Sınır Tanımayan Aşk
İbrahim? Ayşe Vasıf hanım, komşusuna şaşkın bir bakış attı, evde misin? Moskovada olduğunu sanmıştım. Emine, iki hafta içinde değişeceğinizi söylemişti.
Hastayım, diye homurdandı İbrahim Serkan ve kapıyı kapatıp komşusuna döndü.
Ciddi bir şey mi? soruştu nazikçe.
Ne de olsa! bağırdı içinde bir şeyleri tutamayan İbrahim, bir iki kez öksürdüm, hâlâ bu kadar büyüttüler! Çocuk bulaşsın derler, gitti! Emine kendi hesabına gitmek zorunda kaldı, bu gece kaçtı.
Ne kadar bu şekilde yaşayacaksınız? hafif bir alayla sordu komşu, sıkıldı mı hiç?
Nasıl yani? kaşlarını çattı İbrahim.
Ailesiyle ilgili sorulara pek de girmek sevmezdi, ama o an dayanamadı.
Vardiyalı çalışma!
Hadi canım Ayşe, yüzünü çattı İbrahim, bu işin neyle ilgisi var? Biz işe gitmeyiz ki. Bu bizim için bir neşe kaynağı.
Neşe mi? Görünüşe göre son zamanlarda ikiniz de suda kalmış gibisiniz! Gülüyorsunuz, kendinizi dalga geçiyor musunuz? Kimse takdir etmez zaten!
***
İbrahim ve Eminenin kızı Şebnem, üniversiteyi bitirdikten bir yıldır mezuniyet alanında iş bulmaya çalışıyordu. Fakat bir yandan uzak, bir yandan maaş düşük, bir yandan da hiç beğenmediği ilanlar çıkıyordu.
Anne babası ona teselli eder, Aradığını mutlaka bulacaksın derdi. Zaman geçtikçe hayalindeki iş hâlâ bir rüya gibi kalıyordu.
Sonunda Şebnem İstanbula gitmeye karar verdi. Sınıf arkadaşı orada bir yer bulmuş, Beraber gidelim, vakit daha eğlenceli, yeni bir şehir diye ısrar etti.
Anne babası çok sevindi diye düşünmedi. Evde de gayet iyi bir iş bulabileceklerini, sabırla beklemesini söylediler. Şebnem hiç yalnız yaşamamış, kiralık daire bulmak pek de ucuz bir iş değil, Ücret kimin omzunda olur? diye sordular. Bir süreliğine, peki ne kadar? diye de tartıştılar.
İbrahim ve Emine ne kadar ikna etmeye çalışırsa çalışsın, Şebnem Her gün seni arayacağım, sık sık geleceğim diyerek İstanbula gitti.
İşi şöyle bir şeydi ki, daire kiralamak zorunda kalmadı; kız üniversite yurduna yerleştirildi, hayal bile edemeyeceği bir konfor.
İlk başta sık sık geliyordu, özlemini çektikçe ziyareti artıyordu; ama zamanla aralar sadece nadir telefonlarla sınırlı kaldı.
Şebnem İstanbulda bir gençle, yani İstanbullu bir gençle, Kerem’le tanıştı ve çabucak aşık oldu. Düğün haberi çabucak ortaya çıktı.
İbrahim ve Emine mutluluktan uçuyordu; Şebnem gizlice bebek bekliyorum dedi.
***
Düğünden sonra çift bir daire çıkardı. Kerem, Kerem, anneanneyle aynı evde yaşamaya kesinlikle karşı çıktı. Aile biraz kırıldı ama anlaşmaya varıldı: Kendi ayakların üzerinde durmak istiyorsan kal, ama bize yardım bekleme.
Kerem bir gülümsemeyle cevap verdi:
Ben de ondan beklemiyorum!
Neden böyle? Şebnem, yalnız oldukları an nazikçe uyardı, anneanne ne zaman ne olacağı belli olmaz ki?
Endişelenme! Kerem, eşini sararak, her şey yoluna girecek.
***
Gerçekten de her şey tıpkı bir tereyağının üzerine sürülmüş gibi seyretti. Çift güzel para kazanıyordu, hamilelik sorunsuz geçiyordu. Şebnem doğum iznine ayrıldı, sağlıklı bir kız çocuğu dünyaya getirdi.
Dede ve nine, çocuğa gözlerini dikmişti.
İstanbullu emekli komşular haftada bir kez çocuğu ziyarete geliyordu. Şebnemin anne ve baba ise bazen gelebiliyordu; babası emekli olana kadar bir yıl daha çalışıyordu, annesi ise hâlâ beş yıl içinde emeklilik yolundaydı.
Her şey güzel gidiyordu, ta ki Kerem işini kaybedene kadar. Aslında kaybetmedi; daha iyi bir iş bulacağına emin olarak kendini işten çıkardı, ama yeni pozisyon bir başkasına verildi.
Bu hoş bir haber değildi; Kerem moral olarak çöküşe geçti. Önce içine kapandı, sonra içkiye yöneldi, sürekli sinirli, memnuniyetsiz, dünyaya kızgın bir hâl aldı. Depresyon buna bir çare buldu ve hastaneye kaldırıldı.
