Dansı ile Dolaştıran: Donka’nın Hikayesi

Veli Demir, ne nesil torun var sana, kara gözlü, dişleri bembeyaz.
Kimsin senin? Yoksa başka mı?

Tabii ki benim, ağa. Torun bir kez doğar, bir nesilde bir kez kaç sene geçmiş, çocuğum Arifin torunu, ben de artık büyük torun olacağım.

Ama Veli amca, siz hep beyaz saçlısınız Ben bütün Evselileri tanırım, dedem de sizin hizmetçilerinizden biriydi Atalarınız inanç ve hakikâtle hizmet etti

Evet ağa, hizmet ettik, ama nereden ortaya böyle bir torun çıktı? Dedem memur, babam da memur, ben de aynı.

Erkekler şehirde çalışmaya gitti: Veli çoban, ağa hanımın yanında, zengin hanım çocuğa ve torunlara bakıyor.
Şemsi memur, bir dükkan açmayı planlıyor.
Arif, annesinin babası, askerlikte yükseldi, prens gibi övgüler aldı, ona çok yardımcı oldu.

Arif güzel bir hayat sürüyor, çiftliğini iyi yönetiyor.
Bir kız evlendi, adı Zeynep, güzel bir kız doğurdu, annesi Gülten, herkes sevindi.

Benim soyumda kız az, çoğu erkek; ama bir kız doğunca mutlaka Gülten gibi olur işte böyle

Yaşlı adam Efe, ağları toplarken yanına kara gözlü bir kız dolanıyor; ince elleri, zarif parmakları, eşsiz bir güzellik, çocuk gibi ama değil.
Yanında genç ağa, Serkan Serkan, Gültenin gözlerinden sıyrılamıyor.

Gülten, benimle evlenir misin?
Daha küçüğüm, ağa
Küçük olduğunda evlenirsin, büyüdüğünde?
Ben büyürken siz yaşlanacaksınız. Ben genç birine gideceğim.
Kime? Birini buldun mu?
Henüz zaman gelmedi. Büyükannem Dilek diyordu, gelince anlayacağım

Gülten ciddi bakıyor, sanki yetişkin gibi düşünceli.

Büyükannem Dilek mi? Veli amca, ben anlamadım. Dilek kim? Arifin karısı mı?

Ah ağa, dinleme onu, uyduruyor, hâlâ çocuk

Ağa, Vale ile oynayabilir miyim? diye bağırdı kız, çocuğa dönüşüp dere kenarına koştu, ağanın av köpeği Valenin peşinden koştu.

Valei nereden biliyor? diye sordu Veli.
Bilmiyorum, belki duymuşsunuzdur dedi genç adam.
Bugün yeni getirdim, söylemeyin.

Kız neşeyle dere kenarında koştu, yanından kulaklı bir spaniyel koştu.

Bu durum Serkanın içini çeken bir hikayeydi; gençler gibi mistik şeylere, şiire ilgi duyan, duyarlı bir gençti.

Sonbaharda Serkan ve Gülten tekrar karşılaştı; Gülten büyükbabasıyla mantar toplarken Serkan Vale ile gezintiye çıktı.

Serkan şiir mırıldanırken Vale birden koştu, kulaklarını sıkıca çekti.

Vale, Valeciğim duydu çocuk sesini.

Vale bir patikada yuvarlandı, sırt üstü düşmüş, bacaklarını çırpıyordu; Gülten ona doğru eğildi.

Merhaba, Gülten.
Merhaba, Serkan ağa
Yalnız mısın?
Hayır, dedeme mantar toplamak için gidiyorum.

İkisi birlikte dedeye doğru yürüdü.

Gülten, evlenmeyi düşünmüyor musun? diye sordu Serkan.
Hayır ağa, başka bir kaderim var. Yabancı bir ülkede yaşayacağım, memleket özlemi çekecek, benimle olmaz

Ne diyorsun? Serkan şaşırdı.
Burası benim evim değil, seninle olmak zor.

