Eşim İçin Bakıcı
Ne demek istiyorsun? dedi Sevda, bir an yanlış duyduğunu sandı. Nereye çıkmam gerekiyor? Neden, niçin?
Aa, lütfen bu sahneleri yapma, diye yüzünü buruşturdu. Neyini anlamıyorsun ki? Artık bakacağın kimse kalmadı. Nereye gidersen git, umurumda bile değil.
Edip, ne diyorsun sen? Hani biz evlenmeyi düşünüyorduk?
O senin kendi kafanda kurduğun bir şeydi. Ben öyle bir şey asla düşünmedim.
Sevda, 32 yaşına bastığında hayatında köklü bir değişiklik yapmaya karar verdi ve doğup büyüdüğü köyden ayrıldı.
Burada artık ne işim var? Annemin bitmek bilmeyen dırdırını mı dinleyeceğim?
Annesi hâlâ onu boşanmasıyla suçluyordu. Nasıl oldu da kocanı elden kaçırdın? diyordu sürekli.
Oysa o Kadir denilen adam bir hayır duasını bile hak etmezditam bir alkoliğin tekiydi, gezip tozardı! Sevda, sekiz yıl önce onunla nasıl evlendiğine bugün bile akıl erdiremiyordu.
Boşandığına ise üzülmemişti; aksine, adeta üzerindeki yük kalkmış, rahat bir nefes almıştı.
Yalnızca, annesiyle şimdi sürekli bunun yüzünden tartışır olmuşlardı. Bir de para sıkıntısı sürekli kavga çıkartıyordu.
Artık taşınacak ve Ankara’da kendi hayatını kuracaktı!
İşte bak, ilkokul arkadaşı Sema bile beş yıldır dul bir adamla evliydi.
Adam ondan 16 yaş büyük, pek yakışıklı da sayılmazdı belki, ama evi vardı ve parası da gayet iyiydi.
Sevda içinden Ben de Semadan aşağı kalır değilim! diye geçirdi.
Oh be, sonunda aklın başına geldi! diyerek Sevdayı yüreklendirdi Sema. Hadi hemen toparlan, geçici olarak bizim evde kalırsın, iş konusunda da birlikte bakarız.
Sema, senin Vedat bir şey demez mi? diye endişelendi Sevda.
Ne alakası var! O bana her konuda destek olur, rahat ol. Hallederiz beraber!
Yine de Sevda, arkadaşının yanına fazla kalmadı.
Birkaç hafta geçici idare ettikten sonra ilk maaşını aldı, kendine bir oda tuttu.
Yalnızca iki ay geçmeden hayat ona beklemediği bir fırsat sundu.
Hanımefendi gibi bir kadın çarşıda tezgâh açmış, yakışıyor mu? dedi alışverişe sık gelen müşterilerinden Ekrem Bey, hafif bir şefkat ses tonuyla.
Sevda, sabit müşterilerini çoktan isimleriyle tanıyordu.
Ne yapsın insan, para kazanmak lazım, diye geçiştirdi Sevda. Sizin başka bir öneriniz mi var yoksa?
Ekrem Bey Sevdanın hayallerinde bir prens değildi. Yaşı başını geçmiş, hafif göbekli, saçları açılmakta ve gözleri sinsi gibi bakıyordu.
Ama giydiği kıyafetler, arabası belliydi ki parası pulu yerindeydi, öyle avare biri değildi.
Yüzüğünden evli olduğu anlaşılıyordu, o yüzden Sevda ona asla evlenilecek adam gözüyle bakmamıştı.
Sende sorumluluk var, temizsin, düzgün duruyorsun, Ekrem Bey hemen senli benli konuşmaya geçti, daha önce bakıcılık yaptın mı hiç?
Yaptım aslında. Komşum inme geçirmişti. Çocukları uzakta, ona ben baktım.
Harika, adam birden hüzünlü bir yüz ifadesi takındı, Benim de eşim Gülten Hanım ağır hasta, inme geçirdi. Doktorlar umut yok diyor. Eve aldım ama ilgilenecek zaman bulamıyorum. Yardım eder misin? Parasını da layıkıyla veririm.
Sevda uzun uzun düşünmedi bile. Ne de olsa sıcak bir evde, biraz da olsa iyi şartlarda yaşamak, sabahtan akşama kadar pazarda ayakta üşümekten çok daha iyi!
Üstelik Ekrem Bey, kendi evlerinde kalmasını önerdiğinden kira da ödemeyecekti.
Üç odalı koca evleri var! Doya doya koş, yer çok, diye heyecanla anlattı Sevda, Semaya. Çocukları falan da yok.
Gülten Hanımın annesi ise 68 yaşında hâlâ genç görünmeye çalışıyor, kısa zaman önce yeniden evlenmiş, kendi hayatının peşinde. Kimseyle ilgilenecek hali yok.
Eşi çok mu hasta yani?
Hem de nasıl Kadıncağız kımıldayamıyor, konuşamıyor. Sanmam ki toplansın.
Sen buna seviniyor gibi misin? Sema birden ciddi bir ifadeyle Sevda’nın gözlerine baktı.
Sevinmiyorum tabii ki, gözlerini kaçırdı Sevda, ama Gülten Hanım hayata veda edince Ekrem Bey bekar olur
Sen iyice kafayı yedin Sevda! Başka birinin ölümünü istemek… Evin olsun diye mi?
Ben kimsenin kötülüğünü istemiyorum, sadece şansımı değerlendirmek istiyorum! Sema, sen konuşması kolay, hep rahat yaşıyorsun.
O gün iyice tartışıp küstüler. Ancak altı ay sonra Sevda, Ekrem Beyle bir ilişkileri olduğunu Semaya itiraf edebildi.
