Huzurlu Anneanneler
Nermin Hanım, sabah yedisinden on beş dakika önce, hastane odasında alışık olmadığı bir kahkahanın gürültüsüne gözlerini açtı. Sessiz bir gülümseme değil, ince bir kıkırdama hiç değil; kendisinin hep rahatsız olduğu, taşkın, kabına sığmayan bir kahkahaydı bu. Yanındaki yatakta yatan oda arkadaşı, telefonunu kulağına dayamış, sanki karşısındakini görebilecekmiş gibi elini havada sallayarak kahkahalarına devam ediyordu.
Ay Hatun, harbiden bunu mu dedi? Hem de herkesin içinde mi?
Nermin Hanım saate baktı. Daha kalkışına on beş dakika vardı. On beş dakika daha sessizlik içinde, ameliyat öncesi biraz kafasını toparlamak istiyordu.
Dün akşam odaya yeni getirildiğinde oda arkadaşı zaten yataktaydı, hızlı hızlı telefonunda bir şeyler yazıyordu. Kısa bir İyi akşamlar Hoş geldiniz faslından sonra herkes kendi içine dönmüştü. Nermin Hanım bu sessizliğe minnettardı. Ama şimdi bir curcuna
Afedersiniz, dedi sakin ama net bir sesle. Biraz sessiz olabilir misiniz?
Kadın dönüp baktı. Yuvarlak yüzü, griye çalan kısa saçları, boyanmamış. Kırmızı puantiyeli renkli bir pijama giymişti, hem de hastanede!
Ah Hatun, sonra arayayım ben, yetiştiren biri var burada, deyip telefonu yavaşça kapadı ve Nermin Hanıma dönerek güldü. Kusura bakmayın! Ben Sevim Hanım. Siz uyuyabildiniz mi? Ben ameliyat öncesi hiç uyuyamıyorum, sabaha kadar birilerini ararım.
Nermin Hanım. Eğer siz uyuyamıyorsanız, başkalarının da uyuyamayacağı anlamına gelmez.
Aa ama siz de artık uyumuyorsunuz ya, diye göz kırptı Sevim Hanım. Neyse, fısıldarım söz veriyorum.
Ama fısıldamadı. Kahvaltı saatine kadar iki kez daha birilerini aradı, sesi giderek yükseldi. Nermin Hanım, gösterişli bir biçimde duvara dönüp yorganı başına çekti, ama fayda etmedi.
Az önce kızım aradı, dedi Sevim Hanım, kahvaltı yapmadıkları halde. Ameliyat falan ya, kızcağız endişelenmiş. Ben de onu teselli ettim.
Nermin Hanım cevap vermedi. Oğlu aramamıştı. Aslında beklemiyordu da, kendisi de sabah önemli bir toplantısı olduğunu önceden haber vermişti. Nermin Hanım onu böyle yetiştirmişti: İş kıymetlidir, sorumluluk ister.
Sevim Hanımı ameliyata ilk onlar aldılar. Koridordan el sallayarak, hemşireye bir şeyler söylerken sesli bir kahkaha daha attı. Hemşire de güldü. Nermin Hanım, Keşke ameliyat sonrası başka bir odaya alınsam, diye düşündü.
Onu bir saat sonra ameliyata aldılar. Narkozu her zaman zor atlattı. Uyandığında, midesi bulanıyor, sağ tarafında donuk bir acı hissediyordu. Hemşire, Her şey yolunda, biraz dişinizi sıkmanız lazım, dedi. Nermin Hanım dayandı. Hayatı boyunca dayanmayı iyi bilmişti.
Akşam odaya geri getirildiğinde Sevim Hanım yatağında serilmiş yatıyordu. Yüzü solmuş, gözleri kapalı, kolunda serum. Sessizdi. İlk kez bu kadar sakin.
Nasılsınız? dedi Nermin Hanım, konuşmak istemese de.
Sevim Hanım gözlerini açıp hafifçe gülümsedi.
Şimdilik yaşıyorum. Siz?
Ben de.
İkisi de sustu. Pencereden kara bulutlar inerken, serumun tıkırtısı yankılanıyordu.
Sabah için özür dilerim, dedi Sevim Hanım aniden. Gerildiğimde susmadan konuşmak gibi bir huyum var. Sinir bozduğumun farkındayım ama engel olamıyorum.
