Türkiyede çocuklar yetimhanelerden alınıyor, ben ise babaannemi huzurevinden çıkarmaya karar verdim.
Yaptığım şeyle ilgili hiçbir arkadaşım ya da komşum bana hak vermedi. Hepsi parmakla gösterip, Bu dönemde hayat çok zor, bir de evde yaşlı biriyle uğraşıyorsun! dedi. Ama içimde büyük bir inanç vardı, hayır, biliyordum! Doğru olanı yapıyordum.
Eskiden dört kişilik bir aileydik: ben, iki kızım ve annem. Fakat annem sekiz ay önce vefat edince üç kişi kaldık. O süreçte kızlarımla şunu fark ettik: İçimizde başkasının hayatına dokunmak için hâlâ güç ve zaman vardı. Liseden bir arkadaşım vardı; elli yaşına gelmeden ev, aile, kariyer kurmak yerine alkolün peşinden gitmişti. En acı tarafı da, annesinin emekli maaşını içkiye harcamasıydı. Kadıncağız maaşını vermek istemeyince, o da gözünü kırpmadan onu huzurevine yerleştirdi, evini aldı ve orada bile kendi hayatını tüketmeye devam etti.
Bu kadını çocukluğumdan beri tanırım; o da beni bilir. Her ay bir kere küçük kızlarımla beraber ona ziyarete gider, ev turşusundan, böreğinden götürürdük. Kızlarım bu fikre öyle güzel sarıldılar ki, en küçükleri, henüz dört buçuk yaşında olan Deniz, sevinçten adeta havalara uçtu: Yine bir babaanne mi olacak! diye bağırdı.
O kadının gözündeki sevinci göremezsiniz! O kadar çok ağladı ki, sanki yılların yükü gözünden döküldü; onu zorla sakinleştirdim. Şimdi neredeyse iki ay oldu birlikte yaşıyoruz. Hepimiz ona gönülden bağlandık, o da bize.
Yine de anlam veremiyoruz; yetmişini çoktan devirmiş bir kadın bu kadar enerjiyi nereden buluyor? Her sabah saat altıda kalkıyor, bizim uyanmamıza daha varken mutfaktan gelen sıcacık gözleme ya da krep kokusuyla güne başlıyoruz.




