ateşli, siparişler bol, bu yüzden ben dağıtıyorum. Müşterileri yarı yolda bırakmak istemiyorum.

Kadir sade bir dille, süslü bir tavır olmadan konuştu. Üç yıl önce boşanmış, çocuğu yok, aynı büyüklükte bir dairede, farklı bir mahallede yaşıyor, yazları balık tutmayı ve gitar çalmayı seviyor, hayatında sağlam bir zemine sahip.

Elif, Kadirin içtenliğinden ve mutfak lambasının sıcak ışığından etkilenerek, genellikle yabancılara kapalı kalan kendisini açtı. Yaklaşan yıldönümünden, aileden, normal hayat trenini kaçırmış gibi hissettiğinden bahsetti.

Kadir dikkatle dinledi, araya girmedi, başını salladı. Elif suskunlukla çayını yudumlarken, aniden sordu:

Şimdi, benimle evlenir misin?

Elif boğazı düştü.

Ne? Bu misafirperverlik karşılığı mı? diyerek yüzünün kızarmasını hissetti.

Kısa bir teşekkür değildi, dedi Kadir, ciddileşerek. Seni ilk gördüğümde bir şeyler fark ettim. Gerçek bir insan. Burada oturup dondurulmuş bir kuryeye acıyarak kendi reçelini çıkarıyorsun. Gözlerin dürüst. Eski eşim beni gelecek vadeden biri olarak görmüyor, ama sen seninle sade bir hayat hayal edebiliyorum. İyi bir hayat.

Hayatını süslü bir masal gibi anlatmadı:

Fırınım var, geliri mütevazı ama sabit. Balıkçılık için bir arazi aracı ve dağıtım için bir kamyon. Eski, sağlam bir köy evi Vasilyevoda, sauna ile. Çocuk istiyorum, bir erkek ve bir kız. Hemen olmaz, ama. İstersen bir daireyi satıp daha büyük bir yer arayabiliriz. Ne dersin? Bir anda evlenmek hızlı mı? Düşünmek zaman ister mi?

Elif donuk bir şekilde oturdu. Düşünceler çırpınıyordu: Delirmiş olmalı, şaka yapıyor, umutsuz mu, yoksa bir kurtuluş mu? Sonra bir an için Kadirin anlattığı hayatın, gösterişsiz bir tablo değil, gerçek bir tablo olduğunu gördü. Vasilyevoda sauna, taze ekmek kokusu, çocuk kahkahaları Hayalini yıllardır görmezden geldiği şeylerdi.

Kadirin ellerine baktı güçlü, işçi eller, hamur ya da alet izleriyle. Yüzüne baktı açık, sakin. Hayır dese, bu adam hemen ayağa kalkıp gidebilirdi.

Evet, kabul ediyorum, diye sessiz ama net bir sesle konuştu Elif. İçinde bir yay gibi gerilmiş bir yay kıvrıldı ve serbest kaldı.

Kadir rahat bir kahkaha attı, memnuniyetini gizlemedi:

Harika! O zaman Elif Tıtkı, pasaportu hazırla. Yarın işten çıkınca seni alırım, evlenme dairesine gidip başvuruyu yaparız. Orada bir tanıdığım var, süreci hızlandırır. Belki doğum gününe kadar yetişiriz.

Pizza aslında üst kata oturan Nadide Tıtkıya, aynı soyadlı komşusuna giden siparişti. Ertesi gün Kadir doğrudan siparişi ve bir kutu taze kruvasanıyla birlikte özür diledi. Nadide sadece elleriyle sarsarak, Elif, ne yaptın sen! dedi.

Elifin bu doğum günü, Çıngırak kafesinde tarçın ve taze ekmek kokusuyla dolu bir sofra oldu. Aile, sakin ve sağlam Kadire şaşkın ama memnun bakıyordu.

Teyze Lale gözyaşı içinde mutluluktan, Meral ise Kadirin Elifin dağınık saçını düzelttiğini izlerken, Baksana, o bana baktığı gibi sadece kendi son teslim tarihine bakıyor, diye fısıldadı.

Doğum günü çocuğu, kendisine yapılan içten tostları dinlerken, hayatın en büyük korumasının görkemli bir kalkan değil, kapı önünde beliren güvenilir bir omuz olduğunu anladı. Umutsuzluktan başlayan macerası, bir duvarın önünden bir evin içine, gerçek bir yuva oluşuna taşıdı. Her zorluğu aşmak için en güçlü silahın, kalpten gelen bir adım ve doğru insan olduğunu öğrendi.

Rate article
Lifequest
Dönüm Noktası