Nermin Hanım bir şeyler söylemek istedi ama yorgunluktan kelime bulamadı. Sadece,
Sorun değil, dedi.
Gece ikisi de uyuyamadı. İkisi de ağrıdan kıvranıyordu. Sevim Hanım telefonu eline bile almadı artık, usulca yatağında dönüp duruyordu. Bir kez, sessizce ağladığını sandı Nermin Hanım. Sessiz, yastığa saklanmış bir gözyaşı.
Sabah doktor geldi. Yaraları kontrol etti, ateşi ölçtü, Aferin, her şey yolunda, dedi. Sevim Hanım hemen telefonu kaptı.
Hatun, selam! Bak ben gayet iyiyim, merak etme. Çocuklar nasıl? Baran hâlâ ateşli miymiş? Ne, geçti mi? Görüyor musun, ben sana dedim; panik yapacak bir şey yok.
Nermin Hanım istemsizce dinledi. Çocuklar, Baran, onlar torunu olmalı, diye geçirdi aklından. Demek ki kızı hesap veriyor.
Kendi telefonunda tuş sesi yoktu. Sadece oğlundan iki mesaj vardı: Anne, nasılsın? ve Yazarsın uygun olunca. Ameliyattan ayılırken dün akşam gönderilmiş ikisi de.
Her şey yolunda, yazdı, yanına bir gülücük koydu. Oğlu emojilere bayılırdı, Yoksa mesajın soğuk duruyor, derdi.
Cevap üç saat sonra geldi: Harika! Öpüyorum.
Seninkiler gelmiyor mu? diye sordu Sevim Hanım öğleye doğru.
Oğlum çalışıyor. Uzakta. Zaten gerek yok, büyüğüm ben.
Haklısınız, dedi Sevim Hanım. Benim de kız, Anne sen büyüdün, kendin halledersin, diyor hep. Gerek yokmuş yani, iyi olduğum sürece.
Sesinde öyle bir şey vardı ki, Nermin Hanım bakışlarını ona çevirdi. Sevim Hanım gülümsüyordu ama gözlerinde hiç bir neşe yoktu.
Kaç torununuz var?
Üç. Barancık en büyük, sekiz yaşında. Sonra İdil ile Yiğit, biri üç, diğeri dört yaşında. Fotoğraf ister misiniz?
On dakika boyunca fotoğraflar gösterdi. Çocuklar yazlıkta, deniz kenarında, pasta kesiyorlar. Tüm fotoğraflarda, onların yanında o vardı. Sarılıyor, öpüyor, şaklabanlık yapıyor. Kızı hiçbirinde yoktu.
Kız çekiyor, dedi Sevim Hanım. Kamerada olmayı sevmez.
Torunlar sık geliyor mu size?
Ben zaten çoğu zaman onların evindeyim. Kızım çalışıyor, damat da öyle. Ben de bakıyorum işte. Anaokuldan almak, ders çalıştırmak, yemek yapmak
Nermin Hanım başını salladı. Onda da benzerdi. Torunu doğunca yıllarca her gün yardım etmişti. Torun büyüyünce daha az, şimdi ayda bir, pazarları. Programlar uyarsa.
Sizin?
Bir torunum var. Dokuz yaşında. Dersi iyi, spora gidiyor.
Sık görüşür müsünüz?
Bazen pazarları. Yoğunlar. Anlayışla karşılıyorum.
Tabii, dedi Sevim Hanım, camdan dışarı bakarak. Yoğunlar işte
Sustu ikisi de; camdan yağmur damlıyordu.
Akşam Sevim Hanım birden,
Eve dönmek istemiyorum, dedi.
Nermin Hanım başını kaldırdı. Sevim Hanım, yatağa oturmuş, dizlerini kendine çekmiş, yere bakıyordu.
Gerçekten istemiyorum. Ne düşündüysem içimden gelmiyor.
Neden?
Ne yapacağım ki? Eve gideceğim, Baran ödevini yapamamış, İdilin burnu akıyor, Yiğit pantolonunu yırtmış. Kız işte, damat yolcu. Ben yine koştur, temizle, pişir, kontrol et Ve onlar Takıldı sesi. Onlar bir kere bile Teşekkür bile etmezler. Çünkü bu, anneannelik. Zorunlu yani.