Şebnem eş ve çocuk arasında sıkışıp kaldı. Kerem bazen iki yaşındaki Ayşeyi bile gözden kaçıracak kadar ilgi istiyordu.
Ve kayınvalidesi
Şebnem çocuğumu tamamen ihmal ediyor, boynuna asılmış gibi! diye bağırıyordu.
Hangi boyun? Şebnem şaşkın, Ben doğum iznindeyim ki.
O hâlde evde oturmayı bırak! İki yaşındaki çocuğa bir iş bul, ya da hayatını bizim hesabımızdan sürdür!
Şebnem bu sözleri duyunca Acaba gerçekten öyle mi düşünüyor yoksa sadece bir gösteriş mi? diye düşündü. Kerem altı aydır işsizdi! Birikimlerinin bir kısmı, kendi evin hayaliyle biriktirdikleri maaşlarıyla yürüyordu; kayınvalidesi bir dilim ekmek için bile bağırıyordu!
Şebnem bu durumu anne ve babasına anlattı.
İbrahim ve Emine dinledi, Bir kreş bulmak lazım, en azından bir şey olur diye önerdi.
İlk olarak zaman lazım, diye annesi bilgi dolu bir tavırla ekledi.
İkinci olarak, kayınvalidesi bu konuyu gündeme getirdi ise büyük ihtimalle vazgeçmez, dedi babası.
Ama Ayşe hâlâ çok küçük! gözyaşları içinde inledi Şebnem, hangi kreş?
Biz bir buçuk yıl çocuğu kreşe verdik, gülümseyerek Emine, sen de ne kadar büyüdün görebilirsin!
Anne! gözlerinden damla damla yaş süzülürken, o zaman başka bir şey yapamazdık! Şimdi niye çocuğu zorlamalıyız?
Bak, kızım, İbrahim araya girdi, ihtiyacın olursa yardım ederiz.
Emine bu konuşmadan sonra omuz silkti, Acaba ne yapabiliriz? 700 km uzakta! diye düşündü.
***
Yardım edersek diye bir şey beklenmedik bir an geldi.
Kreş yeri şaşırtıcı bir şekilde çabuk bulundu. Şebnem bir ay içinde işe dönmeye hazır olduğunu bildirdi. Tam o esnada Kerem de yeni bir iş buldu.
Aylar sonra Ayşeyi kreşe alıştırmak kaldı…
***
Kreşe ilk defa sadece bir saat, sonra iki saat, sonra öğleye kadar götürmek söylendi. Her şey kolay gibi görünse de gerçek çok zordu.
Kreş binasını gören Ayşe çığ gibi bağırmaya başladı. Bağırmak, ağlamaktan çok tercih ediyordu. Bir hafta boyunca bağırıyordu.
Soyunma odasında birkaç dakikalık sessizlikten sonra annesine bakınca Git, bir şey yapma, der gibi bağırıyordu.
Keremin de götürmesi denendi, aynı sonuç.
Sonra baba ve anne birlikte denedi, ikna etmeye, oyun oynamaya, her şey prometti. Çözülmedi.
Bazen çocuğu yalnız bırakıp sessizleşmesini beklediler; ama Ayşe Baba, anne var dedir gibi bağırmaya devam etti.
Kreş öğretmenleri sonunda dayanamadı:
Endişelenmeyin, bu normal. Birkaç ay içinde alışır, yeriniz koruruz.
Şebnem ise Aylar sonra diye alayladı, Ben işe gitmek zorundayım ki! Daha ne yapacağız?
Kerem ise Bilmiyorum ama çocuğu bu şekilde ezişmek doğru değil. dedi.
Şebnem bir fikir buldu: Kayınvalideniz emekli! Size yakın bir yerde yaşıyor, bir süre Ayşeyi götürsün.
Kerem, Görüşeyim, belki kabul eder dedi, ama ikna edemeyiz.
Kayınvalideler, Kerem kendi sorunlarını çözmeli derken de torunları için her şeyi yapmaya hazırdı.
Hafta içinde, dede ve nine dönüşümlü Ayşeyi kreşe götürmeye başladı. Ve işte mucize! Çocuk artık sessizce sınıfa girdi, gözyaşları yok, el sallayarak vedalaştı.
Kreşteki günler 12:00ye kadar sürüyordu. Bu durum Keremin ebeveynlerini zorladı; Biraz sağlık sorunumuz var, ben belim, annem tansiyon diye şikayet ettiler.
Kerem Biliyorum, ama ne yapacağız? Çocuğu 12de bırakıyoruz, biz de çalışıyoruz. dedi.
Kayınvalideler Bu kadar çabuk bırakmak ne demek! Bir yıl boyunca bize minnettar kalacaksınız! diye öfkelendi.
Şebnem ise Birkaç ay değil, sadece birkaç ay diye düzeltti, Siz bu fikri siz önerdiniz, biz kabul ettik. Ayşe hâlâ evde oturmasaydı sorun olmazdı.
