Evde Davetsiz Misafir Çok, Hangisi Kim Belli Değil! Yine de Herkes Birbirinden Tatlı, Ama Bu Kadar Kalabalığa Alışmak Mümkün Mü?

Gelen Giden Bitmiyor

– Bu insanlar başka yerde yaşayamaz mı acaba? diye sordum Canere. Oteller dolu, yer de var!

– Ayşe, öyle kolay değil. Misafir diye gelmediler ki, dertleri var, çözmek için buradalar. Hallolunca giderler zaten!

– Ama biri gider, yerine hemen başkası geliveriyor! Dün de duydum, kim olduğunu bilmediğim Selim Bey burada iki senedir kalıyormuş!

– Ne zamana kadar böyle sürecek, aklım almıyor! dedim sabah gerginliğimi atamadan.

– Ne oldu yine? dedi Caner, yatağında gevşekçe uzanmışken.

– Şu camın önünde başlamışlar yine! pencereye işaret ettim hiddetle. Voleybol maçına başladılar!

– Fena mı, ne güzel işte! Esniyerek gerindi Caner.

– Ciddi misin Caner? diye perdeyi hızla çektim. Şaşırt beni, hadi git sen de oyna!

– Yok yok, ben biraz daha yatacağım, güldü. Sana da aynısını tavsiye ederim!

Oturup yatağın köşesine dertleştim:

– Allah aşkına, Aralık ayında bahçede voleybol turnuvası düzenlemek hangi aklın işi?

– Niye olmasın, omuz silkti Caner. Ne kar var, ne buz, hava da kuru. Top oynamaya birebir!

– Camları kıracaklar kesin! Profesyonel değiller ki, top nereye gider kim bilir!

– Kırarlarsa, yenisini takarlar, yine esnedi Caner.

Başımı iki yana salladım. Belli ki başka bir şey demek anlamsızdı. O sırada alt kattan yüksek sesle bağıran birini duyduk:

– Canlarım! Kahvaltı hazır! Peynirli poğaça yaptım! Sevdanızı sonra yaşarsınız, hadi gelin sıcacıkken!

– Teyze Figen yine harika! gülümsedi Caner.

– E aslında kocama kahvaltı hazırlamak benim ayrıcalığım, dedim sinirli.

– O zaman kahve yap, dedi Caner kahkahayla.

– Canlarım, kahve de soğuyor! diye bir ses daha duyulunca iyice sinirlendim.

– Bak işte, parmağımla kapıyı gösterdim. Yakında Teyze Figen yatağımıza da girer!

– Abartma, dedi neşeyle Caner. O yer hep senin! Haydi, kahvaltı soğumadan gidelim!

İç çektim ve sabahlığımı aldım omzuma.

Mutfak yolunda ve mutfakta kimseyle karşılaşmamamız resmen mucizeydi.

– Şaşırtıcı… dedim. Kendi evimizde kocamla baş başa kalamayacağız zannediyordum!

– Bakarsın, ara sıra böyle sürprizler çıkıyor. Hem boş ver, burada her gün başka bir eğlence var! Kahvaltıdan sonra maçı izleriz, akşam da Bekir Abi mangal yapacak, dedi Caner.

– Kokudan, dumandan patlayacağız, yine bir şeyleri yakacaklar, dedim poğaçalara uzanırken.

– Sen şu misafir evi için mi dertleniyorsun? güldü Caner. Onu yeni yaptılar zaten! Üstelik eskisinden misli misli büyük!

– Harika, daha çok misafir gelsin diye! Vallahi isimlerini bile aklımda tutamıyorum, iyice söyleniyordum. Boyunlarına isimlik takasım var, bir de akrabalık derecesini yazasım geliyor!

– Boş ver, yine de kafan karışır. Baksana, eşinin abisinin karısının teyzesinin neyse, buranın akrabalık zinciri sonsuz, Caner düşünüp kahkaha attı.

Hak verdim. Okumaya başlayınca insanın başı dönüyor.

Sohbet poğaçaların lezzetiyle kısa sürdü. Sonra biraz yumuşayınca sordum:

– Caner, bu böyle daha ne kadar sürecek?

– Ne sürecek? bilmez gibi davransa da canım kocam cevabını biliyordu.

– Sürekli misafir, dedim. Misafirperverliğimiz var eyvallah, da bu kadarına pes!

Dün kafadan saymaya başladım, üçüncü ondan sonrasını sayamadım inan! Otuz kişi kaldı evde, gitmeye niyeti yok.

Ben böyle bir aile hayatı hayal etmemiştim!

– Ama aile huzurlu! Hem onlar da ailemiz sayılır, dedi Caner.