Nermin Hanım sustu. Boğazında bir yumru belirdi.
Kusura bakmayın, dedi Sevim Hanım, gözlerini silerek. Dağıldım biraz.
Hiç sorun değil, dedi Nermin Hanım fısıltıyla. Ben de beş yıl önce emekli oldum. Kendime vakit ayırırım sandım. Tiyatroya, sergilere giderim, Fransızca kursuna yazılırım dedim. İki hafta dayanabildim.
Sonra?
Gelinim doğum iznine çıktı. Yardım istedi. Sen anneannesin, çalışmıyorsun, zor olmasa gerek. Kıramadım.
Sonra?
Üç yıl, her gün. Sonra torun anaokula başladı, haftada üç güne düştü. Sonra ilköğretim, haftada bir. Şimdi Artık çok da ihtiyaç duymuyorlar. Bakıcı var. Ben evde tek başıma Çağrılmayı bekliyorum. Unuturlarsa
Sevim Hanım başını salladı.
Kızım kasımda bana gelecekti. Ziyarete. Evi baştan aşağı temizledim, börekler börekler yaptım. Sonra aradı: Anne, Baranın antremanı varmış. Gelemeyiz.
Gelmediler mi?
Gelmediler. Komşuya verdim börekleri.
Birlikte sustular. Pencereyi döven yağmurun sesi dışında hiçbir şey yoktu.
Biliyor musunuz, en çok ne koyuyor? dedi Sevim Hanım. Gelmemeleri değil. Ama hep hâlâ umut etmek Telefonu elimden bırakmıyorum. Belki ararlar, özledik derler, diye bekliyorum. Sadece iş gereği değil de, özlemden
Nermin Hanım burnunun sızladığını hissetti.
Ben de bekliyorum. Her telefon çaldığında, Belki oğlum sadece sohbet etmek istiyordur, diye umut ediyorum. Ama her zaman bir iş için arıyorlar.
Ama biz her şeye yetişiyoruz, dedi Sevim Hanım gülümsemeye çalışarak. Çünkü biz anneleriz.
Evet.
Ertesi gün pansuman başladı. Acıyordu, ikisinin de. İşlem sonrası sessizce yattılar; Sevim Hanım birden,
Hep mutlu bir ailem olduğunu sandım. Kızım harika, damadım iyi, torunlar neşe. Kendimi gerekli sanıyordum. Onsuz yapamazlar diyordum.
Sonra?
Burada anladım ki, çok iyi idare ediyorlar yanımda olmadan da. Kızım bir kez bile şikâyet etmedi. Tam tersi, enerjikti. Demek ki işleri kolaylaşıyormuş, çünkü bedava anneanne varmış yanında.
Nermin Hanım dirseğiyle doğruldu.
Ben de şunu fark ettim. Her şeyimi feda ederek çocuğumu büyütürsem, onun için olmazı olmaz yaparsam, sonsuza dek minnettar olur sanıyordum.
Büyüdü ve kendi hayatını yaşıyor, dedi Sevim Hanım.
Evet. Belki normal bu. Ama kendimi bu kadar yalnız hissedeceğimi hiç bilmezdim.
Ben de.
Yedinci gün, oğlu aniden ziyaretine geldi. Habersiz, ansızın Nermin Hanım yatağında kitap okurken kapıdan belirdi. Uzun boylu, güzel bir kabanı, elinde de meyve poşeti
Anne! Başından öptü. Nasıl oldun? İyi misin?
İyiyim.
Harika! Doktor, üç güne eve gidebileceğini söyledi. Ben de düşündüm, bize gelsen diyorum? Elif de diyor boş oda hazırmış.
Sağ ol oğlum, evimde daha iyiyim ben.
Nasıl istersen. Ama ararsan, alırız.
Yirmi dakika oturdu. İşinden, torunundan, yeni arabasından bahsetti. Bir ihtiyacın olursa para göndereyim, dedi. Haftaya tekrar uğrarım, diye söz verdi. Ve hızlıca, belli ki içi rahatlamış bir şekilde çıktı.
