Satılan Dostum. Dedemin Anısı
Ve o, beni anlamıştı!
Hiç eğlenceli değildi, bu işin aptalca bir düşünce olduğunu anladım.
Onu sattım. O başta bir oyun sandı, sonra anladı ki onu gerçekten satmışım.
Zamanlar her insana göre değişir. Kimi için bol çeşit içinde yaşamak çok anlamlı değildir, kiminin tek isteği doyasıya siyah ekmekle sucuk yemektir.
Biz de öyle, her birimiz farklı şartlarda, türlü hallerde yaşadık bu hayatı.
O zamanlar çok küçüktüm. Amcam, annemin kardeşi Hamza Amca, bana bir Kangal yavrusu hediye etmişti, mutluluktan havalara uçmuştum. Yavru bana hemen alıştı, yarım sözümü bile anlar olmuştu, gözlerimin içine bakar, ne zaman komut vereceğim diye beklerdi.
– Yat! diye komut verirdim, o hemen gözlerimin ta içine sadakatle bakıp yatıverirdi, sanki uğruna canını feda edecek gibiydi.
– Bekle! dediğimde, yavru hemen kalın patileriyle yerinden kalkar, olduğu yerde durur, iştahla ödülünü beklerdi.
Ama ona ödül verecek hiçbir şeyim yoktu. Biz zaten kendimiz aç yatıyorduk o günlerde.
Zor zamanlardı.
Hamza Amca bir gün bana dedi ki:
– Üzülme oğlum, bak ne kadar vefalı, sadık bir köpek! Sat onu, ama sonra çağır geri gelsin, nasıl olsa kimse seni görmez. Hem bir miktar paran da olur. Hem kendine hem annene hem de ona güzel bir tatlı alırsın. Dinle beni, akıllıca bir yol bu.
O an hoşuma gitti fikir. Kötü olduğunu düşünemedim, büyük adam söyledi sonuçta, hem şaka sandım, hem de tatlı yeme hayali kurdum.
Kangal yavrusunun sıcacık, tüylü kulağına fısıldadım: “Seni vereceğim ama sonra çağıracağım, hemen bana koş, yabancılarla gitme.”
Ve o, beni anladı!
Bir havladı, olacak iş gibi kabul etti.
Ertesi gün tasmasını taktım ve istasyona götürdüm. Herkes orada bir şeyler satardı. Çiçekler, salatalıklar, elmalar…
Trenden insanlar indi, alışveriş yapmaya, pazarlık etmeye başladılar.
Ben de biraz öne çıktım, köpeğimi de yanıma çektim. Ama kimse ilgilenmedi.
Herkes neredeyse geçmişti ki, bir adam, suratı asık biri, yanıma yaklaştı:
– Oğlum, kimi bekliyorsun burada? Yoksa köpeğini satacak mısın? Güzel, iri bir yavru, alayım ben, dedi. Ve avucuma bir tomar para bıraktı.
Ona tasmasını verdim, Kangal başını iki yana salladı, neşeyle hapşırdı.
– Hadi Kangal, git oğlum, git, dedim sessizce, ben çağıracağım seni, koş bana, dedim. Ve o adamla giderken ben saklanarak onları takip ettim.
Akşam eve ekmek, sucuk ve biraz da şeker getirdim. Annem hemen sordu:
– Birinin parasını mı çaldın yoksa? Diye sertçe yüzüme baktı.
– Yok anneciğim, istasyonda insanlara eşya taşıdım, paramı öyle aldım, dedim.
– Aferin oğlum, hadi uyu, ben de çok yoruldum bugün, biraz ye, sonra yat.
Annem Kangalı sormadı, zaten onun için pek önemi yoktu.
Hamza Amca sabah geldi. Ben okula gidiyordum ama asıl içimde deli gibi Kangala koşmak, onu çağırmak vardı.
– Ee, sattın mı dostunu? diye güldü alayla, başımı okşadı, ben ise öfkeyle başımı çevirdim, cevap vermedim.
O gece zaten gözüme uyku girmedi, ekmek-sucuk boğazımdan geçmedi.
Hiç eğlenceli değildi, bu işin ne kadar saçma bir şey olduğunu anladım.
Boşuna dememiş annem: “O amcan akıllı adam değildir, lafını dinleme diye.”
Çantamı kaptığım gibi fırladım evden.
O ev üç sokak ötedeydi, öyle heyecanlı koştum ki, bir nefeste varmışım.
Kangal, kalın bir iple upuzun bir bahçenin içinde bağlıydı.
Onu çağırdım, gözleri kederle bana baktı, başını patilerine dayamış, kuyruğunu yavaşça sallıyordu. Havlamaya çalıştı, ama sesi titredi.
Onu satmıştım. O bir oyun sanmıştı, ama şimdi anlamıştı ki, dostunu satmıştım.
Bahçeye yeni sahibi çıktı, Kangala ters ters baktı. O da hemen kuyruğunu bacaklarının arasına alıp sustu. Her şeyin bittiğini orada anladım.
Akşam, istasyonda yine yük taşıyarak para kazandım, az verdiler ama gereken kadar biriktirdim. Korksam da yeniden o kapının önüne çıktım, çektim derin bir nefes, kapıyı çaldım. Tanıdık adam çıktı:
– Heey, çocuk, ne arıyorsun sen burada?
– Amca, ben pişman oldum, bak, sana verdiğin parayı geri getirdim, dedim. O sert gözlerle baktı bana, parayı aldı, ipi çözdü:
– Al bakalım, köpeğini çok özledi, yazık, bundan bekçi olmaz, ama bak, belki seni affetmez, dedi.
Kangal solgun gözlerle bana bakıyordu.
Oyun ikimiz için de sınava dönüşmüştü.
Sonra yavaşça bana yaklaştı, elimi yaladı, burnunu karnıma dayadı.
O günden bugüne yıllar geçti, anladım ki; arkadaş satılmaz, şaka bile olsa.
Annem de çok sevindi o gün:
– Dün çok yorgundum, sonra düşündüm, bizim köpek nerede diye Alışmışım ona, o da bizim aileden biri, bizim Kangal dedi.
Hamza Amca artık eve pek uğramaz oldu. Onun bu şakalarını hiç sevmedik.