Kayınvalideler öfkeyle Biz suçlu muyuz? diye bağırdı, Git buradan!
***
Kerem birden Ne yapacağız? diye sordu, kapı çalındıktan sonra.
Şebnem Bilmiyorum, işten ayrılmam mı gerek? dedi.
Kerem Bu bir çıkış yolu değil.
Şebnem Peki ne önerirsin?
Kerem Ayşeyi kreşe bırakıp öğleden sonra geri getirelim.
Şebnem Sabah? Sen götürmeyecek misin? Ben katılmam!
Ayşe çığlık atıyordu, Hepsi çocuklar kreşe rahatça gidiyor!
Kerem Bizim çocuğumuz herkes gibi değil! diye bağırdı, Şebnem gözyaşları içinde Yok, ben kabullenemem! dedi.
Tam o anda telefon çaldı. Anne, Yarın geliyorum! dedi Emine, İzinliyim, bir ayarlamamız var.
Şebnem telefonun karşısında çocuk gibi sevinçle çırpındı: Yarın anne gelecek! Kurtarıldık!
Kerem gülerek Şimdi kayınvalideyle daha iyi tanışacağız dedi.
Şebnem Tabii ki, benim anneannem dünyaya bakıyor diye ekledi.
***
Emine gerçekten her şeyi düşündü. Babamla dönüşümlü olarak Ayşeyi gözetelim, çünkü kayınvalideler bu imkanı bulamıyor. dedi.
Ya, Şebnem, üzülme, dedi Emine, yaş sadece bir sayı. Bir zamanlar gücümüz vardı, şimdi azaldı.
Şebnem Üzülmüyorum ama nasıl gideceğiz? İş nasıl?
Emine Ben programımı ayarlayacağım, babam iki haftada emekli olacak. Her şey yolunda.
Bu karar alındı. Sabah Emine Ayşeyi kreşe götürdü, Ayşe sakin kaldı, 12:00de Emineye telefon çaldı, Çocuğu almanız gerekiyor.
***
İki yıl boyunca Emine ve İbrahim sık sık İstanbula gidip geliyorlardı, iki haftada bir değişiyor, 700 km yol alıyorlardı. İbrahim emeklilikte, serbest zamanını Ayşeyi kreşe götürmek, 12de geri almak ve akşamları İstanbulda yürüyüşe çıkmakla dolduruyordu.
Gençler hiç bir şey yapmaz, diyor İbrahim eşiyle bir gece sadece bir günlüğüne bir araya geldiğinde, ev temizlemek, yemek yapmak, sipariş yemek Nasıl bu kadar tembel olabilirler? Ayşe bütün gün çizgi film izliyor, sonra huzursuz oluyor. Konuşmak ne işe yarar? Her şey onların fikri ve o da en doğru olanı. Sen bunu nasıl katlanıyorsun?
Ben de bir şeyler yaparım, diyerek Emine, çamaşır, temizlik, yemek Ne yapacağız? Bugünün gençliği bambaşka. Ayşeye acımak Nasıl olacak, okula mı gidecek?
Bilmiyorum, iç çekti Emine
***
Ayşe Vasıf Hanım, Emineye, Neden böyle gidip geliyorsunuz? Çocuğunuz üç yaşında ve hâlâ size boyun eğiyor. Sabah bırakın, gün ağlar, iki gün geçer, sonra sakinleşir! dedi.
Hayır, ben bunu yapamam, Emine yanıtladı, çok acı veriyor.
Acı mı? Siz problemi yarattınız Şimdi çocuğu normal bir şekilde kreşe aldırmak için ne yapıyorsunuz? Çocuğa daha fazla zarar mı veriyorsunuz? O da bir gün okula gittiğinde siz de? Oturup yanına mı oturacaksınız? Arkadaşım, sizin metotlarınızı onaylamıyorum, acele etmeden önce düşün.
***
Şimdi Ayşe Vasıf Hanım, komşuya İbrahim Serkan, evinizde düzen getirmeye niyetli misiniz? diye bağırdı.
Düzen? diye cevap verdi adam.
Evet, torunumuz istediği gibi geziniyor, kızınız anne-babasıyla vicdan azgınlığı yapıyor, damadınız sorumluluğu üzerinize atıyor, siz de iki haftada 700 km yol gidip geliyorsunuz, ben de bununla ne yapacağımı bilmiyorum. Şimdi evden atıldınız, sadece bir öksürük için. Kim attı? Kız mı?
Kayınvalide, otomatik cevap verdi İbrahim.
Saygı duyulur, gerçekten Sizin gibi bir çift geri çekilen dede ve nine mi? Belki de sorumluluğu geri vermenin zamanı gelmiştir? Neden susuyorsunuz?
Susuyorum, Ayşe, değişen bir ifadeyle İbrahim, çünkü senin işin ne? Benim aileme ne? Bir tavsiye istemSonunda emekli çift, torunlarının yüzündeki gülümsemeyi gördükçe, Ne kadar da hâlâ çorapları eşleştiriyorlar! diyerek kısaca göz kırptı.