Sevim Hanım yatağında, uyuyor numarası yaparak sessiz kaldı. Kapı kapanınca gözünü açtı.
Senin oğlun mu?
Benim.
Yakışıklıymış.
Evet.
Ama buz gibi soğuk.
Nermin Hanım cevap veremedi. Boğazı düğümlendi, nefes alamayacak gibi oldu.
Şunu düşündüm, dedi Sevim Hanım kısık sesle, belki de çocuklarımızdan sevgi beklemeyi bırakmalı. Onların kendi hayatı var. Bizim de kendimize yeni bir hayat bulmamız gerek
Kolay söyleniyor.
Yapması zor, evet Ama başka çare yok. Sonsuza dek beklemek, ummak Bizi mutsuz ediyor.
Kızına ne söyledin? diye sordu aniden Nermin Hanım, bir anda sen diye hitap etmeye başladı.
Kızıma? Taburcu olunca iki hafta dinleneceğimi, doktorun disiplin istediğini, torunlara bakamayacağımı söyledim.
Kız ne dedi?
Önce kızdı. Sonra Anne, sen de haklısın, idare ederim dedi. Öfkelendi mi? Hem de çok. Ama inan, içim çok hafifledi.
Nermin Hanım gözlerini kapadı.
Ben korkuyorum. Eğer reddersem, hayır dersem, benden tamamen uzaklaşırlar diye
Zaten çok sık arıyorlar mı diye bak.
Sessizlik.
İşte. Daha kötüsü olmaz. Yalnızca daha iyisi olabilir.
Sekizinci gün, ikisini aynı anda taburcu ettiler. Eşyalarını toplarken, sessizce vedalaşıyorlardı sanki.
Numaralarımızı değiş-tokuş edelim, dedi Sevim Hanım.
Başlarını salladılar, birbirlerinin numarasını kaydettiler. Bir süre bakıştılar.
Teşekkür ederim, dedi Nermin Hanım. Yanımda olduğun için.
Ben de sana teşekkür ederim Otuz yıldır kimseyle, bu kadar açık, içten konuşmadım.
Ben de.
Sarılıp vedalaştılar. Yaralarının acısından, yarım kucakla, temkinlice Hemşire çıkış evraklarını getirdi, taksi çağırdı. İlk Nermin Hanım gitti.
Ev bomboş, sessizdi. Çantasını boşalttı, duş aldı, koltuğa uzandı. Telefonunu eline aldı. Oğlundan üç mesaj vardı: Anne, çıktın mı?, Evde olunca ara, İlaçlarını unutma.
Eve geldim, iyiyim, diye cevap yazdı. Telefonu kenara bıraktı.
Dolaba yürüdü. Beş yıldır elini sürmediği dosyayı çıkardı. Fransızca kursunun broşürü ve filarmoni konserlerinin programları. Uzun uzun baktı.
Telefon çaldı. Sevim Hanım.
Selam. Rahatsız ettim, hemen aradım ama içimden geldi.
Sevindim. Gerçekten sevindim.
Şey Buluşalım mı? Tam iyileşince. İki haftaya Belki bir kafede, belki sahilde. İstersen tabii.
Nermin Hanım broşüre bir, telefona bir baktı. Sonra tekrar broşüre
İsterim. Hem de çok isterim. Ve biliyor musun, bence iki hafta beklemek gereksiz. Cumartesi buluşalım. Evde durmaktan da bunaldım.
Cumartesi mi? Ciddi misin? Doktorlar
Biliyorum. Ama otuz yıl herkesi kolladım. Sıra bana geldi artık.
Tamam, anlaştık. Cumartesi.
Vedalaştılar. Nermin Hanım telefonu bıraktı, broşürü tekrar eline aldı. Fransızca kursu bir ay sonra başlıyordu. Kayıt hâlâ açıktı.
Bilgisayarını açtı, kayıt formunu doldurmaya başladı. Ellerinin titrediğini hissetti, ama bitirdi.
Dışarıda yağmur yağıyordu. Ama bulutların ardında, ufak bir güneş parlıyordu. Solgun, sonbahar güneşi, ama ne olursa olsun bir güneş
Ve Nermin Hanım o an düşündü; belki de hayat yeni başlıyordu. Ve başvurusunu gönderdi.