Birbirlerinden kopamıyorlardı ama adam karısını bırakacak biri değildi. O yüzden bu gizli ilişki böyle devam ediyordu.
Yani sen onunla birliktesin, ama eşi daha hayattayken, yine onaylamadı Sema, Bu sana yakışıyor mu Sevda? Adamın parası gözünü bürüdü galiba.
Zaten senden güzel bir söz duyamıyorum ki! kırıldı Sevda.
Bir süre Semadan uzaklaştı. Kendisini suçlu hissetmiyordu (belki birazcık).
Herkes mi çok namusluymuş? Tok olan açın halinden ne anlar, boşuna dememişler. Sevda içleniyordu. Boş ver, arkadaşa da gerek yok. Ne olacak!
Gülten Hanıma titizlikle baktı, ilişkileri başladıktan sonra da evin bütün işlerini üzerine aldı.
Birinin gönlünü sadece yatakta değil, güzel yemek, ütülü gömlek, pırıl pırıl evle de kazanırsın, diye düşünüyordu.
Ekrem Bey de memnundu, Sevda da kısa süreli mutluluk yaşıyordu.
Farkında bile olmadan Gülten Hanıma bakıcılık ücreti de kesildi. Ama ne önemi vardı ki? Neredeyse karı koca olmuşlardı zaten!
Ekrem Bey ona market, ev masrafları için para veriyor, Sevda da bütçeyi idare ediyordu ama eline çok bir şey kalmadığını yeni fark ediyordu.
Oysa fabrikanın müdürü olan adam çok iyi maaş alıyordu. Evleniriz, her şey düzelir, diye avutuyordu kendini.
Zamanla aralarındaki aşk da sönmeye başladı, Ekrem eve geç gelmeye, ilgisiz davranmaya başlamıştı ama Sevda bunu hastalığa yordu.
Adam karısına zar zor bir dakika uğrar, Sevda ise bunun nedenini anlayamasa da üzülüyordu.
Beklenen oldu, Gülten Hanım hayatını kaybederken Sevda gözyaşlarına boğuldu.
Bir buçuk yılını ona adamıştı, kolay değildi. Cenazeyle de Sevda ilgilendi, çünkü Ekrem Bey acıdan kıpırdayamıyordu.
Yine yaptığı işi tam yaptı, kimseye laf bırakmadı. Komşular dahi, ilişkilerini söylemeseler de, cenazede ona destek verdi. Kaynanası da memnundu.
Sevda, Ekremden duyacaklarını hiç beklemiyordu.
Anlayacağın artık burada işin bitti, sana bir hafta süre veriyorum, taşın, dedi Ekrem, cenazeden on gün sonra, buz gibi bir ses tonuyla.
Yani? Nereye gideceğim ben? Nedenmiş bu şimdi?
Lütfen sahneye gerek yok, dedi adam. Bakacak kimse yok artık. Nereye gidersin, bana ne!
Edip, ne diyorsun! Hani evlenecektik biz?
O senin kendi kafandaki hayaldi. Ben sana öyle bir şey demedim.
Ertesi sabah, sabaha kadar uyumadan, Sevda bir daha konuşmayı denedi ama Ekrem yine aynı cümleleri tekrarladı ve hızla çıkmasını istedi.
Nişanlım tadilat yapacak, evlenmeden, dedi Ekrem.
Nişanlın mı? Kim o?
Sana ne.
Bana ne ha?! İyi, giderim ama önce bana borcunu ödeyeceksin. Bakıcı maaşı aylık kırk bin lira anlaşmıştık. Sadece iki kez maaş aldım, toplam altı yüz kırk bin lira borcun var.
Hesaba bak, maşallah, iyi hesap biliyorsun! güldü adam. O kadarına sevindin mi?
Hatta ev işleri için de alman lazım! Bak, kuruşuna kadar hesap çıkarmıyorum. Olur da bir milyon ödersin başın ağrımaz!
Ne yapacaksın, mahkemeye mi gideceksin? Kontrat bile yok.
Şengül Hanıma anlatırım, dedi Sevda sessizce. Sonuçta bu evi o aldı.
Bak, bunu duyarsa işin de gider, evin de gider. Kaynanayı benden iyi tanırsın.
Ekremin rengi attı, ama kendini çabuk toparladı.
Kim inanır sana? Gevezelik ediyorsun, çık artık.
Sana üç gün verdim, canım sevgilim. Bir milyon lira gelmezse rezalet yaşarsın, dedi Sevda eşyalarını toparlayıp bir pansiyona gitti. Kenarda azıcık para biriktirmişti.
Dördüncü gün cevap alamayınca Ekremin evine gitti ve tesadüf işte, kadının annesi Şengül Hanım da oradaydı.
Ekremin yüzüne bakınca Sevda hemen anladı ki bir kuruş alamayacak; hemen her şeyi açık açık Şengül Hanıma anlattı.
Bunlar hikâye, uyduruyor! Sakın inanmayın buna! diye bağırdı Ekrem.
Ben cenazede bir şeyler duymuştum da inanmamıştım, dedi Şengül Hanım sertçe bakıp. Şimdi her şey belli oldu. Senin için de durum net. Unutma, ev hâlâ benim tapumda.
Ekrem dona kaldı.
Üç gün içinde ev boşaltılmış olsun. Daha fazla uzatma.
Şengül Hanım çıkarken Sevdaya döndü:
Ne bekliyorsun burada? Ödül mü vereceğiz? Hadi çık bakalım!
Sevda apar topar kendini dışarı attı. Artık beş kuruş beklemiyordu; pazara dönüp çalışması gerekecekti, orada iş her zaman bulunurdu…




