Eşim, vefat eden halasından kalan şehir merkezindeki küçük daireyi kızımıza vermeyi reddediyor: Üç çocuklu bir ailede mal paylaşımı ve adalet tartışması – Daireyi satıp parayı eşit bölmek mi, yoksa büyük kızımıza hemen bir yuva sağlamak mı daha doğru?

Zamanında, yıllar önce, eşimin teyzesi ona şehir merkezinde küçük bir daire miras bırakmıştı. Bizim ise üç çocuğumuz vardı. En büyük kızımız Şule, o sıralar on dokuz yaşındaydı ve üniversiteye devam ediyordu. Büyük oğlumuz Emre on iki, en küçük oğlumuz Ali ise henüz beş yaşındaydı. Biz, genişçe bir üç odalı evde yaşıyorduk; çocukların hepsi kendi odasında, ferah bir şekilde büyüyorlardı.

Günün birinde aramızda, o eski daire meselesi yüzünden uzun bir tartışma çıktı. Ben, kızımız Şule’nin artık büyüdüğünü, kendine ait bir hayat kurmak isteyebileceğini, hatta yakında evlilik düşüncesi bile olabileceğini söyledim. Dairenin ona verilmesinin doğru olacağını düşündüm. Eşim ise kızımızın evi almasının oğullarımıza haksızlık olacağını savundu. Hatta, daireyi satıp parasını çocuklar arasında eşit dağıtmayı önerdi. Ama ben bu fikri çok saçma buluyordum, çünkü o para çocukların eline geçse bile, uzun süre banka hesabında duracak, anca Şule küçük bir araba alabilecek, oğullar da büyüyene kadar bekleyecekti.

Ben, “Elde bir kuş, daldaki ondan iyidir” derim hep. Hiç değilse bir çocuğumuz için başını sokacağı bir yer hazırlasak, ileride oğullarımız yetişkin olunca, onlar için de farklı yollar bulunabilir diye düşündüm. Eşim ise, bu durumda çocuklar arasında huzurun bozulacağını, ileride aralarının açılacağını iddia etti. Ben ise, çocukların henüz küçük olduğunu, olayların tam olarak farkında olmadıklarını, zamanla herkes için en iyisini bulacağımızı düşündüm.

Şuleye ise bu düşüncelerimizi henüz açmamıştık. Zaten, miras kalan o dairenin kendisi de hali harap haldeydi, yaşanacak gibi değildi. Yenilemeye kalksak, elimizde ne para vardı ne de imkan. O yüzden, kendi aramızda iyice düşünüp taşınmadan çocuklara bir şey söylememeye karar verdik.

Bazen hala düşünüyorum: Bu durumda haklı kimdi, ben mi yoksa eşim mi? Kendi fikrimde ısrar mı etmeli, yoksa eşimin dediği şekilde mi hareket etmeliydik? Veya bizim göremediğimiz, okuyan birinin aklına gelecek başka bir yol daha var mıydı? İşte, bunu yıllar sonra bile sorgulayınca, insan hayatın ne türlü çetrefilli sorular barındırdığını bir kez daha anlıyorBir akşam, sofrada sessizce yemek yerken Şule birden konuyu açtı: Anne, baba, bana söylemek istemediğiniz bir şey mi var? Sizi üzgün görüyorum. Birden odadaki tüm hava değişti. Göz göze geldik; kararımızı, hissettiklerimizi açıkça ortaya koymanın şimdi tam zamanıydı. Ona daireden bahsettik, düşüncelerimizi ve aramızdaki çekişmeyi anlattık. Şule biraz düşündü, sonra hafifçe gülümsedi.

Benim için en iyisi ne olacaksa, birlikte karar verelim. Ev de önemli, ama kardeşlerimin huzuru daha da önemli bana. Belki de o daire hepimize ait olarak kalsın. Yenilemesini beraber yapar, hafta sonları orada buluşuruz. Belki orayı küçük bir aile mekanına çeviririz, çocukluğumuzun ve gençliğimizin anılarını biriktiririz.

O an, en güzel çözümü ararken en büyük cevabın birlik olduğunda saklı olduğunu anladım. Daireyi alelacele bir şahsa devretmektense, onu hepimizin sevinci ve yadigarı yapmak Eşim, gözlerindeki gerginlik kaybolmuştu. Emre ile Ali ise haberi duyduklarında minik bir macera peşinde koşar gibi heyecanlanıp, Şuleyle orada bir sene sonu partisi düzenlemeye bile başladılar.

İşte bazen, evlatlarımız, bizden çok daha olgun ve sevecen olabiliyorlar. Fark ettim ki gerçek miras, bir duvar dört duvar değil; gönülden gönüle kurulan köprüler, birbirimize verdiğimiz değermiş. Biz en doğru yolu sonunda bulmuştuk; çünkü artık her zaman birlikte, o küçücük dairede bile, kocaman bir aileydik.

Rate article
Lifequest
Eşim, vefat eden halasından kalan şehir merkezindeki küçük daireyi kızımıza vermeyi reddediyor: Üç çocuklu bir ailede mal paylaşımı ve adalet tartışması – Daireyi satıp parayı eşit bölmek mi, yoksa büyük kızımıza hemen bir yuva sağlamak mı daha doğru?