Eski eşim bağışlanma umuduyla kapı araladığında, yükselişimi duyunca birden öfkeyle karışık bir sevinç patladı.
Tebrikler, İrem Yıldız! Artık bölge müdürüsün. Başkanın koltuğu henüz soğumamışken, sen ona tam uyuyorsun. Gerçekten mutlu oldum ki, bu pozisyonu sen aldın, Moskovadan gelen o şapşal yerine.
Elif, insan kaynakları müdürü ve uzun zamandır dostum, gürültülü bir şekilde masaya şişkin bir dosya bıraktı, ardından ziyaretçi koltuğuna çökerek bir gülümseme yaydı. Sanki terfiyi kendisi kazanmış gibiydi.
İrem, meşe bir masa üzerindeki elleriyle hafifçe süpürdü. On beş yıl bu firmada çok çalışmıştı. İlk işini basit bir sekreter olarak almış, müşterilerin kaprislerine dayanmış, geceleri raporlarıyla kalmış, başkalarının hatalarını düzeltmişti. Şimdi ise şehir manzaralı bir ofis, bir şirket arabası ve hayalini kurduğu, hatta yüksek sesle hayal edemediği bir maaş söz konusuydu.
Teşekkür ederim, Elif. Üç yıl önce işten ayrılmak istediğimde senin desteğin olmasaydı, bu hiç mümkün olmazdı.
Oh, ne demek! Sen asla ayrılmazdın. Karakterin çelik gibi. Hatırla, o dönemde boşanman, depresyonun, Mertin seni sürekli eleştirmesi Sen dişlerini sıktın ve işe döndün. Bu ödül, senin dayanıklılığın. Bu arada Mertten bahsetmiş miydim? Dün süpermarkette bir şey gördüm.
İremin eski eşinin adı hâlâ içinde soğuk bir his bırakıyordu. Üç yıl geçti; sessizlik, huzur ve özsaygısının yeniden inşası
Kiminle karşılaştın? Gerçekten mi?
Tam da onunla. Görünüşü artık hiç etkileyici değil. Hatırlıyor musun, kendini bir sanatçı gibi gösterip, Ben bir yaratıcıyım, sen beni takdir etmiyorsun derdi. Şimdi o yaratıcılık onu indirimli ürünler bölümüne getirmiş; yıpranmış bir ceket, en ucuz mantıyı ve kampanyalı bir bira alıyor.
İrem, soğukkanlı bir şekilde omzunu silkti, ama içindeki memnuniyet bir anlığına alevlendi.
Belki sadece zor bir dönemdir dedi.
Zor bir dönem, Mert genç bir kadının onu senin gibi besleyeceğini sandığında başladı diye ekledi Elif. Pekala, hüzünlü şeyleri bir kenara bırakalım. Akşam bir kutlama yapalım mı?
Kesinlikle. Ama yarın olsun. Bu akşam sadece evde bir banyo, bir çay ve kendimin artık patron olduğumu hissetmek istiyorum.
İrem, bir an bile geri adım atmadı. Akşam yeni crossoverını binanın önündeki lüks bir siteye park etti. Bu daireyi bir yıl önce, gelirleri iyileştikçe mortgage ile almış ve neredeyse tamamen ödemişti. Gözetmen nazikçe kapıyı açıp ona selam verdi.
Katına çıkarken, asansörden çıktıktan hemen sonra bir şey fark etti. Kapısının önünde bir adam duruyordu, bir elinde üç yarı çürümüş gül taşıyan garip bir sepet tutuyordu.
Kalbi bir an durdu. Mert.
Yaşlanmıştı, göz altındaki torbalar belirgindi, saçları seyrekleşmiş ve eski ihtişamı yavaşça silinmişti. İreme bakarken bir zamanlar hipnotik bir etkisi olan gülümsemesi, şimdi yapmacık ve acınacak bir tebessüm haline gelmişti.
Selam İri! Bir sürpriz yapmaya karar verdim. Kapı interkomuna bastım, kimse açmadı, komşu çıktı, ben de içeri girebildim. Bekleyecektim.
İrem yavaşça kapıya doğru yürüdü, anahtarını çıkarmadan. Çıkmak isterken, merak ve yeni kazanılmış özgüveni onu durdurdu.
