15 Haziran 2024
Bugün akşam yemek masasının bir köşesine oturup, kalemi elime aldığımda içimde birikmiş yılların ağırlığını hissettim. Yetişkin oğlum Mert, beni her zaman bir adım geride tutmuş gibi kaçınıyordu. Hastaneye kaldırıldığını öğrendiğimde, onun ikinci hayatını ve onu bambaşık biçimde tanıyan insanları bir anda gördüm
Kendi çocuğum hakkında ne kadar az şey bildiğimi hiç hayal etmemiştim. Yıllar boyunca, oğlumun sadece kendi ailesini kurduğunda, tutkulu olduğu işleri peşinden koştuğunda ve günlerini iş ve sorumluluklarla doldurduğunda, yetişkin erkeklerin kendine yer bulma alışkanlığı olduğu düşüncesiyle kendimi mutlu ettim. Oysa gerçek, hayal edebileceğimden çok daha karmaşıktı.
İletişimimiz uzun süredir buz gibi; Mert üniversiteden mezun olur olmaz evden ayrıldı, ardından bir dizi taşınma, bir iş ve o iş hakkında çok az konuşma geldi. Her zaman kibar ama mesafeli bir tavır sergiledi.
Bazen bayramlarda kısa bir ziyaret ederdi, sadece birkaç saat kalır, sonra kendi dünyasına geri dönerdi. Beni evine uzun süre davet etmez, nadiren telefon ederdi. Çok yoğunum diyerek, yetişkinliğin doğal bir düzen olduğunu kendime tekrar tekrar söylerdim. Ama içimde bir yerlerde, onunla bağımın zayıfladığını hisseden bir özlem vardı.
Her şey bir gece ansızın değişti. Telefon çaldı, kadın sesli bir haber taşıyordu: Mert’in bir kazası oldu, hastanede, aileye ihtiyaç var. Kalbim ağzıma geldi.
Koşarak çantamı topladım, kuzenim Selmayı aradım, evrakları bulmaya çalıştım. Hastaneye giden yol sanki uzadı; aklım binlerce soruyla dolup taşıyordu: Bir şey kaçırdım mı?, Daha iyi bir anne olabilir miydim?, Ona söyleyeceklerimi zamanında söyleyebilecek miyim?
Hastane kapısını açtığımda karşılaştığım manzara beni hayret geçirdi. Mertin yatağının başında yabancı yüzler oturuyordu: genç bir adam, renkli saçlı bir kadın, yaşlı bir teyze çabucak bana bir çay ikram etti.
Sen Mertin annesi misin? Nihayet tanıştığımıza çok sevindik, diye gülümseyerek selamladı. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi bir his kapladı beni; sanki o an babasının evinde konuk olduğum bir misafir gibi hissettim.
Günler geçtikçe, daha önce hiç duymadığım şeyleri öğrenmeye başladım. Mert’in yıllardır toplumsal faaliyetlerde bulunduğunu fark ettim; sokak hayvanları barınağında gönüllüydi, zor ailelerin çocukları için bağış kampanyaları düzenliyor, festivallerde yardım eli uzatıyordu.
Hastaneye gelen ziyaretçiler, onun evsizlerle geceleme yerlerine gittiğini, bir haftaya kadar yerde uyuyarak birine destek olduğunu anlatıyordu. O soğuk, içine kapanık diye düşündüğüm çocuğun hikâyesi gözümün önünden akıp gitti, gözlerim doldu.
Her yeni gün, daha çok soru, daha az cevap getiriyordu. Neden bana bunları söylememişti? Neden kendi dünyasını paylaşmak istemişti? Sonunda ona bir kez daha soruşabildiğimde, hâlâ zayıf ama ayık bir sesle şöyle dedi:
Üzgünüm, seni endişelendirmek istemedim. Sakındım ki, sen her şeyi düzenli, güvenli ve tahmin edilebilir istiyorsun. Ben ise birinin beni ihtiyaç duyduğunu, hayatımın bir anlamı olduğunu hissetmek istiyordum.
Bu sözler gecelerime gölge oldu; birkaç gecedir uyuyamadan düşündüm bizi ayıran duvarları. Anladım ki, yıllar boyunca onu kollarıma tutmaya çalışırken, onun aslında farklı bir alan, güven ve kendi yolunu aradığı gerçeğini görmemişim. Yanına yaklaşmak istedim ama hiç sormadım kim olduğunu gerçekte.
İyileşme süreci uzadı, ben her gün onun yanındaydım. Arkadaşlarıyla tanıştım, onun hayatına dair pek çok hikâyeyi dinledim. Seçimlerini, benim hayal ettiğim sakin ve güvenli gelecekten farklı olsa da, takdir etmeye başladım. Yargılamayı, düzeltmeyi bıraktım; sadece yanında olmaya odaklandım.
Bugün ilişkimiz tamamen değişti. Mert artık daha sık telefon ediyor, beni evine davet ediyor, hayatının içine beni katıyor. Ben de gönüllü çalışmalara katılmaya, onun arkadaşlarıyla vakit geçirmeye, bir zamanlar yabancı gördüğüm dünyayı keşfetmeye başladım. Korktuğum şeylere kapı açtım; bunun sayesinde oğlumla hiç olmadığı kadar yakınlaştım.
Bazen hâlâ, onu hayal ettiğim gibi sakin, öngörülebilir, her zaman elimin altında görmek istiyorum. Ama artık anladım ki, anne sevgisi çocuğun bir yansıması olmak değil, onu olduğu gibi kabullenmek demektir. Bu yeni yakınlığı öğrenirken hâlâ bir yolculuğun içindeyim, fakat her acı ve gözyaşı, bu bağı kurmamı sağladı.
Ayşe (Annem)




