Komşuma Aşık Oldum, Ama Oğlum Beni Tanımak İstemiyor.

Komşuma aşık oldum. Oğlum beni tanımak istemiyor.

– Ne yapıyorsun, baba? Delirdin mi? – diye bağırdı oğlum, yana yana kızarmış bir yüzle. – Sen komşuyla? O çit arkasındaki tuhaf adamla mı?

Ben mutfakta hâlâ bir temizlik bezi tutuyordum. Böyle bir tepkeye hazırlıklı değildim. Sadece, Mehmet Bey ile görüşmekte olduğumuzu, aylarca konuştuğumuzu, onunla iyi vakit geçirdiğimizi ve sanırım aşık olduğumu söyledim.

Baba üç yıldan az bir sürede mezarda bile değildi! diye çığlık attı o. Nasıl olur böyle?

Midem bulandı. Oturmak istedim, ama o kapıya yöneldi.
– Bana seslenme. Seni tanımak istemiyorum diye bağırdı, kapıyı çarparcasına çarptı ve camlar titredi.

Sonra sessizlik çöktü.

Yalnız kaldım. Bu yalnızlık, yıllarca alıştığım o tanıdık sessizlik değildi. O, bana doğurduğum, büyüttüğüm ve hayatımdan öteye sevdiğim çocuğumun boşluğuydu.

Ben bir şey yapmadım değil mi? Aşk aramamıştım. Aşk sessizce, çitin üzerinden, ortak çaylar, bahçedeki kahkahalar aracılığıyla bana gelmişti. Şimdi ise oğlu, artık benim annemi görmediğini söylüyor.

Gerçekten mutluluğa hakkım yok mu?

O gece bir dakikası bile uyumadım. Yatağa uzanmış, tavana bakarken kulağımda hâlâ onun sesi çınlıyordu: Seni tanımak istemiyorum. Bu sözler, başıma gelen her şeyden daha acı vericiydi. Kocamın cenazesi bile bu kadar yırtıcı olmamıştı. O ölüm trajik ama doğaldı. Bu ise, bir çocuğun bağını koparmak gibiydi.

Mehmet sabah bana bir mesaj attı. Seni düşünüyordum. Konuşmak istersen buradayım. Cevap vermedim. Suçluluk duygusu içindeydim. Suçlu ben değil, oğlumdu. Sanki geri dönüşü olmayan bir şey yapmış gibi hissettim.

Tüm gün evde bir hayalet gibi dolaştım. Komodinin üzerindeki aile fotoğrafları, en iyi baba yazılı kupalar, buzdolabına yapıştırılmış torunların çizimleri Hepsi bir zamanlar bir bütünün parçası olduğumu hatırlatıyordu. Anne, baba, eş Şimdi ise kendimi bencil hissediyordum.

Akşam kızım Nehir geldi. Bana her zamanki gibi kek ve çilek suyu getirdi. Masaya oturdu, gözlerine bakarak:
– Neler olduğunu duydum.

Başımı salladım, parçalanmak istemedim.
– Sen ne düşünüyorsun? diye içten içe sordum.

Omuz silkti.
– Açıkçası, ben de bilmiyorum. Baba harika bir insandı. Seni başka biriyle görmek zor. Ama sen genç bir kız değilsin artık. Sevgi ve yakınlık hakkın var. diye tereddüt etti. Kadiri anla; o hâlâ anıların içinde yaşıyor.

– Ben ise günlük hayatla yaşıyorum dedim. Ve bu hayatta çok yalnızım.

Nehir uzun uzun baktı, sonra nazikçe elimi sıktı.
– Ne söyleyeceğimi bilemiyorum, baba. Ama yanındayım.

Bu sözler bir pansuman gibi yaramı kapattı. Acıyı dindirmedi ama ertesi gün bahçeye çıkıp yürümemi sağladı.

Mehmet kapı önünde bekliyordu. Elinde çay termosu, bir nebze mahcup bir yüz.
– Bir dakikan var mı? diye sordu.

Başımı salladım. Benimle bankta oturdu.
– Her şey bu kadar karıştığı için özür dilerim dedi sessizce. Sana sıkıntı vermek istemedim.

– Suçlu değilsin dedim. Sanırım benim de bu hakka layık olmama hakkım yok.

Mehmet bana daha önce hiç görmediğim bir ciddiyetle baktı.
– Böyle konuşma. Hakların var. Benim de var. Yıllarca her şeyi gereği gibi yaptık. Belki şimdi kendi yolumuzu çizmeliymiz.

Boğazımda bir sıcaklık hissettim. Cevap vermedim ama kaçmadım. Kalıp onunla sessizce oturdum. Bu sessizlik acı vermez, sadece huzur verir.

Üç hafta geçti. Kadir bir söz etmedi. Aramadı, mesaj da atmadı. Torunlar da sessizdi. Sanki kalın bir bıçakla hayatımın tüm kadrosu kesilmişti. Her gün acıtsa da, yeniden nefes almayı öğrenmeye başladım.

Mehmet ile neredeyse her gün buluşuyoruz. Çay, bankta sohbet, bazen ortak alışveriş Hepsi yeterliydi; yaşamaya başladığımı hissettirdi. Beni bir baba, dul ya da dede olarak değil, bir kadın olarak gördüm.

Bir öğleden sonra, sebze pazarından dönerken evin önünde oğlumun arabasını gördüm. Şaşkınlık içinde durdum. Dönmek, saklanmak, yokmuş gibi davranmak istedim. Ama ayağa kalktım ve arabaya girdim.

Kadir masada oturuyordu; çocuklar yoktu.
– Sana söylemek istedim ki belki de fazla ileri gittim diye baktı bana, göz teması kurmadan. Ama hâlâ kabul edemiyorum.

Karşıma oturdum.
– Kabul etmeni beklemiyorum. Tek istediğim reddetmemen.

Uzunca sessiz kaldı.
– Biliyor musun, babamı ne kadar çok sevmiştim.

– Biliyorum. Ben de onu sevmiştim. O gitti. Ben hâlâ buradayım ve yaşamıma devam etmek istiyorum.

Sonunda bana baktı. Gözlerinde öfke, acı ve belki biraz da anlayış vardı.
– Bu benim için zor olacak.

– Benim için de zor dedim. Ama senin beni kabul etmemen bana olan sevgimi kesmez.

Kadir ayağa kalktı, kısaca sarıldı. Daha fazla bir şey söylemedi. Bu, bir başlangıçtı.

Şimdi bile kararın doğru olup olmadığını tam olarak bilmiyorum. Ama aşk, birinin hoşuna gitmesiyle ortaya çıkmaz. Çıktığında ise kucaklanmalı. Bazen sırtını çeviren birini de görürsün. Acıtsa da ancak o zaman gerçekten tekrar yaşamaya başlayabilirsin.

Rate article
Lifequest
Komşuma Aşık Oldum, Ama Oğlum Beni Tanımak İstemiyor.