Merhaba, Mert. Ne haber? Üç yıldır görüşmedik. Boşanma sırasında beni hayatından tamamen çıkarmamı istemiştin, hatırlıyor musun?
Mert gergin bir kahkaha attı, çiçeklerin üzerindeki streç filmle oynayarak.
Eski şeyleri hatırlamayan kim? O zaman duyguluydum, ne yaptığımı anlamamıştım. Orta yaş krizi, bir şeyler eksikti. İri, ne kadar güzel olmuşsun! Bu kıyafet pahalı olmalı, çok yakışıyor.
Mert, işimize odaklanalım. Neden geldin?
İçeri girelim mi? Merdivende konuşmak zor, biz de hâlâ yabancı değiliz. On beş yıl birlikteydik, bu bir anda bir kediye dokunmak gibi.
İrem bir an tereddüt etti. Onun dünyasına, kusursuz bir şekilde düzenlenmiş evine, çorapları ve şikayetlerine yer vermek istemiyordu. Ama kapının önünde onu bekletmek de aptalcaydı.
Gir, ama çok uzun kalma. Planlarım var.
Mert içeri adımını attı, gözleri etrafa göz gezdirdi.
İremin dairesi bir gurur kaynağıydı. Aydınlık tonlar, tasarım mobilyalar, pahalı tablolar Gürültüsüz, geniş ve şık. Mert ayakkabılarını çıkarırken toprakla kaplı bir çorapla zemini kirletti, İrem kaşlarını çattı.
Vay canına, ne kadar büyük bir saray! dedi. Tek başına mı yaşıyorsun?
Evet.
Duydum ki dağa çıktın, müdür oldun, maaşın da gökkuşağı kadar yüksekmiş?
İrem mutfağa gitti, Mert peşi sıra oturdu, yapay taş tezgaha ellerini koydu.
Mert, bu bilgiyi nereden aldın? Beni mi takip ediyorsun?
Takip mi? Şehir küçüktür, söylentiler çabuk yayılır. Ortak tanıdıklarla konuştum. İri artık yüksek bir kuş gibi diye. Gerçekten sevindim, senin ne kadar başarılı olduğunu gördüm! Senin potansiyelini hep söylemiştim, hatırlıyor musun?
İrem neredeyse çayını boğazına kaçırdı.
Söylemiştin? On yıl boyunca beni gri fare diye nitelerken, kariyerimin sadece kağıt taşıma olduğunu, benim senin gibi yetenekli birinin yanına minnettar olmam gerektiğini söylüyordun.
O zaman motive ettim seni! diye savundu Mert hızlıca. Tam tersine, kızdın, kanıtladın. İşe yaradı! Ben de bir parça pay aldım başarına.
Mert ona umutla bakıyordu, sanki teşekkür kelimesiyle boğazını dolduracaktı. İrem ise tanıdığı adamı görmüyordu; öfkeli bir sefalete düşmüş birine dönüşmüş, eski gururlu yakışıklı artık sıradan bir kaybeden.
Çay ister misin? diye kurallı bir sesle sordu.
Evet. Bir şeyler de ekleyebilir misin, açım.
Nerede çalışıyorsun?
Şu an taksi şoförlüğü yapıyorum. Kripto para projemde sıkıntı var, ortaklar geri çekildi. Şimdi yeni bir alanda kendimi arıyorum. Aşkım, bir zamanlar yanımda olan Deniz o benden sırtını döndü. Para istiyordu, ben de ona bir Maldiv şişesi vermek istedim, ama ruh eksikti.
İrem ona bir fincan çay ve bir paket bisküvi koydu.
Yani Deniz seni kovdu mu?
Biz karşılıklı karar verdik! diye bağırdı Mert, ardından sessizleşti. Evet, ben bir başarısızlık oldum. İki yüksek lisansım var, ama bir şey eksik Sen farklıydın, anladın beni.
Mert masanın üzerinden elini uzattı, İremin elini tutmaya çalıştı. İrem soğuk bir şekilde geri çekti.
Beklemedim, çalıştım. Sen kanepede otururken ben ek işler yaptım, gece ingilizce çalıştım, senin alaylarınla başa çıktım. İlk terfiyi aldığımda sen bir tartışma çıkardın, sonra eşyaları topladın ve Denize gittin, çünkü o hafif ve ilham verici diyordu.