Gülten çabuk koştu, Valeyi yakaladı ve Dilek diye bağırdı: Büyükannem bana bunu söyledi!

Veli amca, bana aile hikâyesini bir kez daha anlatır mısın? Neden Gülten gibi kızlar doğar?

Ah, genç Serkan, sen bizim soyu­muzdan değilsin ama dedi yaşlı adam bir dala oturmuş gülümseyerek. Çingene çadırı yanımızda dururken bir zamanlar bir çingene kızı geldi, adı Şafak. Gözleri çılgın, dişleri inciden, saçları altın gibi; dans ettiğinde rüzgar dönüyor, şarkı söylediğinde gözyaşı geliyor.

Onu Şafak diye çağırdılar, ama Dilek demişti: Ben doğduğumda böyleyim.

Bir ağa, Şafakı babasından istemiş, Sat ya da ver! demiş.

Nasıl olur? şaşırdı çingene yaşlı, Biz özgür halkız, çocuğu zorla alamam.

Şafak bağırdı: Ben senin torunun değilim!

Ağa çılgına döndü, elini uzatıp onu öpmek istedi, para atıp güzel bir yaşam vaat etti.

Ben imparatoriçeyim, bana ihtiyacım yok! dedi Şafak, Ben çimen üstünde koşarım, ayakkabısız, altın arabam yok. Sen beni kafese atmak istiyorsun.

Ağa ısrar etti, Senin değerli bir şeysin. Şafak kaçtı, çingene kampı bir gece ortadan kayboldu; ağa öfkeli, jandarmalarla peşine düştü, köylülere suçladı.

Şafak geri döndü, ağaya baktı, Uyarıyordum, yoldan çıkacaksın. dedi, ardından bir şarkı söyleyerek gitti.

Ağa çılgına döndü, para fırlattı, balolar düzenledi, herkes geldi, şairler şiirler okudu, Şafaka adanmış destanlar yazdı.

Ne zaman bana evlenirsin? sordu ağa.
Henüz zaman gelmedi, sen beni eğlendirdin de cevap verdi Şafak, Ben yine de eğlendim.

Şafak köylülere dağıtacak para, kıyafet, her şeyi boşa harcadı; imparatoriçe bile gelmişti ama ağa onları kovdu.

Bir gün ağanın oğlu Velinin oğlu Volkan geldi; gayri meşru ama ağanın kabul ettiği varis, her şeyi devralacak.

Şimdi zamanım geldi dedi Şafak ağaya.

İki hafta sonra Şafak çölün derinliklerine, kampına geri döndü, Volkan da peşinde.

Şafak bir saat sonra ağayı uyardı, Gözden kaçmamalı, senden en kıymetli şeyin çocuğun

Ağa şaşkın, Ne oldu?

Şafak: Çocuğun, bir tek şey kalır, ben onu alırım.

Ağa: Bırak! Çocuğum benim en kıymetlim.

Şafak: Git, ben gideceğim.

Ve gece çölün karanlığında, çingene ateşleri yanarken, Şafak ve Volkan ayrıldı.

Nedir Veli amca? diye sordu Serkan.

Çocuklar, atalarınızın bir zamanlar çingene kampına konuk olduğu bir zaman dedi yaşlı adam.

Yıllar sonra Volkanın oğlu ve torunu, Şafakın torunu gibi gözlü bir kız doğdu; herkes ondan Dilekin neslini gördü.

Komşu, Gülbaharın gözleri neden böyle? diye sordu bahçedeki komşu.

Bizimki, bir başka aile cevapladı Nikola.

O kızın adı ne? sordu.

Şafak, dendi, monişto yerine kolye takıyor.

İşte dostum, hikâyenin sonu böyle Her şey bir döngüde, bir nesilde bir kız, bir başka kader Umarım beğenmişsindir.

Rate article
Lifequest
Dansı ile Dolaştıran: Donka’nın Hikayesi