Hayatım boyunca böyle bir sahneye şahit olmamıştım. Birkaç hafta önce, kayınbiraderimin doğum gününü kutlamak için tüm ailemiz İstanbulda bir araya gelmişti; büyüklerimiz, yeğenlerimiz ve doğum günü sahibi Zeynebin kendisi. Herkes teker teker gelip eşime kutlama dilerken, onun cömertliğinden bahsetmeden geçemiyordu.
Eşimle birlikte tebrikleri alırken elimizde bir zarf vardı; içinde beş yüz Türk lirası vardı. Bence hediye gayet yerindeydi, ama abartılacak bir cömertlik de yoktu. İşin aslı, olayın sebebi kayınvalidemin elini Zeynebin omzuna koymasıyla bir anda ortaya çıktı.
“Ahmet, bugün kız kardeşinin doğum günü,” dedi sesi titreyerek. “Hâlâ yalnız, hiç eşi yok, doğal olarak sen abisi olarak onun her şeyiyle ilgileneceksin. Şimdi iki dairen var, birini Zeynebe hediye ediyorsun!”
O an herkes alkışlamaya başladı. O kadar şaşırdım ki, elimdeki çay neredeyse sandalyeden düşecekti. Ancak mesele bununla kapanmadı.
“Abi, yeni yapılan siteden olacak değil mi? Ne zaman taşınabilirim, hemen mi?” diye sordu Zeyneb heyecanla.
Eşimle gerçekten iki dairemiz vardı. Birini Kadıköyde anneannemden miras almıştım; tadilat yapıp kiraya vermiştik. Elimize geçen kira geliriyle yeni mahalledeki dairemizin kredi borcunu ödüyorduk. Biz de zaten o yeni dairede oturuyorduk. Eşimin, anneannemden kalan daire üzerinde herhangi bir hakkı yoktu. O daireyi ileride çocuğumuza bırakmayı düşünüyordum; Zeynebe vermek aklımın ucundan geçmezdi.
“Unut bunu,” dedim sert bir tonla, “kiraya verdiğimiz daire bana ait, hayalini kurduğun dairede ise birlikte yaşıyoruz.”
“Ayşe kızım, yanılıyorsun,” dedi kayınvalidem çatık kaşlarla, “sen benim oğlumun eşisin, sonuçta tüm mal varlığınız ortak ve esasen oğlumun yönetiminde olmalı!”
“Ben kimseye engel olmam,” karşılık verdim, “ister eşine ister kardeşine yardım et, ama bir şartla: benim malımdan olmayacak!”
Ahmet huzursuzca başını eğdi, “Sevgilim, beraber daha çok kazanırız, üçüncü daireyi alırız, Zeynebe doğum günü hediyesi olarak bunu veririz,” dedi.
“Gerçekten ciddi misin?” sesim yükseldi. “Eğer kardeşine bir şey vereceksen, ancak boşanırsak ortak malımızı paylaştırabilirsin!”
“Böyle konuşmaya utanmıyor musun?” diye bağırdı kayınvalidem öfkeyle. “Madem öyle, boşanmak istiyorsan hemen yaparız! Ahmet, bence eşyalarını topla ve annene geri dön; sen ise gaddar ve çıkarcı bir insansın!”
O sözlerden sonra, bir daha böyle bir deliliğin ortasında kalmak istemediğimi anladım ve başımı eğip o tuhaf ortamı terk ettim. Çünkü kimsenin, benim emeğime ve annemden kalan mirasa böylesine hoyratça hükmetmeye hakkı yoktu.