– Kuzenimin kuzeninin görümcesinin halası dedim. Onlara akraba bile değilsin!

– Tamam canım, işin içine akrabalık terimleri girince insanın kafası karışıyor, dedi. Ama tatlı insanlar bunlar.

– Yine de başka yerde kalamazlar mıydı yani? Oteller dolu!

– Zor durumdalar, o yüzden geldiler işte, dedi.

– Biri gider diğeri gelir Dün duydum Selim Bey burada iki yıldır oturuyormuş.

Mahalle marketine muhasebeci bile olmuş! Teyze Figen üç komşunun evine temizlik yapıyor, resmen yardımcı olmuş!

– Helal olsun, kimseyi de mağdur etmiyorlar, güldü Caner.

– Eğer böyle giderse, ben şehre döneceğim! Evim duruyor hâlâ. Sahiden birlikte, baş başa olmak daha iyi bu kalabalıktan!

***

Başlarda Canerle ilişkim büyük riskti aslında. O benden on yaş büyük, ben de o zamanlar haricen olgunlaşmıştım. Yirmi beşimde tanışmıştık.

Her iki tarafa da sorulabilirdi:

– Caner neden evlenmemişti daha önce?

Ama bana da sorarlardı:

– Sen de niye yirmi beşe kadar bekar kaldın?

Kendim için nedenini biliyordum. Mimarlık okudum ama diploma karın doyurmuyor ki! Hem tecrübe kazanmak hem de adımı duyurmak istiyordum.

Kendi ayaklarım üzerinde durup hayata dair tercihlerimi özgürce yapmak için çalışıyordum.

İlk önce devlet kurumunda başladım, sonra özel sektöre geçtim, yüklenici bir firmada iş buldum.

Daha heyecanlıydı, parası çok daha iyiydi. Müşterileriyle birebir uğraşmak zor oluyordu, ama iş işte!

Ve bu yoğunlukta, ciddi ilişkiye zaman ayıramadım.

Bir de Canerin hayatına bakınca aynı yoğunluk! Onun abisi Murat şirket kurmuş, yeni mezunla evlenmişti.

Caner, Murata işlerinde yardım etsin diye çağrıldı ve altına her şeyi yıktı. Caner askerlikten yeni dönmüştü.

Bir yandan okuluna devam etti, bir yandan şirketin başında kaldı. Helal olsun, işin üstesinden geldi.

Ama özel hayatı yoktu. Murata oğlu doğunca eve bile uğramaz olmuştu.

– Murat, çalışacak mısın? dedi bir gün Caner.

– Caner, işlerden soğudum, ben ustalık işi yapacağım, el emeği! Akşam karıma ve oğluma geleceğim eve, dedi Murat.

– O işin kazancı yeter mi? dedi Caner.

– Sibel’le karar verdik, Erdeke taşınacağız! Buradaki şirket, arabalar, her şey senin. Sen iyi yürütüyorsun, deyip belgeleri sundu.

Caner geçmiş olsun diyecekken şok oldu: Bana sadece bir hesap aç, kârın bir kısmını gönder istersen.

Bundan sonra Canerin hayatı daha da dışlandı.

Otuz beşinde her şey yolunda deyip ev kurmayı aklına koydu.

Benimle aramızda sıcaklık hemen gelişti. Olumsuz uyarılar silinince, arada aşk doğdu. Altı ay sonra evlendik.

Başta benim evde yaşadık.

– Seni çok seviyorum ama buradan işe gitmek beş dakika sürüyor, sabah zor kalkıyorum, demiştim utanarak.

– Hiç sorun değil, dedi Caner. Ev almadım, gerekli görmemiştim. Kiradaydım hep. Benim için neresi olduğunun önemi yok. Nerede istersen orayı alalım.

– Hep kırsalda yaşamak istemiştim, dedim. Ama uzaktan çalışmama izin vermezler!

Burada hâlâ ofisten çalışmak zorundasın, evden çalışmak yasak neredeyse!

– Sen onları sıkıştır, izin vermezlerse başka yere geçersin, ya da kendi firmamızı kurarız, dedi Caner kahkaha ile.

– Önce bir konuşayım, dedim ben de güldüm.

– Aslında bizim kırsalda bir evimiz var, dedi Caner. Gerçi

Muratın taşınırken tek şartı vardı:

– Caner, Sibelin akrabaları olur da gelip kalmak isterse, alma, kırma! Misafir et, ama sırtına da bindirmesinler!

– Onları otelde mi konaklatayım? şaşırmış Caner.

– Ha, unutmadan, bir yıl önce bir ev aldım, daha yerleşmeden sana devrettim! Murat el sallamış, Erdeke geçmiş.

