Beni büyüten kişi babaannemdi. Ona minnettarım elbette, ama sevgisinin bambaşka bir bedeli vardı; koşulsuz değildi.
Beş yaşındaydım daha, babam aniden hayatımıza bir çizgi çekti. Annemden genç bir kadın için bizi terk etti. Başta onun evinde oturuyorduk, ama boşanır boşanmaz anneme bizi evden çıkarmamız için baskı yaptı. Eşyalarımızı toplayıp babaannemin yani annemin annesinin evine sığındık. Babam öyle cesurdu ki, bana nafaka ödememek için bin bir türlü yol buldu. Sonuçta annemle beş parasız kaldık ve küçük, eski bir evde üç kişi yaşamaya başladık. O günler bizim için çok zordu. Babaannemin emekli maaşı neredeyse yetmiyordu, annem gündelik işlere gidip gece gündüz çalışıyordu, ben de okuldan gelince evdeki bütün işleri üzerime almıştım.
Biraz büyüyünce bazı günler okulu asıp inşaat işlerinde çalışmaya gittim. Okul denen bir şey kalmamıştı gözümde. Annemle babaannem o azıcık parayla ayakta durmaya çalışıyordu; bu halimize çok üzülüyordum. Ortaokul biter bitmez okuyamayacağımı, bir an önce çalışmam gerektiğini düşünmüştüm. Tam o zamanlarda hayatımıza anneannemin kız kardeşi, yani büyük halam Gülizar Hanım girdi. Beni yanına almak istedi, okula devam etmem için elinden geleni yapacağını söyledi. Çocuğu yoktu ve beni kendi kızı gibi göreceğini söyledi. Annemle babaannem de çaresiz razı oldu.
Böylece Gülizar Halamın yanında yaşamaya başladım. Annemle babaannem ziyaretimize gelirdi bazen. Aslında Gülizar Halamın yanında hayat çok daha iyiydi; emekli maaşı yetiyordu, okula rahatça gidiyordum, ekstra iş yapmıyordum. Bana yemek yapmayı, hatta dikiş dikmeyi öğretti. Liseyi dereceyle bitirdim, hedefim belliydi: İstanbul Üniversitesinde hukuk okumak.
Halam Gülizar bana hep, bir gün üniversiteyi bitirdiğimde evini bana miras bırakacağını söylerdi. Sen benim evladım oldun, gözüme kan oldun, derdi. Bana çok bağlı olduğunu ve bana yardım etmek istediğini söylüyordu. Fakat hayatın keskin bir köşesinde işler değişti. Üçüncü sınıfta Nihal’le tanıştım.
Allahım, o kadar zarif ve akıllıydı ki. İkimiz de birbirimize delice âşık olduk. Evlilik kararı aldığımda halam Gülizar büyük bir olay çıkardı. Nihalin tek derdi miras, seni sevmiyor! diye bağırıp çağırdı.
Eğer ondan ayrılmazsam kendisinden bana hiçbir şey kalmayacağını söyledi. Her şeyi Nihale anlattım. O ise istersem ayrılayabileceğimizi söyledi; Bana yeter ki yanında ol, istersek bir gecekonduya sığınırız, ben seni öyle çok seviyorum dedi. Kısacası, riski aldım ve aşkı seçtim. Halam Gülizar, bir daha bana hiç ulaşmadı. Mirası da, evi de kaybettim. Sadece aşkım yanımda kaldı.
Bugün evliliğimizin onuncu yılı. İki evladımız var, sevgimiz yıllar geçtikçe daha da güçlendi. Her geçen sene, bir zamanlar verdiğim o kararın ne kadar doğru olduğunu daha da iyi anlıyorum.