Hata benim! diye çığlık attı Mert, masaya yumruğunu vurdu, ardından korkuyla tebeşiri kontrol etti. Aptal oldum. Gençlik kör etti beni. Ama bu sadece kabuk; gerçek aşk bizimki, ruhlarımızın bağlaması. Üç yıl boyunca düşündüm seni.
Gerçekten mi? diye gülümseyerek sordu. O da benim arabamı ve dairemizi çaldı, hatta laptopumu da aldı.
Neden hatırlıyorsun? Ben kötü bir niyetle gelmedim. O zaman para lazım, sen zengin oldun!
Durum aynı. Sana hiçbir şey borçlu değilim. Kredilerin senin sorumluluğun. Ev sorunların senin seçimlerin.
Yani beni dışarı çıkarıyorsun? Sokakta mı kalıyorum?
Arabana bin, anne yanına git, o seni bekliyor.
Mert çaresizce bağırdı, Kredi! İcra! gibi kelimeler döktü.
İrem sakin bir sesle yanıtladı:
Üç yıl önce sen gittiğinde çamaşır makinesini bırakmanı istedim. O zaman diş tedavisi ödeyip bir kuruş bile yoktu. Sen de Kazan, hiçbir şey borçlu değilim dedin. Hatırlıyor musun?
Mert homurdandı:
Hatırlıyorum ama şimdi durum farklı, zengin oldun!
İrem kararlı bir şekilde devam etti:
Aynı durum devam ediyor. Ben sana hiçbir şey borçlu değilim. Kredilerin senin sorumluluğun. Ev sorunların senin kararın.
Mert umutsuzca çantasından çiçekleri topladı:
Çıkar, git!
İrem kapıyı açtı, Mert dışarı çıktı, kapı çarptı ve iki kez kilidi çevirdi.
İrem arkasını kapıya yasladı, gözlerini kapattı. Gözyaşı gelmek üzereydi, ama yerine hafif bir mutluluk dalgası yükseldi. Başarmıştı. Kendine güvenini kaybetmemişti.
Mutfağa döndüğünde, Mertin çay fincanı hâlâ masada, üç solmuş gül streç folyonda duruyordu. İrem çiçekleri tek parmakla aldı, çöp kutusuna attı, fincayı bulaşık makinesine koydu, masayı temizlik beziyle sildi; sanki onun ziyaretini hafızasından siliyordu.
Telefon bir ses çıkardı. Eliften mesaj:
Peki, müdür? Banyo köpüklü mi yoksa şampanya mı?
İrem gülümseyerek yanıtladı:
Şampanya, sushi. En pahalı olanı. Sadece terfiye değil, içimdeki son boşanma kutlamasına da.
Yarım saat sonra lüks kanepesinde oturmuş, gece ışıklarını izleyerek düşündü: Hayat bazen geriye çekilen bir ağı gibi yükselişini gösterir; o ağı iterek kanatların gerçek olduğunu anlarsın.
Ertesi sabah yeni ofisine girerken, sekreterine nazikçe selam verdi, ilk toplantıyı yönetti, talimatlar verdi. Sekreter Lena, korkmuş bir yüzle içeri girdi:
İrem Hanım, bir adam var, eşiniz olduğunu iddia ediyor, acil bir işi var. Güvenlik onu içeri almıyor.
İrem hiç ekranından gözünü ayırmadı:
Benim eşim yok, Lena. Güvenlik onu dışarı çıkarın. Direnç gösterirse, polisi çağırın.
Lena başını salladı ve çıktı. Birkaç dakika sonra koridorlardan gelen sesler kısıldı. İrem pencereye yaklaştı, onuncu kattan aşağı bakınca, tanıdık yıpranmış bir ceket içinde iki güvenlik görevlisinin taşıdığı bir figür gördü; el sallıyor, bir şeyler kanıtlamaya çalışıyordu ama kapılar kapandı.
İrem pencereyi terk etti, işine geri döndü. Çok fazla işi, çok fazla planı ve çok ilginç bir hayatı vardı; geçmişin hayaletlerine bir dakikasını bile ayırmayacaktı. Kendini seçmişti ve bu dört on yılın en doğru kararıydı.