– Şimdi orada eşimin akrabaları yaşıyor. Ev de büyük, ayrıca misafirhane var. Bence birbirinizi rahatsız etmezsiniz!

Kırsaldaki eve taşınırken, bu kadar kalabalığı hayal etmemiştim. Taşındığım gün onca insan, ürkütücüydü.

Ama herkes güler yüzlü, yardımsever, sıcak karşıladı.

Bir ayda bin bir acıklı hayat hikayesi dinledim.

Kimi eşinden ayrılmıştı, mal paylaşımı vardı; kimi eşinden kaçmıştı, kimi karısı tarafından evden kovulmuştu. Kimi kendi gitmiş, kimi yasak aşk yüzünden atılmıştı.

Kimisinin evinde tadilat, kimisinin evi dolandırıcılar tarafından alınmıştı. Kimi öğrenci olarak, kimi de başka çare bulamadığı için gelmişti.

Yaşlar, meslekler, zihin yapıları bambaşka. Profesör bile vardı. Bir öğrencisiyle ilişkiye girmiş, sonra kadın onu kapı önüne koymuş, ailesi de geri almamış. Ev bulmayı bekliyordu.

Ev sıcak; dostluk, yardımlaşma boldu.

Ama ben işimi de sürdürmem lazımdı. Bir müşteriyle uğraşıyordum ki çok zor biriydi.

Hakan Bey yanımdan geçerken olayı duydu, dizüstü kameramı kenara itti ve:

– Kusura bakmayın ama, yaptığınız eleştiriler mevzuya uzak olduğunuzu gösteriyor! Kızcağız işi çok güzel çıkardı, rahatça oturup mutlu olun!

Eğer değiştirmeye kalkarsanız, eviniz yıkılıp yeniden yapılmak zorunda kalır, benden söylemesi!

Müşteri kabul etti, ben de Hakan Beye sordum bu laflar nereden çıktı diye.

– Güzelim, otuz altı yıl mimarlık yaptım, yardım ister misin çekinme! dedi eğlenerek.

Onun desteği iyi olsa da bu kalabalık, koşturmaca beni yoruyordu. Hayal ettiğim huzurlu kırsal yaşam bu değilmiş.

Burada sanki bir köy meydanı!

***

– Ayşe, eğer istersen tekrar şehre döneriz, dedi Caner. Ama misafirlerimiz hakkında daha bilmediğin çok şey var sanırım.

– Mesela? dedim.

– Hani misafirhane yandı diye üzülmüştün ya, şimdi daha iyisi yapıldı. Ne kadara mal oldu biliyor musun?

– Kim bilir, pahalıya çıkmıştır

– Sıfır lira! dedi Caner, elinde sıfır işaretiyle. Kendi aralarında topladılar, inşa ettiler!

Gözlerim faltaşı gibi açıldı.

– Düşünsene, ne elektrik ne su faturası, hiçbir masrafı bize yüklemiyorlar. Biz ve misafirler tüm masrafları kendileri üstleniyor; alışverişi dahi onlar yapıyor!

Kendi temizliklerini, yemeklerini, tamiratlarını hallediyorlar! Yani biz onların sayesinde, bedavaya yaşıyoruz.

Kimi işte çalışıyor, kimisi ek gelir sağlıyor. Bazı misafirlerin aklı, desteği paha biçilemez. Her türden insan var: mühendis, muhasebeci, avukat, ekonomist, tesisatçı, elektrikçi, biyoloji profesörü!

– Hem mimar… diye ekledim, Hakan Beyin desteğini hatırladım.

İş hayatımda ondan öğrendiklerim bana çok yaradı.

– Ben de geçenlerde firma kârını ikiye katladım, sırf burada misafirlerin önerisini dinlediğim için! diyerek güldü Caner. İstersen kadromuza katalım!

Ve biliyor musun, asıl komik olan ne? Hiçbir şey beklemiyorlar. Sadece bizimle kocaman bir aile gibi yaşıyorlar!

Tam bu sırada camdan içeri bir top geldi, peşinden de Berke koştu:

– Veli abi hemen şehre yeni cam almak için çıktı! Hiç merak etmeyin, iki saate eskisinden iyi olacak! Ve özür dilerim! deyip topu alıp gitti.

– İşte böyle, dedi Caner gülerek.

– Alışırım galiba, dedim şaşkınca.

Bir ay sonra alışmıştım hem de. Kimse bana artık misafir gibi gelmiyordu; sanki bu büyük sülalenin bir parçası olmuştum.

Rate article
Lifequest
Evde Davetsiz Misafir Çok, Hangisi Kim Belli Değil! Yine de Herkes Birbirinden Tatlı, Ama Bu Kadar Kalabalığa Alışmak Mümkün Mü?